Selma Erdal

Tüm Yazıları


Neler Oluyor Bize?...

  • 02 Temmuz 2020 Perşembe


Geçmişte meraklı gözler ve sözler izlemeye aldığında onları; öfke saçardı bu ülkenin halkı… Ne oldu, ne değişti de bugün meraklı gözlere; nazlanmadan, kendi kendimize teslim olduk. İşin gerçeği bir bakıma teşhirci yanımız, nispet yaparcasına üçüncü sayfa güzellerine; çırılçıplak soyunduk tinsel ve tensel gizemlerimizle şu sanal aleme… Oysa nasıl da öfkelenirdik dile düştüğümüzde, düşürüldüğümüzde şu dedikoducu el aleme… Ve artık fink atıyoruz sosyal medya ortamında; tüm gizemlerimizle, tüm sırlarımızla, dışa vurumcu kişiliklerimizi bazen de sokuyoruz zora, riske, kaos ortamına… Günümüzde internet okur-yazarı olmak; say ki üniversite diploması, bir övünç kaynağı… Sırlarımızı dökeceğimiz ortamları bizlere pazarlayanlarsa yemekteler kaymağı; Dünya varsıllar sıralamasında başa güreşmekteler… Onların sunduğu olanaklarla büyük, küçük, ortanca tüm brother’lar ve sister’lar olarak gözetliyoruz birbirimizi formal ve informal biçimde neredeyse evrensel düzeyde… Şeffaf, saydam, transparan pencerelerde tüm gözler… Ve artık resimler; sevilenlerin, sevdiklerimizin resimleri/fotoğrafları cüzdandan değil, cepten çıkmakta…

Cep dediğin de giysininki değil, transparan yaşamın bir başka iletim aracı mobil telefonlar… Dünün ayağı yalın, abası yamalı halkımızın çoğunluğu say ki annesinin karnından cep’le doğan nesil… Bakalım nereye kadar sürecek bu fasıl; saydam, şeffaf, transparan koşullarda ?… Bu arada MOBESE kameralara da sunalım saygılar; karşılıklı dikizleme özgürlüklerimize duyduğumuz kaygılar eşliğinde… O kadar yazdı George Orwell açılsın gözlerimiz diye şu BİNDOKUZ YÜZ SENSENDÖRT romanını… Orwell’dan öncesinde de, Bentham; modern iktidarın anlaşılması bağlamında üşenmedi, oturdu yazdı PANOPTİKON adlı metni…Ardından Michel Foucault işledi aynı konuyu HAPİSHANENİN DOĞUŞU adlı çalışmasında… Ve daha yakın bir zamanda PANOPTİKON:GÖZÜN İKTİDARI üzerine çok yazarlı bir kitap ve benzeri pek çok çalışma yapıldı, yazıldı, yayınlandı…İyi de ne işe yaradı ?... Big Brother bizi gözetliyor diyerek ağızlara sakız edildi ama onun düzeneği DEEP BLUE’ya kendi özgür istenciyle teslim oldu, bağlandı herkes. Paylaşılmadık gizlisi, saklısı, acısı, tatlısı kalmadı hiç kimsenin; ne varsa içinde döktü, ağlandı. Gönüllü bir katılımla, üstelik de para ödeyerek; WORLD WIDE WEB tutsak evinin bataklığına saplandı insanlık. Teknolojik oyuncaklarıyla herkes bedenine de, benliğine de sanal prangalar taktı…Kim nerede ?...Ne yapıyor ?...Ne diyor?...Kimseler sormasa da herkes kendiliğinden söylüyor…Herkes her şeyi biliyor… İşte bu nedenle mevkufuz DEEP BLUE adlı sanal gözün iktidarına, ağa takılan sinekler gibi…

Marquis de Sade yaşasaydı eğer ne söylerdi günümüzün insanına ?...
Bizler gibi kendini gözetleyene gönüllü olarak tutsak olana; çağdaş mazoşit mi acı-sever mi, eziyet-sever mi ?...
Ne derdi acaba değerli Üstad bu gönüllü, ama usdışı tutsaklık durumuna?...
Bu tutsaklığımız sürdükçe de; usumuza düşeni yazıyoruz, sanal kamusal alana, gerçek kamusal alanda söyleyemediklerimizi veryansın ediyoruz, sözlerimiz elbette ki anlayanlara...
Ve başka, başka pek çok olumsuzlukla karşılaştıkça, tanık oldukça ve dokundukça insanlık onur ve haysiyetine yaraşmayan, yakışmayan pek çok tutum ve davranışlara, söylem ve eylemlere üyesi olduğumuz şu toplumsal yaşamda; karşılığında dokundurmak istiyoruz sözlerimizle öfkemizi, tepkimizi bizlere "tepkisiz toplum" yaftası vuranlarla inatlaşırcasına...
Fatih karadan yürütmüş gemilerini diye yazar Tarih; ama bu gidişle sıradan insanların gemileri de hep karalarda yürütülecek,buzullar eridikçe...
Ne TARİH, ne MATEMATİK.... Dersler olmuş otomatik ki ARAPÇA'ya öncelik. Bilim yerine, ilim; yalnızca okuyup, üflenecek kalmayacak açık tek bir delik...
Nasıl ki kapitalist sömürgenler gittiklerinde, Kara adamın Afrikası'na ve de kızılderilinin Amerikası'na... Tutuşturdular onların eline birer İNCİL... Onlar için olmalıydı uhrevi yaşam en birincil... Ve onlar dua ederken "Baba-Oğul-Kutsal Ruh" adına, sömürgenler acımasızca eşelenip durdular topraklarında... Şimdi sırada ne var ?... Anadolu'nun bereketli toprakları... Öyleyse olmalı Anadolulu; külliyen dindar... Onlara artık Muhammed yetmez, yeni bir peygamber de gerek!... Kitap da yeniden devşirilmeli ve de yorumlanmalı ki dindarlarla-dinciler ve de üfürükçülerle-cinciler savaşmalı... Bu arada beyinler de dumura uğramalı, düşünceleri yavaşlamalı Ve böylece dirhem, dirhem yutturulmalı; din afyonu... Büyük birader de amacına ulaşmalı; keyifle düzeltmeli şapkayla, papyonu...
Covid 19 bir yana, baktıkça geniş bir açıdan yaşadıklarımıza; ne yazık ki gerçekleri göremeyecek kadar körüz, kimilerine göre de varlığımız sömürülmeye elverişli, her birimiz birer şapşal, birer keriz... Biz bu koşullarda ne ederiz?... İşimiz kaldı duaya, Tanrı bu ülkeyi, bu ulusu koruya; Amen!...