Selma Erdal

Tüm Yazıları


O'nu Anarken

  • 08 Kasım 2019 Cuma



Kanlı petrol içicilerinin Ortadoğu bataklığında yıllardır süregelen paylaşım savaşlarının ortasında kalakalan günümüzün egemenleri; birilerinin emir eri gibi ya da bir başka ülkenin boyunduruğuna girmiş gibi birilerinin parmaklarında oynatılırken... İster istemez; Atamız'ın uluslararası ilişkilerdeki kararlı ve özgüvenli tutum ve davranışlarını anımsıyoruz ve arıyoruz.
Ve bir kez daha O'nu Kurtuluş Savaşı'ndaki kahramanlıklarıyla yürekten alkışlıyoruz. Cumhuriyetimiz'in kurucusu ve devrimleriyle, ilkeleriyle ulusuna aydınlığı gösteren bir önder oluşu nedeniyle O'nu bugün daha çok özlüyoruz. Başkomutanlığı kadar, "yurtda barış, dünyada barış" diyerek izlediği akılcı uluslararası ilişkilerdeki başarısıyla O'nu anıyoruz. Ve O'ndan birazcık olsun feyz alacak siyasal egemenler tarafından yönetilemediğimiz için de kendimize acıyoruz. Çünkü bugün; Türk kimliğini yok sayanlar, Türkün Devleti'ni ve Ulusu'nu emperyalistlerin karşısında aciz, güçsüz, zavallı konumuna düşürmüşlerdir. Bu yaşananlar karşısında kahroluyoruz.
Oysa düne baktığımızda...Bugün ülkemizi aşağılamaya kalkışlanlar, dün de aynı tutum ve davranışları izlemişler; ama emperyalistlere karşı savaşan Gazi Mustafa Kemal'e diş geçirememişlerdir.
Anadolu halkı o günlerin Gazi Mustafa Kemali'nin önderliğinde bir Kurtuluş Savaşı, bir bağımsızlık savaşı verirken ATATÜRKÜMÜZ, Amerikan basınında "Bir eşkiya, sarı saçlı bir çete başı" olarak tanımlanmıştır. Kuşkusuz başta Fransız basını olmak üzere, Avrupa anakarasında da benzeri sözcüklerle tanımlanmış, yerilmeye çalışılmıştır. Ardından Türk Ulusu ATATÜRK'ün önderliğinde bağımsızlık savaşını utkuyla bitirince, O'nu daha önce yeren Amerikan basını kendisinden övgüyle söz etmeye başlamıştır. Bilindiği gibi Anadolu atalarının deyişiyle buna "bükülemeyen elin öpülüşü" denir. Ama ne yazık ki 50'li yıllardan beri tersine işleyen bir çark dönmekte, dünün el öpenleri bugün Devletimiz'e el öptürüp, söz geçirtmek istemektedirler.
İşte bu olumsuz koşullarda biz O'nu daha çok anıyoruz ve arıyoruz. Kuşkusuz ölüm gerçeğinin ve doğa yasalarının ayırdında olarak, biz O'nun düşüncelerini, değerlerini ve izlediği iç ve dış siyasetde izlediği yol ve yöntemleri arıyoruz. Daha doğrusu O'nun yolundan, izinden, aydınlığından giden siyasal egemenleri arıyoruz; elbette ki O'nun gibi birilerini, gerçek anlamda Devletimiz'in BEKASI İÇİN arıyoruz.

Bizlere bağımsız bir Cumhuriyet bırakan Ulu Önderimiz Kemal ATATÜRK’ün “ Hattı müdafaa yok, sathı müdafaa vardır ve bu satıh bütün vatan topraklarıdır” özdeyişini de aklımızdan hiç çıkarmıyoruz.Bu sözler; Kurtuluş Savaşımız’ın yaşandığı günlerde söylenmiş olsa da, günümüz koşullarına göre yorumlanabilecek, 21.yüzyıl Türkiyesi’ne de uyarlanabilecek anlamlı sözlerdir. Ve biz işte bu gerçeklerin ayırdında olan siyasal egemenleri arıyoruz. Bilindiği gibi Birinci Dünya Savaşı’nın ardından, güzel Anadolumuz’u paylaşan yedi düvele karşın o günlerin Gazi Mustafa Kemal’i; Anadolu halkını “Ya İstiklal, Ya Ölüm” diyerek bir Kurtuluş Savaşı başlatmak için teşvik ederken şöyle demişti:- HATTI MÜDAFAA YOK, SATHI MÜDAFAA VARDIR…
Kemal ATATÜRK güzel Anadolumuz’u bağımsızlığına kavuşturmak için yalnızca bir cephede değil, pek çok cephede birden savaşılması, Anadolumuz’un bütünüyle savunulması gerektiğini bu sözleriyle anlatmıştır. Üstelik Kemal ATATÜRK; ülke savunmasının, yalnızca düşmanın ülkeden kovulmasıyla bitmediğini ve bitmeyeceğini de bu sözleriyle anlatmıştır. Çünkü yedi düvelin denize dökülmesiyle işimiz bitti” diyerek bir köşeye çekilmemiş, tersine devrimleriyle “sathı müdafaa”, bir diğer deyişle geniş bir alandaki savunmasıyla, Anadolu halkını içteki ve dıştaki düşmanlarından korumaya çalışmıştır.
Osmanlı Devleti’nin önem vermediği, yok saydığı Anadolu Türkü’ne; “NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE !...” sözleriyle, Türklük’den kıvanç duymasını öğretmiştir. Ona; dinsel gericilikten arınılması gerektiğini söyleyerek İslam dininin akıl ve mantık dini olduğunun yolunu göstermiştir. En önemlisi de; Türk halkını, ulusunu aydınlatmak için yeni Türk harflerini doğrudan kendisi öğreterek, tüm ulusunun öğretmeni olmuştur. İşte bütün bunların anlamı; “sathı müdafaa” kavramına girer. Bir başka deyişle; O’na göre belli bir hatta, bir diğer deyişle cephede düşmanla, elde silahla savaşmak yeterli değildir. Her alanda bağımsızlık için, bu savaşı toplumsal yaşamın her alanına yaymak gerekir. Dolayısıyla bağımsızlık savaşının ardından, yapılan devrimler “sathı müdafaa” demektir ki Türklük bilinciyle, kıvancıyla donanımlı bir ulus, misak-ı milli sınırları içinde ülkesini her alanda savunacaktır. Önderimiz’in bu özdeyişi, Kurtuluş Savaşımız’ın yaşandığı günlerde söylenmiş olsa da günümüz koşullarına göre yorumlanabilecek, 21. yüzyıl Türkiyesi’ne uyarlanabilecek anlamlı sözlerdir.
Bu bağlamda ülke savunması düşünüldüğünde, ülkemizin bağımsızlığı için savaşım düşünüldüğünde, bu görevin yalnızca Türk Ordusu’nun yükümlülüğünde olduğu gibi bir düşünce vardır. İşte böylesi bir düşünce “hattı müdafaa”ya girer. Oysa önderimiz ATATÜRK’ün dediği gibi; her alanda bağımsızlık, her alanda özgürlük için “sath-ı müdafaa” gereklidir.
İşte biz bugün O'nun gibi düşünen; sath-ı müdafaa için özveriyle Devletimiz'i yöneten siyasal egemenleri arıyoruz.
Ve her 10 Kasım'da O'nu saygıyla, rahmetle, minnetle, şükranla anarken; dünya var oldukça, Türkün Devleti'nin de var olması için... O'nun gibi düşünen, O'nun değer yargılarıyla ülkemizi daha güzel günlere götürmeye ant içmiş siyasal egemenlerce yönetilen bir ulus olabilmeyi istiyoruz. O'nun Türk Devleti'ne ve Ulusu'na kazandırdığı saygınlığı bugün yeniden yaşamak istiyoruz.
Ulu Önderimiz, Ulu Başkomutanımız Kemal Atatürk; ruhun şad olsun, mekanın Cennet olsun!...