Selma Erdal

Tüm Yazıları


Oy Vermek, Kapıp Koy Vermek...

  • 01 Ekim 2018 Pazartesi


Demokratik bir düzende yaşıyoruz ya...Dolayısıyla seçilebilmemiz olanıksız da olsa, en azından oy kullanabilme, seçebilme, seçme hakkımız var; ola ki birileri kısıtlama getirmezse...Bu durumda şöyle bir düşünelim oy vermenin işlevleri üzerine.. Seçim sırasında sandığa atılan oylar; belirli bir dönem için seçimin yapılmakta olduğu toplumu yönetecek olan yöneticilerin ve onların uygulayacakları bir dizi hükümet siyasasının(policy) belirleyicisi olacaklardır.Dolayısıyla seçmenlerin oyları, kendi yaşamlarını derinden etkileyebilecek olan yönetici ve siyasalar arasında yapılan bir tercihi ifade eder ki bu OY'un sahip olabileceği ilk anlamdır.
Yeniden seçilmeyi düşünen her siyaset adamı; seçmenlerin geçmişte yeğledikleri ve gelecekte tercih edebilecekleri siyasa adımlarını düşünerek veya hesaplayarak verdiği kararları gözden geçirmek veya düzenlemek, ayarlamak gereğini duyar. Bu durumda seçmenin OY'u; adeta yöneticilerin başının üzerindeki DEMOKLESİN KILICI işlevini görmektedir. Bir başka deyişle DEMOKLESİN KILICI; yalnızca düşünenin, düşüncesini yazıyla, sözle kamusal alanda paylaşanın başının üzerinde sallanmamaktadır aslında...Seçim dönemlerinde halkın karşısına geçen aday için de işler pek kolay değildir, seçilinceye kadar...
OY; bireyin siyasal rejime olan bağlılığını ifade eden, oluşturan veya sürdüren bir eylem niteliğine sahip olabilir. Bu anlamda oy kullanma bireyin siyasal rejime olan bağlılığını veya sadakatini onaylayan bir eylem oluşturur.Buna karşın oy vermek; seçmenin siyasal rejime karşı soğukluk duymasına da neden olabilir. Bu durumdaki seçmenlerin siyasal rejimi değiştirmeyi öneren siyasal partiler lehine oy kullanmaları söz konusu olduğu gibi,bu gibi siyasal partilerin yokluğu halinde büyük çapta sandık başına gitmeme biçiminde de davranış gösterebilirler.
OY VERMEK; oyunu kullanan birey için duygusal önem içeren bir davranış olabilir. Örneğin; bir spor karşılaşması seyretmek, askeri törene katılmak türünden bir gösteriden alınacak hazla, bir köy halkı sandık başına gitmekden büyük bir mutluluk duyabilir. Daha anlaşılır bir dille; yurtdaşdan sayılmak, demokratik katılım eylemi,bireylere ruhsal bir doyum verebilir.Yine bazı bireyler için de oy vermek; hiç bir önem taşımayan ve işlevi olmayan bir davranış biçimi olabilir. Bu durumda oy verme eylemi; ne siyasal, ne de duygusal bir olay olmak durumunda değildir.Birey sanki ne yaptığının farkında olmaksızın bazı hareketlerde bulunmaktadır.
Bu bağlamda bir de seçimin siyasal işlevleri üzerine birkaç söz söylememiz gerekirse...Seçimin ilk işlevi; siyasal otoritelerin değişimi sorununa sürekli bir çözüm önermesidir.Seçim; bir tek bireyin, belirli bir ülkenin yönetimi için görevlendirilmiş olduğunun onaylanması ve onun; hükmetmek konusunda yetkili olduğunun tescil edilmesi için yapılan bir eylemdir.Seçimin siyasal(politik) işlevi; hükümetin siyasa(policy) kararlarının denetimidir Seçimlerin bir diğer işlevi de hükümetin siyasa kararlarını etkilemektir;bir bakıma kamuoyu yoklaması yapmakdır.Seçimlerin bir başka işlevi de siyasal rejimin meşruluğunu sağlamak veya korumakdır.Seçimlerin gözardı edilmemesi gereken önemli bir işlevi de bir siyasal rejimin veya yönetimin reddinin sağlanmasıdır.
Sonuç olarak oy verme ve parti tercihi aşamasına gelindiğinde...Otoritelerin kararlarını etkilemek ve onların iktidara gelişlerini engellemek veya kolaylaştırmak amacıyla sandık başına gitmekte olan bireyin bu davranışı; bir siyasal katılma biçimi olarak, diğer siyasal katılma biçimleri gibi o bireyin sahip olduğu siyasal kaynaklar, belirli bir fırsat yapısı içinde...Ve fırsat yapısının oluşturulmasında katkısı olan siyasal tutum ve yönelimlerin etkisiyle seferber edilerek oluşan bir olgudur.
Oy verme eyleminin bir diğer özelliği de onun; genellikle çok kolay yerine getirilebilir bir davranış olmasıdır... Ve doğurduğu çok geniş kapsamlı toplumsal ve ekonomik sonuçlar nedeniyle büyük bir öneme sahip olmasıdır. Çünkü bir seçimin sonucu; bir siyasal rejimin, bir iktisadi politikanın, bir toplumsal yaşam biçiminin sonu olabilir.
Ve olmuştur da...24 Haziran 2018 günü yapılan seçimde; oy verenler büyük bir çoğunlukla, ülkenin yönetimini tek bir partiye vermişdir.Ama ne olduysa olmuşdur; ansızın ülkenin yönetiminde başkaları söz sahibi olmuşdur.Üstelik onlar; Lozan Barış Antlaşması'nı tanımayan, o günlerden beri pusuya yatan bir ülkenin pasaportunu taşımaktadır.
Ve bu teslimiyet sonucunda; her ne kadar o görememiş olsa da...TURGUT ÖZAL efendinin düşleri gercek olmuşdur; onun devleti,şirket gibi yönetmek amacı gerçeğe dönüşmüşdür... Ve sonunda Türkün Devleti'nin başına; Amerikalı uzmanlar üşüşmüşdür.

Bu bağlamda;MUVAZAA denilen kavram düşüyor usuma ansızın... Sözlükler diyor ki ona;Danışık, danışıklı iş. Olmayan bir durumu varmış gibi göstermek veya olduğundan başka anlatmak için önceden yapılan gerçekte olmayan sadece resmiyette öyle görünen anlaşma.
Ve Hukuk'da da muvazaa; bir hukuki ilişkinin taraflarının, üçüncü kişileri aldatmak amacıyla, gerçek iradelerine uymayan ve kendi aralarında hüküm ve sonuç doğurmayan bir görünüş yaratmak konusunda yaptıkları gizli anlaşma...
Eyy ümmet-i yerli ve milli; bu ülkeyi yönetmek için sahi siz kimi seçmişdiniz ki?...