Ferhan Ercan

Tüm Yazıları


Sağın diliyle...

  • 06 Ekim 2018 Cumartesi


Ana dilde yabancı dille konuşmak diye bir saptama var. Bu olgu toplumun farklı kesimlerinin farklı söylemler geliştirdiğini ifade eder. Bu nedenle “sağın dili” dendiği zaman yadırganmıyor. Sağın dili, belirleyenlerin(egemenler, kapitalistler ve çıkarcı yönetenler)belirlenenler için kurguladığı bir dildir. Gerçek iletişimi aksatarak sömürü ve soygunları örter.
Sağın kendine özgü bir dili var mı? Evet, var. Vatan, millet, Sakarya, din, iman vs. Aynı şekilde solunda bir dili var; hak, hukuk, adalet, eşitlik ve özgürlük istemlerini dillendiren bir söylem.
Abant toplantısında dağın fare doğurduğuna tanık olduk. Bu gerçeği dillendiren yazarlardan alıntılarla konuya açıklık getirelim:
“CHP’nin Abant çalışması sonrası yaptığı açıklamayı okuyunca acı acı gülümsedim.“Entelektüel, akademik ve elitist bariyerleri aşıp sağ partilere oy veren büyük kesimin diliyle konuşmak”konusunda uzlaşı sağlanmış meğer! Yani? Diyorlar ki; devletin bilinçli olarak geliştirdiği, dayattığı‘aydın/aydınlanma düşmanlığı’nı biz daha iyi yapalım. Yapamazsınız! Belki dünya tarihinin bu konuda en başarılı, yetkin örneği AKP karşımızda durmakta! Ona benzeyerek, ondan rol çalmaya çalışarak olmayacağını defalarca gördük. DahaEkmeleddinolayı bellekte. Yaİhsan Özkes’e ne diyeceğiz?Gülmeselesine hiç girmiyorum…”(ENVER AYSEVER)
Tarihten ders almak diyeceğiz ama, yanlış kararların dumanı tütmeğe devam ediyor:
“Leş gibi ayak kokan popülizmin sultasındaki cehalet toplumlarında akademik ölçütler öcü olarak
algılanırlar. Kifayetsiz muhterislerin egemenliğindeki mediokrasilerde elitler ve aydınlar düşman görülüp, sürekli horlanıp, vasatın yetersizlik çizgisine doğru çekilirler.
Bu bataktan kurtulup, aydınlığa erişmenin yolu, popülizm ile kol kola girmiş olan vasatlığa ve cehalete savaş açmaktır.
Vasatlıkla, popülizmle ve cehaletle onların dilini konuşarak savaşmak mümkün değildir. Onların yenilmesi ancak aklın dilinin egemen olmasıyla mümkündür.”(ALİ SİRMEN)
“Popülist sağın dilinde, aydınlanma, özgürlük, temel hak ve özgürlükler, laiklik gibi sol için vazgeçilmez olan kavramların karşılıkları yoktur ki sağın diliyle sol politika yapılabilsin.”(ALİ SİRMEN)
Özlem YÜZAK(Cumhuriyet), sağın dilini şöyle örneklemiş:
“Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu:Allah’ın izniyle tüm zorlukların üstesinden birlikte geldik. Bundan sonra da kimseye eyvallah etmeyiz.
Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki:Allah’ın izniyle çok pratik çalışacak bir hükümet sistemi geliyor.
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba:Allah’ın izniyle et ithal eden değil, ihraç eden ülke olacağız. İnanmak önemli.
Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci:Orta vadeli büyüme planlarımızı açıkladık, göreceksiniz 2018’de Allah’ın izniyle bu oranları yakalayacağız ve IMF büyüme rakamlarını bir kez daha revize etmek zorunda kalacak. Evet, bugün Allah’ın izniyle nur topu gibi yüzde 25’e dayanmış bir enflasyonumuz var. Allah’ın izniyle buğday ithal edeceğiz ve fiyatlar düşecek. Allah’ın izniyle Et ve Süt Kurumu da 300 TIR taze soğutulmuş kemiksiz sığır eti ithal edecek.”
Sağın diliyle konuşma zorlaması, solun kendi konumunun ve gücünün farkında olmayışı aymazlığını gösterir. Konuya sınıfsal temelde açıklık getiren bir söylem var; “Sol birbirini yerken sağ devleti yer(!)” Sağ derken, ideolojik olarak sağda olanlar var ve onların hizmetinde olan yığınlar var(!) Bu nedenle sağda bireyci ve çıkarcı bir kitle var, çıkarlarını her şeyin önüne koyan kitle. BU kitle sadece kendi çıkarlarına dokunulmaması için, inanmasa da inanmış gibi gözüken ve biat edenlerden oluşur.
Türkiye gerçeği dikkate alındığında solun yapması gereken şey, kendi anlatımıyla ve cahil bırakılan kitlelerin anlayacağı biçimde gerçekleri dile getirmektir. Her konumda ve her koşulda ve yüksek sesle gerçekleri tekrar tekrar dillendirmektir!