Av Faruk Haksal

Tüm Yazıları


Saçma

  • 18 Ocak 2018 Perşembe


Şimdi, her nereden gelip klavyenin üzerine çöreklenen küçük bir cümle içindeki anlam yüklü bir tespiti aktarıyorum:“Mizah, gerçeğin tam anlamı ile kavranmasından doğar,” diyor ünlü bir düşünür…Ve devam ediyor: “Gerçeği anlamaya başladığınızda, gülümsemeye başlarsınız…”Mizah, kendi gerçeğimizle nesnel gerçekliğin karşılaşmasından meydana gelen şaşkınlıktan oluşur…“Saçma”nın soykırımıdır bu…Zaten… Saçma ile hem-hal olmadan [gerçek anlamda] yaşayamazsınız.Saçmanın derinliğinde yüzebilmek, insanın ulaşabileceği [en] üst düzey bir yüksekliktir.Zihnimizle gülümser, ruhumuzla anlarız.Beyin ise, sadece karşılaştırır, biriktirir ve can sıkar…Böyle bir bütünlük içinde aklın egemenliğini, yaşamınızın pusulası kılabiliyorsanız, geriye bir tek zamanı doğru kullanmak kalıyor…Doğruyu ulu-orta söylemek yetmez; çünkü gerçeğin zamanlama becerisine ihtiyacı vardır.Ayrıca… Gerçek tektir; tekrarlanamaz, bölünüp ufalanamaz!Ve geldiğimiz zeminde bir kez daha tekrarlıyoruz:- Yazmak, lafazanlık değildir!Peki o zaman bu satırlar niçin ısrarla karalanıyor?..Bunun da hesabını vermek gerek…Bu satırları karalayan kişi bu hesabı şöyle veriyor:- Çünkü umutlandığım, umutlandıkça yakınlık duyduğum, yakınlık duydukça sevdiğim ve zaman geçtikçe [maalesef] az-biraz eskittiğim bazı insan kardeşlerimin yazdıklarını okuyunca bir hüzün kaplıyor içimi…- Bu hüzün kapkara bir umutsuzluğun içine doğru iteliyor tümcelerimi.- Sonra, gökyüzü, deniz, İstanbullu şoför Ahmet, canım ciğerim işçi Kerim ve Kartallı Kazım geliyor aklıma…Ve sonra… Aşağıdaki köşe başında kala kalıyorum; saçma şaşkınlığı üretiyor sinsice:O yol ayrımında gerçek sevginin delice bir şey olduğunu anımsıyorum.Daha sonra delice sevgisinin verdiği güçle dağları delen Ferhat’ın yüreği serinletiyor gönlümü.Oturuyorum masanın başına, [çaresiz ve bedbin] bu satırları karalıyorum:Ve [dolayısıyla] inanıyorum ki, yazdıklarım bir lafazanlık örneği değildir!Bir türlü küllenmeyen soyut bir insan[!] sevgisinden kaynaklanmaktadır.Umut, direnç, istikrar ve aydınlığa olan özlem ve hayranlıkla çerçevelenmiştir.Ve derken, önümdeki klavyeye gergin parmaklarımla vurup dururken, birdenbire… Sis bulutları dağıldı, hüzün bir tarafa saçıldı ve umutsuzluk beyaz bir bayrak açtı.Aydınlık karanlığa [usul usul ve damla damla] egemen oldu.O zaman ben de baktım ki, durum iyiye doğru yol alıyor, nokta koydum bu yazının son sözcüğüne, bitirdim bu can sıkıcı karalamayı…Belki de benzer şeyler hissetmiş o koca Mevlana Celaleddin Rumi:“Her gün bir yerden göçmek ne iyi,Her gün bir yere konmak ne güzelBulanmadan, donmadan akmak ne hoş,Dünle beraber gitti cancağızımNe kadar söz varsa düne aitŞimdi yeni şeyler söylemek lazım!..”

@farukhaksal42www.haksal.av.trfarukhaksal@gmail.com