Av Faruk Haksal

Tüm Yazıları


Sansür çeşitlemesi üstüne

  • 28 Ağustos 2019 Çarşamba


Sansür deyip geçmeyin…
İçeriğinde, gücünde ve şiddetinde türlü/çeşitli farklılıklar var.
Bir de çeşitleri var:
1.- Siyasi sansür,
2.- Medyatik sansür,
3.- Oto sansür,
4.- Sulh Ceza Mahkemelerinin uyguladıkları sansür…

Bu çeşitliliğin teker teker kısaca tanımlamalarını yapalım:
Siyasi sansür:
Siyasetçinin şefine, başkanına, kendisinden hiyerarşik olarak bir üstte yer aldığını düşündüğü kişiye biat kültüründen kaynaklanır. Siyaset merdivenlerinde bir üst basamağa çıkmayı amaç edinen siyaset esnafının kendi sözüne ve düşüncesine getirdiği bir sansür çeşididir. Siyaset adamı mevki-makam-koltuk isterisinden kendisini kurtardığı ölçüde bu çeşit sansürün baskısından kendisini o nispette kurtarabilir.
Medyatik sansür:
Yönetim erkinin medyaya uyguladığı sansür çeşididir. İki temel yol içinde uygulama alanı bulur:
a.- İktidar güçlerinin ya da muhalefetin medya organlarını fiilen satın alması ya da türlü çeşitli yollarla kendisine bağlaması, baskı altında tutması ile işleyen sansür çeşidi;
b.- Uygulanan baskı, sindirme tekniklerinin yarattığı gerginlik sonucunda [henüz satın alınmayan ya da kiralanmayan] medya organları üzerinde yaratılan dolaylı sansür.
Oto sansür:
Medyada yazı yazan ve haber derleyen kişilerinin kendi içlerinde oluşturdukları iç-sansür… Klavyenin başına oturan kişinin kendi düşüncesini kendi zihni aracılığı ile zincire tabi tutması en yaygın ve etkili sansür çeşitlerinden birisidir. Bu ortamda yazı yazan ya da haber derleyen kişi, toplumsal yarar ile cehaletin cesareti arasında kendisine bir yol arar ve sonuç olarak bir seçim yapar. Bu bir zihin faaliyetidir ve bu sansür çeşidinin uzun-ince sırat köprüsünü oluşturur.

Sulh Ceza Mahkemeleri ve savcılıkların zaman zaman uyguladıkları sansür:
Özellikle sulh ceza mahkemeleri sık sık bazı haberlere yayın yasağı koymaktadırlar. Bu kararların kriterleri, unsurları ve hukukilik katsayıları, içinde yaşamakta olduğumuz kuvvetler ayrılığı-birliği karmaşasının harmanında olağanlaşmış bulunmaktadır. Sözünü ettiğimiz bu karmaşa kendi içinde seyrelip kuvvetler ayrılığı sistemi egemenliğini tesis ettiği oranda ve o ölçüde sansür olgusunun da tarihe karışacağı konusunda yaygın bir kanaat bulunmaktadır.
Türkiye Cumhuriyeti, “korku imparatorluğu”ndan yakasını sıyırıp, Anayasa’da tanımlanmış olduğu üzere laik-demokratik-sosyal hukuk devleti çıtasına yaklaştığı ölçüde bu dört adet sansür çeşidinin de siyasi ve sosyal tarihimiz içindeki yerini alacağı ifade edilmektedir.
Bu süreçte birer sorumlu yurttaş olarak bizlere düşen sorumluluk nedir?
İşte oturup, ciddi ciddi bu sorunun yanıtını düşünme vaktidir.

@farukhaksal42
farukhaksal@gmail.com
www.akceder.com
www.haksal.av.tr