Av Faruk Haksal

Tüm Yazıları


Resmi Tarih-Sivil Tarih İkilemi Bir Tuzaktır

  • 02 Nisan 2018 Pazartesi


Geçmiş, topluma egemen olan gücün gözlüğünden nasıl görülüyorsa, tarih öyle yazılır.
Tam bağımsız yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihi; bağımsızlık, demokrasi, halk egemenliği, sosyal hukuk devleti, aydınlanma devrimi ile ilgili değerlerin süzgecinden geçirilerek kaleme alınmıştır.
İstenmiştir ki, yeni yetişecek kuşaklar Atatürk Devrimleri’nin ilkeleri ve ışığı doğrultusunda yetiştirilsin.
Amaç, yeni kurulan milli devlete sahip çıkmak, çağdaş ve aydınlık bir Türkiye’ye tutunmaktır.
Ancak günümüzde bu amaç tam tersine döndürülmüş durumdadır. Malum medyanın işi ve gücü, sözünü ettiğimiz değerlerin ışığında yazılan milli tarihimizi karalamaktan ibarettir.
Karalamanın vitrinleri süsleyen adı: resmi tarihimizle yüzleşmedir!..
Cumhuriyet değerleri doğrultusunda kaleme alınan tarih “resmi”dir…
Dolayısıyla kötüdür, yalandır/yanlıştır…
Öyleyse, yerine yenisi yazılacaktır.
Peki, bu yeni tarihi kimler yazacaktır?
Yazımızın başında da belirttiğimiz gibi, topluma şu anda egemen olan güçler…
Bu yeni yazılan tarihin içeriğinde dışa bağımlı bir siyaset ve ekonomik sistemi izlemekte, kaderciliği, biat etmeyi, boyun eğmeyi ve kindarlığı genç kuşaklara aşılamaya çalışan bir zihniyet [bağdaş kurup] oturmuştur…
Böylece tarih, geçmişin somut gerçeklerinden arındırılmakta, ezici ve yıldırıcı bir ideoloji haline getirilmek istenmektedir.
Oysa gerçekçi tarih görüşü, dünü anlatırken bugünü aydınlatan, gelip geçen olaylar zinciri içindeki nedensellik bağlarını kavramımıza kaynak oluşturan ve böylece de bizlere, üzerinde düşünmek için yarınlarla ilgili hipotezler ve olabilirlikler sunan bir hazinedir…
Siz tarihinizi nasıl yorumluyorsanız, geleceğinizi de o yorumun doğrultusunda oluşturmaya çalışırsınız.
O yorum, aydınlanma devriminin ışığı doğrultusundaysa, toplum çağdaş uygarlık düzeyine doğru yönlenir; şeriat kanunlarının geçerli olduğu dışa bağımlı küreselleşme ideolojisinin biçimlendirdiği bir doğrultuda oluşturuluyorsa, toplum global sistemin ortaçağ karanlıklarına doğru yol alır ve emperyalist güçlerin dümen suyunda dolanır durur…
Demek ki tarih, nedenlerinden sıyrılmış bir yığın olayın üst üste konmasından ibaret kara kaplı bir öykü külliyatı değildir.
Tam aksine canlı, yaşayan ve toplumlara geleceği işaret eden dinamik bir pusuladır.
Daha özlü bir ifade ile tarih, geçmişi anlatan bir masallar toplamı değil, son derece değerli bir kültür birikimi ve özellikle de, toplumların geleceklerinde gerçekleştirmeyi umdukları hedeflerin ipuçlarını veren [ve sorgulayan] [salt] gerçeğe ve bilime dayalı bir ön/görüdür…
@farukhaksal42
www.haksal.av.tr
farukhaksal@gmail.com