Selma Erdal

Tüm Yazıları


Saçmalıklar

  • 12 Temmuz 2020 Pazar



Danıştay'ın kararına KİMSE karışmadığı için; sonunda muradlarına erdiler, dostu, düşmanı gerdiler, Ayasofya artık müze değil, cami oldu. Henüz içi değil ama 10 Temmuz 2020 günü çevresi seccadesini kapıp gelenlerle doldu. Kılınan namazlarını Tanrı kabul eyleye, bu değişim ve dönüşüm nedeniyle irili, ufaklı kişilerce yapılan konuşmalarda; Ayasofya'nın müze olarak kullanılması için alınan kararda imzası bulunan başta Kemal ATATÜRK ve dönemin başbakanı İsmet İNÖNÜ'ye dil uzatanların, dillerini lal eyleye, AMEN!...

Bilindiği gibi Ayasofya'yi ibadete kapatmış olanlar ve de gelecekte kapatacak olanlar 10 Temmuz 2020 günü bir bakıma lanetlendi, bakalım daha neler olacak?... Ve bu arada en büyük laneti alan Atatürk'dü Türkiye Cumhuriyeti Devlet'ini kuran, Osmanlı'nın yıkıntıları arasından yeni ve aydınlık bir ülke yaratan önder kişi olmasına karşın ne yazık ki...

Diyorlar ki ülkede yasalar var, trafik kuralları var, kurallara uymayanlara cezalar var. Ama Didim'de yok!...
Evet, yok!...
Çünkü Didim'de trafik kurallarına uyanlar yok. Özellikle de Didim'de yayalara, yürüyen halka hiç saygı yok, tanınan hak yok, uygulanan hukuk yok, evet yok!...
Neden mi?... Çünkü Didim'de araçlar için pek çok park yeri ayrılmış olmasına karşın, yaya kaldırımlarında araçlar, araçların gideceği yollarda da yürümek zorunda kalan yayalar, halk, insanlar... Yetmezmiş gibi bir de ansızın yayaların arkasından, sağından, solundan çıkan ve yayalara ayrılmış kaldırımları zorbaca kullanan motosikletli kuryeler...
Bilindiği gibi hazır yemek, pizza, hamburger, lahmacun, kebap taşıyan motor kuryelerden herkes yakınıyor, elbette ki ben de... Özellikle de yaya kaldırımını kullanmalarından ve yayaları tehlikeye sokmalarından illallah dedirtiyorlar halka...
Halk korku içinde kaldırımlarda yürürken, ama kimin umurunda halkın korkusu, kimin uğrunda halkın yaya kaldırımlarını kullanma özgürlüğü ve hakkı?... Halk; her konuda olduğu gibi, yazgısına terk edilmiş, Tanrı'nın korumasına bırakılmış, yasalar ve kurallar hiçe sayıldığından...

Kızıl Çin'den, Komünist Küba'ya; otlarla, bitkilerle derde deva aramak umuduyla çalmadık kapı bırakmayanlar, ne yazık ki kadim Anadolu sağaltım yöntemlerini, bir başka deyişle kocakarı ilaçlarını araştırmak, incelemek için yormazlar kendilerini...
Corona salgını ile günümüzde can pazarı sürerken küresel düzeyde, en sağlam kalan ülke; Fidel'in ülkesi Küba... Bizde anılsa da Osmanlı; oba, oba... Hepsi masal, dizi film, hikaye... Oysa gerçekte 17. yüzyıl sonlarında yaşanan çiçek salgını nedeniyle İstanbullu kadınların kocakarı ilacı olan çiçek aşısıyla, hastalığın önüne geçilmiş ve bunları dönemin İngiliz elçisinin eşi Lady Montequ İngiltere'deki yakınlarına yazdığı mektuplarında anlatmış. Ama bu yeni Osmanlılar; müze olan kiliseleri, camiye dönüştürmekle haşır, neşir olmaktan ilgi duymuyorlar ki kadim sağaltım yöntemlerine, kocakarı ilaçlarıyla çiçek salgının nasıl da önlendiğine ilişkin gerçeklere...
Orada, burada umar arayanlar, ne yazık ki duyarsızlar Türkün gerçek değerlerine... Araştırılsa kim bilir neler vardır Anadolu ekininin, töresinin, geleneğinin, göreneğinin dağarcığında?...

Sağlıklı beslenmek için doğal, organik besinler... Ten sağlığı, beden sağlığı için de doğal, organik giysiler... Uzmanlar öyle diyorlar. Ve diyorlar ki yıllardır başta naylon, orlon, perlon, polyester gibi doğal olmayan ya da bir başka deyişle petrol yan ürünlerinden elde edilen elyaflardan dikilmiş giysiler giymeyin. Ve diyorlar ki "pamuk, yün, ipek" gibi ürünler organik yapıları nedeniyle havayı içlerinde tutarlar, alerjik etki yapmazlar. Böylesi doğal ürünlerden hazırlanmış giysileri giymeye özen gösterin!...
Ama son yıllarda bir başkaları da yeniden değerlendirilen elyaflardan üretilmiş kumaşlardan, onlardan dikilmiş giysilerden, bunların kullanılması gerekliliğinden söz ediyorlar. Ki bu elyaflar; örneğin pet şişelerin ince şeritler halinde kesilmesi sonucunda bu şeritlerden dokunan kumaşlardan üretiliyor ve bizlere de bu giysileri giymemizi öneriliyor. Örneğin; üç pet şişeden, bir tişörtün üretildiğini ince, ince anlatıyorlar. Üstelik de bu uygulamalarını anlatırken onlar; en çevreci üreticiler, en çevreci modacılar olarak kendilerini tanıtıyorlar.
Bir yanda insan sağlığına en zararlı inorganik madde NAYLON ve diğer yanda çevreci, sürdürülebilir ekonomiler, geleceğimiz adına ileri sürülen yeni savlar, yeni masallar, yeni kandırıkçı yalanlar... Doğa'da yok olması en az 100 yıl süre alan naylon, plastik petler ve insanlara giymeleri için öneriler plastik petlerden üretilmiş giysiler... Ne derdi bu saçmalıklara bizim eskiler?... Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?... Soluk alıp, verdikçe karşılaşılan zorluklar ve yaşamın bin türlü inişi, yokuşu...
Açlık, susuzluk, işsizlik, yoksulluk ve küresel salgının yaydığı ölüm korkusu yetmezmiş gibi türlü çeşitli saçmalıklarla yoruyorlar halkın beynini, yıldırıyorlar benliğini... Özgürlük, demokrasi, insan hakları; her geçen günün sonunda oluyor hasır altı... Bakalım nasıl kurulacak yeniden insanca yaşamın dengesi?...