Selma Erdal

Tüm Yazıları


Ne diyelim?...

  • 12 Şubat 2019 Salı


Günümüzden neredeyse 20 yıl öncesinde; Show tv yansılarındaher gece karşımızda felaket habercisi, ajitatör bir Reha Muhtar vardı.Yine bir haber programında, günlerden 10 Eylül 1999 akşamında, karşısında da o günlerin Sabah Gazetesi'nde köşe yazarlığı yapan bir Necati Doğru vardı.Bay Doğru; "Mıymıntı Ankara çiftçiye, dışarıdan 100 Dolar'a alınabilecek buğday için üç katı fiyat ödedi" diyor, bu ödemenin de seçim yatırımı olsun diye yapıldığını ileri sürüyordu.Ve bugün ise çiftçi desteklenmiyor diye eleştiriyor; ülkesini, ulusunu düşünen her yurtsever yurtdaş...Ama o günlerde Necati Doğru denen arkadaş; çiftçiye verilen desteği eleştiriyor.Öylesine boş kafalar, köşeleri doldurmuş ki ülkemizde...Her ne kadar soyadı DOĞRU olsa da adamın,ne yazık ki doğru olanı göremiyor. O günlerdeki ANAP-DSP-MHP koalisyon hükümetinin izlediği tarım politikalarının seçime değil, geleceğe yapılmış bir yatırım olduğunu algılayamıyor, Ankara'ya mıymıntı diyen, gerçekde kendi beyni mıymıntı olan bu adam...Çünkü geçmişin buğday ambarı ülkemiz; yabandaki darıya avuç açmasın diye, buğday ekiminin özendirilmesi için, dışardan alınacak buğdayın değil üç katı, onüç katı bile para ödense hak'dır, doğrudur diye düşünüyor geleceği görenler.Ülkemizin tarım topraklarının; konut ve sanayi alanlarına dönüştürülmesi yerine, yeniden buğday ambarı bir ülke yaratmak için çaba göstermek nasıl olur da "mıymıntılık" olarak tanımlanır?...Oysa İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI'nda Hitler'i ürküten buğday dolu silolarımız; halkını doyurabilen bir ülke olabilmenin önkoşulu olmakla birlikte, en az ordu gücü kadar düşmanlarımızı ürkütücü, caydırıcı bir güvence olmuşdur. Ama o günlerde köşebaşlarını tutan, küreselleşme savunucusu, "ikinci cumhuriyet" yancısı yazar takımı ne yazık ki bu gerçekleri görmezden geliyor.Sonunda muradlarına erdiler; işte o günlerden yaklaşık 20 yıl sonrasında ülkemizin tarlaları çorak, toprakları kurak...Köylüsünü efendi bilen bu ulus; yabanın arpasına, buğdayına, çavdarına tutsak... Ne tarımsal destek, ne mazot, ne gübre için Devlet yardımı...Bereket, bolluk yüklü Anadolu; olmuş yedi düvelin açık pazarı...Paslanmış bir tarafda yaba, orak, pulluk; dünün efendisi köylünün payına düşmüş kölelik, kulluk...Türkü; Türkün müziği...Şarkı; Şark'ın müziği...Biz Türkülerimiz'i söylemez olduğumuzdan beri; ne tarlada buğday başakları, ne de umutla beklenen hasat ayları...Yine de sıkılmasın canlar, çokca da Güneş altında yanmasın tenler...Ölme eşeğim, ölme; karpuz kabuğu yeşerecek...Akıtma suyla değirmenler dönecek...Yaban; bizler için ekip, biçip, üretecek...Devlet de satacak...Herkes tok yatacak... Bundan iyisi Şam'da kayısı diyeceğiz de..Şamlılar da nam saldılar ülkemizde; ederleri, değerleri bizlerden çok fazla...Ne diyelim?...Tanrı sonumuzu hayırlı eyleye!...
Yine bir zamanlar...Tayfun Talipoğlu; yaşamını yitirmeden çok öncesinde, ATV yansılarında BAMTELİ adlı bir program sunuyor.Akseki ilçesinin Huğlu köyünden bir çiftçiyi anlatıyor izleyicilerine...Bu çiftçi Ziraat Bankası kredisiyle Meydan Larous Ansiklopesi takımını alıyor., sürekli okuyor. Bulmaca Yarışması'nda; profesörün, hakimin, hekimin yanında Türkiye sekizinci oluyor.Bir başka deyişle toprağını işlemekle kalmayan köylü; kendini de işliyor, yapılandııryor, eğitiyor, bilgilendiriyor.O günlerden, bugünlere geldiğimizde; okumak şöyle dursun, dün efendi bildiğimiz adamlar kahvehane köşelerinde tavla, pişti oynayıp, üretlenlikden uzak, aylak, aylak kendini tüketiyor.Bir çoğu önceki gece; televizyon yansılarına düşen görüntüleriyle, İstanbul ve Ankara'da, TANZİM SATIŞ ARAÇLARI'nın önünde 2 kilo domates, 2 kilo soğan almak için kuyrukda bekliyor.Ne diyelim?...Tanrı sonumuzu hayırlı eyleye!...