Selma Erdal

Tüm Yazıları


Nasıl?...

  • 27 Eylül 2018 Perşembe


Yıl 2007...Günlerden 29 Ağustos...Günümüzde "ver mehteri" nidaları eşliğinde ATV'de sabahları boy gösteren Erkan TAN; o günlerde henüz M'ACUN olmadan önceki TV8'de bir konuk ağırlıyor. Konuğu AKP'den Ankara Milletvekili Bülent GEDİKLİ...Bay GEDİKLİ; DEMOKRASİ-LAİKLİK-SOSYAL HUKUK DEVLETİ üzerine döktürüyor da döktürüyor…Sıra özelleştirme üzerine sorulara geliyor, “her şey satıldı, satılacak” derken, GEDİKLİ; Dünya’da, devletlerin ekonomiden el çektiğine, işletici, uygulayıcı değil,denetleyici olduğuna ilişkin söylevlerine başlıyor, SSCB’nin de devlet olarak işletmeciliği beceremeyişinden dolayı, Dünya’daki ekonomik değişime ayak uyduramadığından çöktüğünü ve geçmişin komünist ülkelerinin bugün tümünün özelleştirmeden yana uygulamaları gerçekleştirdiğini keyifle anlatıyor. Bunca “özelleştirme” söylevinin ardından, sıra ülkemizin geleceği ve en önemli gerçeği üzerine övgüler düzmeye geliyor. Bu gerçek de ülkemizin en genç nüfuslu ülke olduğu…GEDİKLİ’ye göre, nüfusumuzun yüzde ellisinin 25 yaş altında oluşu sevindirici bir durum ve bu “sevindirici durum” üzerine yorumlar yapıyor ve diyor ki: -En geç on yıl sonra, bütün Avrupa ülkeleri bizim peşimizden koşacak, bu genç nüfusumuz için… Çünkü on yıl içinde onların çalışan nüfusu hemen, hemen hiç kalmayacak...Veee...Günler, günleri kovaladı; bunca yıl geçdi aradan, yardım etdi Yaradan...Sağ ve sağlıklı kaldık ama genç işsizlerin sorunlarına çözüm bulmak şöyle dursun, sayılarını daha da çoğaldı. Üstelik bizim gençlerimizin Avrupa pazarlarına emek gücü olarak girmesi şöyle dursun; siyasetçilerimiz bile Avrupa Birliği Ülkeleri'nin duvarlarını aşıp da geçemiyorlar öte yana...Değil ki işsiz gençlerimiz iş bulacakmış yaban ellerde...Ama kendi gençlerinin işsizlik sorununa çözüm bulmakdan aciz kalanlar; Suriyeli göçmenlere her türlü olanakları sunmakdalar.25 Eylül 2018 günlü Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda da öncelikle Suriyeliler'e ve başka ülkelerden gelen göçmenlere destek verilmesi konusunda yaptılar caka, aldılar bolca alkış da...Ne yazık ki bizim gençler hala işsiz...Dolayısıyla aşsız, aşksız... Onların sorunlarına çözüm bulmak elbette ki en önemli görevdir... Görevdir de...Söyleyin bakalım; NASIL?...
Yıl sonu yaklaşıyor...Aralık ayı; BÜTÇE görüşmeleri ayı...Yine BÜTÇE yerine, KÜRTÇE diye yırtınır birileri... Tartışmalarla gündem değişir, arada kaynar gider; BÜTÇE'nin denklik problemleri...Üstelik BÜTÇE'yi denklemekden kolay ne var?... İstanbul Boğaz'ında satışa sunulmuş yalılar... Sayıları 60 kadarmış, 30 kadarına da QATARLILAR adaymış satın almak için...Her şey satılık, özelleştirme, BÜTÇE'yi güzelleştirme...Hangi ya da kimin BÜTÇESİ ise; özkaynaklarımızı satarak, tarihi ve kültürel varlıklarımızı pazara sürerek; yine de YERLİ VE MİLLİ kalma savında bulunmaca... Bunca yabancıya kapılar açılıp, mallar satılırken yine de YERLİ VE MİLLİ kalmak...Kalmak da...Söyleyin bakalım;NASIL?...

Toplumsal yaşamın her alanında; ailede, okulda, işyerinde, yolda, sağda, solda...Neredeyse kadın ve erkek yakında teğet bile geçemeyecek birbirine...Cemiyetin, toplumun bireyi olarak varlığı; 29 Ekim 1923'de kurulan TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ'nin DEVRİM YASALARI ile güvence altında olan KADIN...Cemaatin, ümmetin yok saydığı bir NİSA olarak kazanılmış haklarını yitirmekde, günden güne gerilemekde, giderek yok sayılmakda...Sokakda yürüyen erkeklerin aralarında geçen söyleşilerden, kaldırımlara; KADIN, ERKEKDEN; ERKEK, KADINDAN SIYRILMALIDIR sözleri dökülmekde...Kuşkusuz kadını yok saymak, toplumdan soyutlamak için savaş veren yoz, yobaz bir çoğunluğun olduğu gerçeğinin ayırdındayız. Özgürsünüz...Dilediğiniz gibi yaşayınız.GDO'lu beslenme nedeniyle "tüp bebek döllenme" yöntemi olmasa kadınları gebe bile bırakamıyorsunuz. Kadın-erkek sıyrıldığınızda birbirinizden; bu durumda ivedilikle çoğalma sorununuza çözüm bulmanız gerekecek.Söyleyin bakalım; NASIL?...

Ülkemiz sınırları dışında olmakla birlikte; ulusumuz içindeki çok renkliliğin bir sonucu olarak, pek çok ülkeyle duygusal-dinsel-ırksal bağlarımız olduğunu yadsıyamayız, ne de olsa Türk Ulusu’nu oluşturan unsurlar üç anakaraya yayılmış Osmanlı’nın özetidir, kalıtıdır. Ama bu demek değildir ki; bu ülkelerde çıkan her soruna doğrudan karışmalıyız. Kuşkusuz böyle bir karışmacılık; us dışı düşünce ve davranış biçimi öncelikle Ulu Önderimiz Kemal ATATÜRK’ün YURTDA BARIŞ, DÜNYA’DA BARIŞ ilkesinden ayrılmamıza yol açar. Bununla birlikte bizlerin “ulus” kavramına henüz ulaşamadığımız, etnik kökenlerimizden kopamadığımız, daha açık bir deyişle NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE söylemiyle verilmek istenen iletinin anlamını tam olarak özümseyemediğimiz anlamına da gelir.Eğer Türk Devleti ve Ordusu, Türk Ulusu’nu oluşturan etnik kökenlilerin geldikleri ülkelerdeki her soruna doğrudan karışmacı olursa, o zaman Ortaçağ şovalyeleri gibi savaşdan, savaşa koşacak, Dünya’nın ona yakıştırmak, yaftalamak istediği “Barbar Türk” tanımlamasına da birebir uymuş olacakdır. Bu demek değildir ki; ülkemizi barış adına savaşlardan uzak tutarken suskun kalalım, emperyalist ülkeler mazlum halkları dilediklerince ezsinler, egemenlikleri altına alsınlar, elbetteki değil… Ama Müslüman, mazlum, yoksul, yardıma muhtaç her ülke için de her seferinde; güvenilmesin TÜRKÜN NEFERİ'ne... Birazcık da başvurulsun başka yöntemlere...Hele ki her şeyi bilenler, her şeye hükmedenler bu DEVLET'e egemen olduğuna göre;son verilsin Misak-ı Milli sınırlarımızdaki savaşlara... Söyleyin bakalım; NASIL?...Çünkü...Yetti artık; bitsin bu korkulu,kaygılı ve kanlı fasıl...