Ferhan Ercan

Tüm Yazıları


Muhafazakarlarımız

  • 13 Ocak 2019 Pazar


Kişilerin toplumdaki konumları yaşama bakış ve algılarıyla belirlenir. Buna kısaca ideolojik konum denebilir. Bu ideolojik konumlar belli toplumsal katmanları oluşturur. İlk diyebileceğimiz basamakta din veya milliyetçilik algıları ağır basar. Bu iki bakış az veya çok öteki konumlarda da varlığını sürdürür. Bunları muhafazakâr katman izler. Muhafazakârların konumu ülkelerinin kalkınmışlığı ile yakından ilişkilidir. Gelişmemiş ülkelerin muhafazakârları din ve milliyetçilik eksenini benimserler. Otoriterliğe yatkınlıkları ve itaatkârlıkları bu kaynaklardan beslenir. Gelişmiş ülkelerin muhafazakârları demokrattır(işler bekledikleri gibi gittiği sürece).Bu nedenle laiklik ile gelişmişlik arasındaki ilişki doğru orantılıdır. Bu savın kanıtı, yaşama ilişkin temel hakların gözetilmesidir. İnançlara ve yaşam biçimlerine karışılmamasıdır.
Modern muhafazakârların toplumda belirleyici konumda oldukları tartışılamaz. Bu aynı zamanda ülke kaynaklarının nasıl paylaşıldığını göstermektedir. Fakat bu yanı, muhafazakârlığın yıkıcılık özelliğini gözlerden kaçırmaya yaramaktadır. Zaten önemli olan toplumun büyük bölümünün muhafazakâr olması değil, bu kesimin iktidarı ele geçirmiş olmasıdır!İktidarı ele geçiren kesim öncelikle ülke kaynaklarının kullanımında belirleyici olur. Erk kullanımının en önemli yanı, paylaşımın belirlenmesidir. Geçmişteki yapılarda bu güç egemenlerin elinde veya kontrolünde olurdu (o dönemlerde de sıradanlar paylaşımda söz sahibi değildi). Şimdi ise, yandaşlardan oluşan yeni egemenler bu olanaklardan sınırsız biçimde yararlanmaktadırlar. Bu süreçteki yıkıcılıkları doğanın tahribi ve kaynak kullanımı ile ilgilidir(özgür bireylerin yaşamlarına müdahaleler de aynı süreçle kesişmektedir). İstanbul’un Kuzey ormanları yok edilince hava alanı ile ya da oto yollarla aynı varlıkları geri getirmenin olanağı yoktur. Artvin’in yer üstü varlıkları ve kaynakları, yer altındaki madenlerden daha kıymetli ve gereklidir.( Kaz Dağları için de aynı şeyleri söyleyebiliriz.) Çünkü işgalci mantığıyla yapılan maden işletmeciliği doğanın yağmalanmasıyla sonuçlanmaktadır. Maden vurgunundan sonra geride bıraktıkları mekânlarda ot bitmemektedir. Yani, sonuçta tüm varlıklarla ilgili yaşamı yok etmektedirler. Muhafazakârlığın yıkıcılığı bu noktada ortaya çıkmaktadır.
Değişimlere karşı olan muhafazakârlar bilinçsiz olan cahil emekçilerdir. Eskiden eğitim cehaletten kurtarmak için uygulanırdı, şimdi ise cahil yetiştirmek için etkin bir ideolojik araç olarak kullanılmaktadır(!) Yoksul emekçilerin muhafazakârlığı hem yoksulluğun sürdürülmesinin hem de varsılların varlıklarını sürdürmelerinin güvencesidir.
NEO MUHAFAZAKÂRLAR.
Muhafazakârlık, kendisine ait olanı koruma temelli bir yaklaşım biçimidir. Koruma önceliği maddi değerlere tanınır. Maddi değerlerin dağılımı dengesiz olduğu için, bu değerlere sahip olanlar her koşulda manevi değerlerin koruyucu katkısına gerek duyarlar. Konumunu kavrayamayan yoksullar, varsılların güvencesidir. Varsıllar maddi değerlere sahip olurken, yoksullar manevi değerlerin gönüllü askerleri olurlar.
Her kapitalist kazanmaya, yakın çevrelerini istismar ederek başlar. İnandıklarını söyleyenlerin ilk aldattıkları da onların en yakınında olanlardır. Bu nedenle saf ve temiz insanları aldatanlar, onların en çok inandıkları kişilerdir. Muhafazakârlar inanç giysili kapitalistlerdir!
Kolayca inananlar, düşünme yoksunu veya kolay yoldan kazanma çabası içinde olanlardır. Şeyhini uçuranların beklentisi, onun sırtından zahmetsizce öteki dünyasını güvenceye alma istem ve çabasıdır.
Soyguncuların kazançlarının temelinde umut pazarlamalarına inanlar var. Oysa avcıların oltasında umut, yem olarak kullanılır. Zaten, “Bedava peynir kapanda olur!”
Neo Muhafazakârlarımız, özgürlüklerini; ülkede biriktirdiklerini güvenli gördükleri ülkelere aktararak yerlilik ve millilik algısını yerle bir etmekteler(!)
Kanatırlar gülümsemesini sevdanın,
Taş basar bağrına yaslı çiçekler…
Dökülür yorgun yürekler dallardan,
Erken sararmış yapraklarla birlikte!