Musa Dinç

Tüm Yazıları


My name is Khan / Benim Adım Khan Film / Olgu İncelemesi - 1

  • 07 Mayıs 2018 Pazartesi


Musa DİNÇ / Sağlık İletişim Uzmanı, Yazar

Hazırlayan:
Musa DİNÇ
2010 Yılında vizyona giren bir Hint filmidir.
Başrollerde: Shakrukh Khan ve Kajol oynar.
Yönetmen: Karan Johar
İslam dünyasının yaşadığı karakter ve benlik sorununu çarpıcı bir şekilde ortaya koyması bakımından dikkate değer. Film Yönetmeni Karan Johar filmde; terör, savaş, nefret ve ABD.’nin İslam’a bakış açısı konularını ele alıyor.
Yönetmen taraf tutmadığını, iyi ve kötü insanların olduğunu vurguluyor. Johar verdiği bir röportaj da; “din, kriter değildir, insanlık kriterdir,” diyor.
Filmin konusu özetle şöyledir:
Rızvan Khan adlı otistik/ Aspender bir Müslüman, annesi öldükten sonra ABD’ye gider. Orada Mandira isminde dul bir kadına âşık olur. Bir süre sonra kahramanlarımız evlenir. O sırada 11 Eylül Olayları patlak verir. Kısa bir süre sonra 11 Eylül saldırılarının etkisi ile Mandira’nın oğlu Samir, İslam karşıtı Faşistler tarafından öldürülür. Mandira, Khan’ı sorumlu tutar, ancak ABD Başkanı’na gidip, adının Khan olduğunu ve bir terörist olmadığını söyleyebilirse şayet, tekrar dönebileceğini söyler. Başkan ile buluşmak için uzun bir yolculuğa çıkar. Nihayetinde Başkanla görüşmeyi başarır:
“Sayın Başkan, benim adım Khan ve ben terörist değilim,” der.
Şimdi Filmin / olgunun ayrıntılarına girelim:
Aspender hastalığını bulan john Aspender ithaf yerine geçecek bir yazı görüyoruz.
“Seni Özlüyoruz.”
2007 Sanfransisko / ABD Başkanı Sayın Bush’un etkinliğini Seyahat Rehberi’nden öğrenir. İngiliz Hava Yolları 902 nolu uçak uçuş için 5 . Kapıya yönelir. Tüm yolcular gibi rutin hale gelmiş bir arama bandından geçer, işlemler için kuyrukta beklerken tuhaf hareketleri, mırıldanmaları ve elindeki taşlarla oynamasını gören çekik gözünden belli ki uzak doğulu olan bayan yolcunun dikkatini çeker ve ondan nem kaparak şüphelenir, çaktırmadan polise ihbar eder. Polisler onu arama kabinine alıp çok sıkı bir aramadan geçirir, biraz abartırlar tam bir terörist muamelesi görür Khan. Çantasını boşaltırlar; bir kitap, ajanda, el kamerası vb. öteberi… Saçların arasına, ağzının içine kadar; hatta dişlerinin arasına, dehası vücudunun her yerini didik didik arar, bakarlar. Khan temiz çıkar. ‘Uçağı kaçırdığını bundan sonraki uçağın ise; sabah 6:10 da ve biletin ise 366 Dolar olduğunu ve bunun için de parasının olmadığını’ söyler.
“ Washington uçağını kaçırdım, bundan sonra otobüsle yoluma devam edeceğim,” der.
Polis memuru:” Neden Washington’a gidiyorsun?”
Rızvan Khan: “ ABD Başkanı Sayın Bush ile görüşmek için gideceğini” söyler.
“Neden Başkanı görmek istiyorsun, arkadaşınız mı?”
“Hayır, arkadaşım değil.”
“O halde neden görmek istiyorsun?
“ Benim adım Khan, ben terörist değilim, diyeceğim,” der.
Polis memuru orada irkilir.
Polis memuru: “ Benim için de bir şey söyler misin?
“Elbette”, der Khan.
“ Ne habersin? “ der, Khan ciddiyetle Polisin yaka numarasından ismini ajandasına not eder. John Marshall. Polis memuru ya işi gırgıra alır, ya da gerçekten başkanla tanışıyordur, ama birinci olasılık daha baskın gibi.
Khan’ın çocukluğunun çok iyi geçtiğini söyleyemeyiz. Baba sevgisinden yoksun, ama anne şefkatinin sıcaklığı bu açığı fazlasıyla kapatıyor. Çocukluğunda babasının çalışmış olduğu tamir atölyesinde babasından gizli kendi kendine bozuk araç ve gereçleri tamir etmeye çalışır. Çocukluğuna dönelim tekrar. Babası Dilawar Borivali’de bir atölyede çalışır,
“Benimle biraz ilgilenirdi aslında, oyun oynamak için garaja götürürdü. Ufak tefek şeyleri tamir etmeyi öğrendim,” der. Babasının bozduğu cihazları yapamadığını da söyler.
Babası:” Evine git ve zaman öldür, ”diyerek onu tokatlar.
Khan somut düşünür, soyut yetisinden yoksundur.
Üzgün ve gergin evin yolunu tutar, yolda sosyete bir bayana çarpar, yer ıslak ve çamurlu. Sosyete bayan onu aşağılayarak : “Aptal, üstümü kirlettin, diyerek azarlar.
Khan’ın sığındığı en güvenilir liman; annesinin yanı. Annesine,” Zaman nasıl öldürülür?” der.
Annesi ona; “ Sabırla zamanın nasıl öldürüleceğini öğreteceğim,” der.
Eller havaya kaldırılıp, çırpılır; “İşte böyle zaman öldürülür. Tam bir oyun oynar gibi.”
Anne oğul duygusal yoğunlukta sevgi ve şefkat ile birbirlerine sarılırlar.
*****
1983 yılında Hindistan’da Hindu – Müslüman çatışması yaşanır. Hindistan’da Müslüman nüfus azınlıkta olduğu için egemen Hindu nüfus tarafından dışlanır, aşağılanır; dahası damgalanırlar.
Rizvan Khan mahallede, sokakta Müslümanlar için kullanılan şiddet dilini tekerleme şeklinde söyler. Annesinin hoşuna gitmez. Rızvanı oturtur. Eline boş bir defter alır. Kalemle iki basit insan figürü çizer. Bunlardan birinin elinde sopa var diğerinin eli boş. Eli boş olan sensin, elinde sopa olan bir başkasıdır. “Sen iyisin. Öbürü kötü. Dayak kötü bir şeydir.”
Altta tekrar iki insan figürü çizer. Bu sefer sopa yerine lolilop var ( elmalı şeker gibi bir şey diyelim) İkisi de birbirine benzer. İkisi de insan.
Hindu ve Müslüman insan gözüyle baktığımızda hiçbir fark yok aralarında. Bu mesajı vermeye çalışır.
* “En iyi öğretmen Annedir.” Farkında olmadan bu mesajı alıyoruz.
-Devamı yarın-