Selma Erdal

Tüm Yazıları


“Ne Yapabilirim ?” Sorusu

  • 28 Kasım 2019 Perşembe


Herakleitos’a göre; aynı suya iki kez girilmezmiş ki bu sözlerin bir başka anlatımı, bir başka söylemi “değişmeyen, değişimin kendisidir” ve bir de değişmeyen “yönetime; Cumhuriyetçi ya da Demokrat, kim gelirse gelsin” ABD’nin yıllardır izlediği dış politikasıdır. Öncelikle ve kesinlikle “Dünya barışı masalına ilişkin tatlı sözlerle ve düşlerle süslense de” Amerikan çıkarlarına yönelik ABD’nin dış politikaları da kesinlikle değişmiyor yaşadığımız Dünya’da…

Bunun dışında her şey değişir, değişkendir; sözler de, antlaşmalar da, anlaşmalar da, kurallar da, uluslar arası yasalar da… Cumhuriyetçi ya da Demokrat olsa da ABD’li Başkanlar, onlar yalnızca ve yalnızca; “Ne Yapabilirim ?” sorusuyla yola çıkarlar. Nasıl ki değişmeyen, değişimin kendisiyse, ABD’li Başkanlar için de değişmeyen tek sorudur “ Ne Yapabilirim ?” sorusu !…Ve onlar bizlere zorla belletmeye çalışsalar da; yaşadığımız yüzyıl için en önemli kavram küreselleşme…Ulusalcılık mı?... Aman ne demode… Çok direnirseniz; dünde kalan acı anılarda olduğu gibi örneğin Ergenekoncu diye konursunuz kafese ve belki de yakın bir gelecekte ulusalcı olduğunuz için… Ardından da; merdivenlerden bir tekme, kalırsınız tek nefese… Oysa Amerikalı için yalnızca geçerli olen nedir?... Yalnızca "NE YAPABİLİRİM ? Ülkem için, ulusum için NE YAPABİLİRİM ?" sorusudur.

Henüz dün denecek kadar yakın bir geçmişte, kendilerini Türkiye’nin zencisi sayanlar, pek mutlandılar ve de umutlandılar o günlerde siyahi bir adam ve de yanında katana beygiri popolu bir siyahi madamla BUSH’a, “kışt” deyince… Oysa BUSH, puştluğunu alıp gitmedi, kendi gitse de ABD dış politikalarının değişmezliğinin gereği puştluk ilelebet Amerikan yönetiminde… Sonuç olarak rengi/ırkı, düşüncesi/görüşü değişse de, değiştirmeyecektir ABD’nin dış politikasını ve “Ülkem için, ulusum için NE YAPABİLİRİM ?” sorusuna yanıt arayışlarını şu Amerikan Başkanları…İşte en son örnek; Obama'nın ardından gelen Trump ki dünyada savaş trampetleri çaldırmak için her an hazır ve nazır.Nasıl açıklıyor Suriye topraklarında olma gerekçesini?...-Petrol için oradayım!...Adam kendisi için mi istiyor petrolü?... Elbette ki hayır, elbette ki ülkesi için istiyor. Alaska topraklarında en az 50 yıllık ve henüz çıkarılmamış petrol stokları olan ülkesi Amerika için istiyor. Bizler burada ve yaklaşan kış koşullarında; yakıta harcanacak paranın kaygısını yaşarken, örneğin Amerika'nın Kuzey eyaletlerinden Ohio'da eksi 25 derece Amerikalılar evlerinde şort ve tişortle geziyor. Neden mi?... Ebette ki petrolü isteyen bir başkanları olduğu için!... Günümüzden çok yıllar öncesinde, 20 Ocak 1961’de yaptığı bir konuşmasında şu sözleri söylemiş yine bir Demokrat olan eski Amerikan başkanlarından J.F. KENNEDY:- My fellow Americans, ask not what your country can do for you. Ask what you can do for your country…
Türkçesi’yle sevgili dostlar, demiş ki ünlü KENNEDY:
- Sevgili Amerikalılar; ülkem benim için ne yapabilir diye değil, ben ülkem için ne yapabilirim diye sorun…

Gerçek Amerikan düşüncesi, bizim onları algıladığımızdan ne denli başka… Fırsatlar ülkesi olarak tanımlanan bu ülkede, bir başkanın sözleriyle, Amerikalılar’ın ülkelerine bakışı… Ve bizlerin “fırsatlar ülkesi” tanımının altında, ne tür düzenlerle, düzmecelerle, aldatmacalarla paralar kazanılıp; devlete, ulusa nasıl zarar verilip, bencilliklerini doyurduklarını, kendilerini kalkındırmayı amaçladıklarını sanışımız. Oysa gerçek Amerikan düşüncesi; devletin bireyler için ne yaptığından önce, bireylerin devlet için ne yaptığının öneminin vurgulandığı bir ülke, bir ulus…
Devletten hizmet bekleyenlerin, bu hizmetlerin bedeli olan vergisini peşin, peşin ödemelerinin önemi… Üstelik Dünya’nın her yöresinden göç etmiş, eskilerin deyimiyle “yetmişikibuçuk millet”den insanın oluşturduğu bir ulusun aynı ereği paylaşmaları, aynı amacı ilke edinmeleri… Sonuçta da; “Amerikan Rüyası” denilen bir düşün peşine düşmeleri…
Bizlere gelince, Anadolu geleneğimizden gelen paylaşımcı, hoşgörülü toplumsal yapımız savıyla sözde ulusçuluğumuz, sözde devletçiliğimiz (Ergenekoncu yaftası yapıştırılma korkusu yayılmadan öncesinde de değişmiyordu durum). Gerçekteyse; Batı toplumlarından önde giden bireyciliğimiz, bencilliğimiz…Düşünün bir kez; bugün ülkemizde kaç kişi “Bugün ülkem için ne yapabilirim ?” sorusunu doğrudan ve de dürüstçe kendine yöneltebilir ?...Oranı yüksek bir yüzde ile olumlu bir yanıt verebileceğinizi hiç sanmıyorum. Çünkü bizler Osmanlı’dan bugünlere taşıdığımız “Devlet Baba bizi düşünür, düşünmelidir” anlayışından uzaklaşmış değiliz ki “Bugün ülkem için ne yapabilirim ?” sorusuna yanıt arayarak güne başlayabilelim.
Tartışmaya gerek yoktur ki günümüzde bu soruyu soramayan ulusların, liberal ekonomi politikalarını izleme, kalkınmayı gerçekleştirmiş bir ülke düşleri görme hakları olamaz. Örneğin; “Bugün çalışma saatlerini gerçekten de üretken bir biçimde geçireceğim, iş verimimi arttıracağım” sözünü vererek güne başlayan kaç kişi tanıyorsunuz?... Bunun gibi kaç kişiden; “Bugün devlete ödemekle yükümlü olduğum verginin son kuruşunu bile ödemiş olmanın huzur ve kıvancı içindeyim” sözlerini duyuyorsunuz ?...Tersine pek çok kişi, devletten önce kendi bencilliklerini, çıkarlarını, kişisel yararlarını doyurmanın/sağlamanın mutluluğu içinde gece yatağına giriyor. Buna karşın yine de Batılı ülkelerle yarışabilme düşleri görüyor.Önemli olan bir ülkede yaşanan bireysel mutluluklar değil, kitlesel mutluluklardır. Bu düzeyde mutluluğa ulaşabilmek için de; gelişmiş ülkelerdeki ussal örneklerden, onların deneyimlerinden yararlanmasını bilmeliyiz. Bu bağlamda, daha iyi yarınlar için; “Bugün ülkem için ne yapabilirim ?” sorusuyla güne başlamayı alışkanlık edinmeliyiz, edinmeliyiz ki “Bugün ülkem için ne yapabilirim?” sorusuyla ülkemizi yöneten siyasetçileri de seçme, denetleme, eleştirme, onlara hesap sorma hakkımız olabilsin… Yoksa dış siyasetimize ilişkin olaylarda, sorunlarda; “Çerkez çıkması” yapıp da ardından ödün veren bir siyaset izleyen siyasal egemenlere mahkum olmaktan kurtulamayız. Kurtulamayız değil mi?...

Geçmişin KENNEDY’si bir yana dünün BUSH’unun yaptıklarına bakarsak; o yine de ülkesinin, ulusunun çıkarları için Irak’dydı, Somali’deydi, Afganistan’daydı ve bugün Trump Suriye'nin petrollerini ülkesine götürmek için oradadır.Bizler burada “küresel ısınma” karşıtlığımızla, lahana gibi kat, kat giysilerle donanıp, az yakıt kullanmayı amaçlayarak enerji tasarrufuna giderken, ABD’de kaloriferler öylesine yakılmalı ki eksi 25 derecelik soğukta bile, Amerikalılar evlerinde yazlık giysilerle yaşamalıdır Bunu sağlamak için de ne yapmalıdır; petrol için savaşmalıdır, Dünya’nın neresinde olursa “barış, demokrasi masalları” söyleyerek petrolü aşırılmalıdır. Ki geçmişte de İncil aracılığıyla Cennet’i vaad ederek Afrikalılar’ın, Güney Amerikalılar’ın, Uzak Doğulular’ın doğal kaynakları çalınmıştır.Kim istiyor dünya genelindeki tüm petrolü?... Elbette ki Demokrat ya da Cumhuriyetçi ayrımı olmaksızın "Bugün ülkem için ne yaptım?" diye soran Amerikan Başkanları... Petrol bitmeden de, bitmez bu Ortadoğu Savaşları...