Ferhan Ercan

Tüm Yazıları


Seçime Giderken (!)

  • 06 Haziran 2018 Çarşamba


Kesinlikle demokratik olmayan bir seçimle karşı karşıyayız. Eskiden seçimlere üç ay kala üç bakanlık (İçişleri, Adalet ve ulaştırma)değiştirilir ve yerlerine tarafsız olduğu varsayılan üst düzey bürokratlar atanırdı. Bu önlem seçime katılanların eşit koşullarda ve güvenlik içinde yarışmalarının güvencesi idi. Ayrıca seçime katılacak olan adaylar görevlerinden ayrılmak mecburiyetindeydiler.
Devam ettirilmesi gereken bu iki önlem bir yana OHAL koşullarında ve bağımlı kurumlar eşliğinde bir seçime gitmeye mecbur bırakıldık. Sadece seçime katılan iki parti devlet yardımı alabiliyor. Bir partinin başkanı hapiste. Öteki partilerin seçim büroları saldırıya uğruyor, bu yetmezmiş gibi bazı yerel yönetimler beklenmedik engellemeler yapmaktalar.
Erken baskın seçime gitmenin önemli bir nedeni ekonomik durumdaki bozulma. Ülkenin içinde bulunduğu olumsuz koşulları şöyle açıklayabiliriz:
1-Birçok alanda üretim yok veya yetersiz. Bu nedenle dışa bağımlı bir yapı oluşturulmuş. Ülkenin ihtiyaçları(tüm tüketilenler) dışarıdan karşılanıyor. Dış alımlar için dövize ihtiyaç var. Döviz gereksinimi sattıklarımızdan daha çok satın almak zorunda olmamızdan kaynaklanmaktadır. Bu noktada iki seçenek var. Ya dışarıdan borç alınacak(AKP’nin aldığı borç toplamı 320 milyar dolar) yada iç üretime yönel inecek. Çok iyi bildiğimiz gibi; “Borç alan emir alır!” gerçeğini göz ardı edemeyiz. Alınan her emir onu verenin lehine ve emir alanın aleyhinedir. Birinin kaybı ötekinin kazancıdır.
2-Tasarruflar, dolayısıyla yatırımlar hem yetersiz hem de akılcı değil. Dışarıdan alınan borçlar ülke yararına olmayan ve yatırım öncelikleri içinde olmayan yatırımlara yapılmıştır. Bu yatırımlar sadece yandaşları kayırmayı hedef aldığından ülke yararına değildir. İstanbul’da yapılan metronun kilometre maliyeti 140 milyon, İzmir’de daha zorlu bir zeminde yapılan metronun kilometre maliyeti 40 milyon. Üç Boğaz Köprüsünün maliyetleri şöyle: Birinci,21.7 milyon dolar, ikincisi 125 milyon dolar ve üçüncüsü 3 milyar dolar. Süleyman Demirel 3 milyar dolara tam 143 köprü yapabilirdi(!)
Tasarrufların yeterli olabilmesi için gelir dağılımının adil olması gerekirdi. Vergiler gelir dağılımı açısından düzenleyici bir işlev görmelidir. Vergilerde adil olan dolaysız vergidir. Bu vergi az kazanandan az, çok kazanandan çok alınmalıdır. Hal böyle iken, bizdeki dolaylı vergiler %65’i bulmaktadır. Dolaylı vergiler, yoksulların yetersiz gelirlerine zorla el koymanın örtük biçimidir ve adaletsizliğinde kanıtıdır.
3-Eğitim, “Dava” denen bir saçmalığa kurban edilmiştir. Kindar ve dindar nesil çağdaşlıkla ilgisi olmayan bir geleceksizliktir. Cumhuriyet karşıtlığı özellikle inanan iyi niyetli insanları olumsuz olarak yönlendirmeleri ve Cumhuriyete karşı konumlandırılmalarıyla gerici ve tutucu bir cephe oluşturulmuş ve bu insanlar kişisel çıkarları maskeleyen yığınlara dönüştürülmüşlerdir. Aynı kapsamda bağımlı yoksullar bir oy deposu olarak kullanılmışlardır(!) Eğitimde ülke yararına bir şey yapılmamıştır. Oysa dışa bağımlılıktan kurtulmanın en önemli aracı eğitimdir. Ülkenin ihtiyaç duyduğu alanlarda inanan veya inanmayan fakat ülke yararını ön planda tutan yurtsever kişilere ihtiyacımız var.
4-Sağlıkta temel sorun, sağlıkla ilgili sağlıksız bir yapının oluşturulmasıdır. Kent hasta haneleri gelişmiş ülkelerde uygulanmış, beklenen yararları sağlamadığı görülerek vazgeçilmiştir. Bizde ısrar edilmesinin görünür tek nedeni yandaşlara uzun süreli rant sağlamaktır. Arsası ve kredisinin verilmesi yetmiyormuş gibi birde yatacak hasta sayısında güvence verilmektedir. Belirlenen sayıya ulaşılmadığı zaman taahhüt edilen sayının bedeli hazineden karşılanacaktır. Halkın cebinden(devlet kasasından) kuruş çıkmadan demişlerdi ama kastettikleri üstleniciler(müteahhitlermiş).
Ulaşımı güç olan kent hasta hanelerinde tedavi noktalarına navigasyon cihazı ile gitmeye çalışan hasta haneler sağaltım yerine hastaları daha da içinden çıkılmaz sorunlarla baş başa bırakmaktadır.
5-Proje denen şeyin sadece halkın yararına olması yetmez; dünya insanlık ailesinin çıkarlarının yanı sıra tüm varlıklarında yararına olması gerekir. Sadece kendinin ve yandaşlarının çıkarına olan bir proje hiçbir koşulda halkın yararına olamaz. Deli Dumrul Kuralları ile üretilen ve uygulanan projelerin halkın yararına olmadığı kesin. Geçmediğin köprüye, yatmadığın hasta haneye, binmediğin uçağa para ödemek nasıl bir adalettir acaba?