Selma Erdal

Tüm Yazıları


Neden Evdeyiz?

  • 20 Nisan 2020 Pazartesi




Soruyorum sürekli kendi, kendime "neden evdeyiz?" sorusunu...
Kimler mi?...
Bizler; 65 yaş üstü yurttaşlar. Çoğunluğumuz yaşamın deneyimlileri ve yine çoğunluğumuz görgülü, bilgili, eğitimli yurttaşlar olarak, toplumsal yapımızın seçkinleri...
Kuşkusuz çok da bilenleri (bilmişleri, bilgiçlik taslayanları değil elbette); toplumsal değer yargılarının yanı sıra özellikle ulusal değerleri, yasaları, laikliği, demokrasiyi, çevre sorunlarını ve doğayı korumayı... Dünü bildiğimiz için bugün yaşanan yanlışları görüp, eleştiren ve geleceğe yönelik "kestirimlerde değil" öngörülerde bulunan 65 yaş üstü yurttaşlar...
Neden evdeyiz?... Gerçekten de şu mendebur Corona Virusu'nun neden olduğu salgın yüzünden mi?...
Yoksa birileri şu salgını bahane ederek, bizleri toplumsal yaşamdan soyutlamak... Sakıncalı bir yaş gurubu diyerek ıskartaya çıkarmak... Ve 12 Eylül 1980 sonrasında biçimlendirilmiş (ki tepkisiz, vurdum duymaz, amaçsız, sanal yaşama bağımlı ve düşünülebilecek her türlü araçlarla ya da nesnelerle uyuşturulmuş beyin-siz-ler olarak tanımlanabilecek) kafalarla oluşturulmuş bir toplumda dilediklerince at oynatabilmek... Ve acaba kim bilir başka hangi amaçlar güderek kapattılar bizleri evlere?...

Bilimsel olarak insan yaşamının 150 yıl olarak tanımlandığı bir çağda... Özellikle 65 yaşın orta yaş olarak belirlendiği ve belirtildiği ve ışıklar içinde uyusun Cahit Sıtkı'nın sandığı gibi "35 yaşın yolun yarısı" değil, gençlik yıllarından sayıldığı bir dönemde...Gerçekten de neden evdeyiz?...
Geçerliliğini yitirmiş belge ya da bilgiler gibi arşivlere mi, modası geçmiş giysiler gibi sandıklara mı, eskimiş ve yıpranmış eşyalar gibi depolara mı kaldırmak istiyor birileri 65 yaş üstü yurttaşları?...
Üstelik 65 yaş üstü yurttaşların çoğunluğu Ümre'ye giden, zümreden de değilken... Neden evdeyiz, acaba neden?...

Bizler genellikle sağlıklı besleniriz ki çoğunluğumuz anne mutfağı geleneğini sürdürürüz. Ne Amerikan köftelerine, ne de içeceklerine "tenezzül" etmeyiz. Yıkanmasını da iyi biliriz, yediğimiz sebze ve meyveleri iyi yıkmasını da... İnsan ilişkilerinde seçici ve seçkinciyiz genellikle... Hurafelerle kafamızı doldurmayız, bilgiyle donatırız kendimizi dolayısıyla safsataların ya da batıl inançların etkisinde kalıp da ruhsal çöküntüler yaşamayız. Çokça söze gerek yoktur ki değer yargılarımızı, dünya görüşlerimizi, Atatürkçü aydınlık kişiliklerimizi sağlam tuttuğumuz, örselemediğimiz, tozumaya uğratmadığımız gibi sağlam tutarız "bağışıklık" sistemimizi de... Ve beklemeyiz birileri bize "maske ya da kolonya" gönderecekmiş diye... Özellikle "Vefa" destekçileri kapımızı çalacakmış da, gereksinimimiz neymiş diye bize soracakmış diye de hiç beklemeyiz. Çünkü çok iyi biliriz onların çalacakları kapıların; sandıklarda verilen oylara göre belirlendiğini...
Ola ki şu internet denilen "sanal toplu iletişim" olanağı ve sunduğu alışveriş işlevi olmasaydı eğer, belki de "açlıktan öleceğimiz" varsayımı üzerine sıkça düşünürüz.

Yapılan açıklamalara göre "pik" düzeyine ulaşabilmesi için Covid 19 belasının, en az 6 hafta daha evlerde kalmalıymışız. İşin gerçeği değil 6 hafta, 6 ay da kalabiliriz; çünkü biz kendimize yetmesini iyi biliriz. Ama şu Covid 19 hazretleri; 65 yaş üstü ya da altı diye ayrım yapmıyorsa... Buna karşın 20- 64 yaş arası yurttaşlar sokaklarda fink atıyorsa... Yalnızca hafta sonu yasakları getirmek de çözüm olacak mı salgının durdurulmasına?... Bu virüs hazretleri hafta sonları çok çalışıp, hafta arası dinlenmeye mi çekiliyor insanları tersine ?...
Gerçekten de bu musibetten kurtarılmak isteniyorsa ülke; yalnızca 65 yaş üstü değil, herkes girsin evlere ya da kaldırılsın tutsaklık son verilsin bu ayrımcılığa...
Ki biz de sorular üretmek durumunda kalmayalım "neden evdeyiz?" diye...