Selma Erdal

Tüm Yazıları


Savaşıyoruz

  • 22 Ekim 2019 Salı


İnsan türünün iki temel içgüdüsü olduğunu ileri sürer bilgeler; bilindiği gibi yaşatma ve öldürme içgüdüleridir bunlar.
Bu nedenle sürekli savaşıyoruz; öncelikle yaşamda kalabilmek amacıyla savaşıyoruz. Küresel egemenlerin, sömürü amaçlı saldırganlıkları nedeniyle çıkarılan savaşlarda savaşıyoruz. Bu savaşlar yaşanırken de sürekli yoksullaşıyoruz.
Yalnızca yabancı para karşısında, ulusal paramızın değerinin düşürülmesi nedeniyle,her geçen günle birlikte artan dış borçların tetiklediği "uluslararası düzeydeki" yoksulluğumuzla savaşıyoruz. Ayrıca bilinçsizce artışı önerilen nüfusumuza gelecekte yaşamsal kaynaklarımızın yetersiz kalacağı endişesiyle, her geçen gün daha çok sayıda kapıları çalmakta olan "ulusal düzeydeki" yoksullukla savaşıyoruz.
Yüzlerce yıldır ekonomik kalkınma, gerçekteyse daha çok para kazanma amaçlı doğal kaynakların düşüncesizce tüketilmesi sonucunda, bozulan dengeler nedeniyle küresel iklim değişikliğiyle savaşıyoruz. Ormanların yok edilmesi sonucunda artan erozyon ve sel felaketleriyle savaşıyoruz ve toprak; yağmur sularını sindire, sindire içine çekemediği için azalan yer altı sularının korunması için savaşıyoruz.
En önemlisi de tarım alanlarının yapılaşmaya açılması nedeniyle; yarınlarda açlık ve son aşamada kıtlık sorunlarını sürekli yaşamamak için savaşıyoruz.Ve biliyoruz ki nüfus artışı sürdükçe de "sürdürülebilir kalkınma" değil ama "sürdürülebilir çevre sorunları" tüm dünyalıların yazgısı olabilir. Bu sorunların varlığı; tüm başka sorunların daha da artmasına gerekçe oluşturabilir; ekonomik sorunlar gibi, işsizlik, beslenme ve sağlık sorunları gibi... Kuşkusuz bu sorunlarla en çok boğuşacak olan ülkeler de nüfusu her yıl katlanarak büyüyen "ülkemiz de içinde olmak üzere" azgelişmiş ya da gelişmesini henüz tamamlayamamış olan ülkelerdir.
Çünkü insanların sayısı sürekli artıyor ama ya kaynaklar?.... Onlar da artıyor mu nüfus artışıyla doğru orantılı olarak?... Ne yazık ki bu soruya EVET diyebilme olanağımız yok!...
Çünkü Okyanuslar'daki balık yatakları, dünyanın akciğeri ormanlar ve hayvanlar için otlaklar, meralar; insan sayısının artışıyla eşgüdümlü olarak artmıyor. Buna karşın nüfus arttıkça bütün doğal kaynakların, kişi başına düşen miktarında ortaya çıkan bir azalma gözleniyor. Örneğin; nüfus arttıkça, kişi başına düşen Milli Gelir'in azalması gibi ve buna bağlı olarak gönencin düşmesi, ülkede kalkınmanın durması gibi... Tüm bu olumsuzluklar yetmezmiş gibi, fosil yakıtların kullanılması da doğanın canına okuyor, elbette bizlerin de...
Bununla birlikte ülkeleri yönetenlerin ve kendilerini onların en üstünde gören efendilerinin; yaşanan bu olumsuzluklar hiç de umurlarında değil. Onlar petrol için kan dökmekten, doğal gaz için can almaktan, altın için toprağı ve suyu kirletmekten hiç ama hiç vazgeçmiyorlar. Siyasaları belirleyen siyasetçiler; kamusal yarar ilkesinden uzak, uluslararası egemenlerle birlikte halklara kurarak tuzak, yalnızca özel çıkarlarının peşindeler.
İşte biz dünya genelinde, çeşitli ülkelerde yaşamakta olan sıradan yurtdaşlar; varlığımızı sürdürebilmek için savaşıyoruz. Ve biliyoruz son yıllarda dünyanın artan nüfusunu yok etmek için de birileri pek çok ülkede eylemler başlatıyor,insan nüfusunu azaltmak amacıyla... Ülkemizin de sürekli olumsuz dışsallıklarından etkilendiği şu Ortadoğu bataklığında değil pek çok yerde, örneğin; Latin Amerika topraklarında Şili, Venezuella gibi bir türlü istikrara kavuşamamış ülkelerde... İşte komşumuz, kardeşimiz bildiğimiz Azerbaycan'da, Gürcistan'da, Ukrayna'da; her an pimi ateşlenmiş patlamaya hazır bomba gibi halklar...
Biliyoruz ki Ulu Manitu (ki kendisi benim dilimde aslında İlluminatı Örgütü); kana susamış bir canavar olarak, çıkan kargaşalarla, son aşamada savaşlarla daha çok can almak istiyor, doğal kaynakların yetersizliği karşısında... Savaşlarla; insanları birbirine kırdırmak istiyor ve elbette bu arada savaş tüccarları da ceplerini doldurmak istiyor.
Ne yazık ki dünya genelinde bu gerçeklerin bilinmesine karşın; bazen halklar bile savaşları tetikliyor. Sonuçta dünya genelinde yaşanan kör dövüşü dur, durak bilmiyor ve insanlık her geçen gün kendine ölümcül bir son hazırlıyor.Ve azınlıkta kalan biz doğa dostları da bu olumsuzluklara karşın yaşamda kalabilmek için ve son aşamada insan türünün de dinozorlar gibi yok olmaması için savaşıyoruz.
Şehidler mi?... Onlar başkalarının savaşları için ölüyorlar ne yazık ki!...