Ferhan Ercan

Tüm Yazıları


Mücadele alanı

  • 30 Temmuz 2018 Pazartesi


Bir toplumsal mücadele yapılabilmesi için; mücadelenin meşruiyetinin olması ve kitlelerce de benimsenmesi gerekir. Kitlelerin benimsediği mücadeleler amacına ulaşır. Haklı mücadelenin meşru zeminlerde verilmesi çok önemlidir. Mevcut haliyle meclis halk için olumlu mücadelelerin verilmesine uygun değildir. Kitleler yararına olabilecek yasal düzenlemelerin bu meclisten muhalefetin istem ve çabası ile çıkarılması kesinlikle olanaksızdır. Muhalefetin, Fetö kalkışması ile ilgili meclis araştırması istemi AKP ve MHP’nin oylarıyla reddedilmiştir(!)
Sağın sağdan aşıldığı süreçlere tanık olduk Doğal olarak bu süreçler toplumu ileri taşımadı. Toplumdaki çelişkiler her geçen gün daha çok artmaya devam etti. Bir muhalefet partisi öz görevi olan iktidara karşı mücadelesini öteki muhalefet partilerine karşı verme çabasında.
Ekonomik durum içinden çıkılmaz hale gelmiş. Faturayı alışıldığı gibi bu halk ödeyecek(!) Üstelik suçlanacak olanda halktan, demokrasiden, temel hak ve özgürlüklerden yana olanlar olacak. Bu noktada Birgün yazarı İrfan Değirmencinin yazdıklarına bakalım:Ciğerlerimiz parelenip dertli dertli inilerken bir kurtarıcı değil beklediğimiz. Kurtarıcı biziz, kurtarıcı sensin, kurtarıcı benim, kurtarıcı birlikte yenilenmemiz. Kimse bizi kurtarmayacak bizden başka” Bu saptamaya yürekten katılmaktayız. Ancak, başka katılacağımız saptamalarda var:
“Meclis’e getirdikleri ve OHAL’i kalıcılaştıracak düzenlemeyi aslında pekâlâ KHK’yla da yapabilirlerdi. Fakat bu işi, yarın bu yasanın uygulamasına yönelik tepkiler geldiğinde ‘bu düzenlemeyi Meclis yaptı” diyebilmek, kendilerince kamusal meşruiyeti sağlamak için özellikle parlamentoya getirdiler. ‘Bakın, muhalefet itirazlarını dile getirdi, tasarı tartışıldı ve onaylandı’ diyecekler. Bunun adı ‘mış gibi’ demokrasisidir.”
“Eskiden de böyle değil miydi” denebilir elbette bu noktada haklı olarak. Evet, eskiden de aşağı yukarı böyleydi ama artık bir fark var. Meclis insanların önüne adeta oyalansınlar ve bir Meclis’in bulunduğuna inanmaya devam etsinler, Meclis dışı herhangi bir muhalefet pratiğini akıllarına dahi getirmesinler diye(…)” (Fatih Yaşlı-BİRGÜN-29.07.2018)
Fikret Başkaya durumu daha da anlaşılır hale getiren şu açıklamayı yapıyor:
“Yeni bir durum ortaya çıktığında, eski düşünce tarzı, eski yöntem ve araçlar işlevsizleşir. Şeylerin mahiyeti değiştiğinde eski mücadele yöntemleri işe yaramaz hale gelir. Burjuva siyasetine bir alternatif oluşturmak, yeni mücadele yöntem ve araçları keşfetmeyi gerektiriyor. (…..)Siyasi partiler tarafından sahnelenen oyunu bozmanın yolu, bizzat insanların, siyasetin özneleri haline geldikleri durumda mümkündür... Başka türlü söylersek, politika yapma işini, ‘şeyini’, kaşarlanmış profesyonel burjuva politikacılarının işi olmaktan çıkarmak gerekiyor... Dört-beş yılda bir önüne konan sandığa oy atmak, sömürüye, yağma ve talana onay vermektir... “Kendine karşı oy kullanmaktır!”... Dolayısıyla, zaten işlevsiz olan, içi boş bir midye kabuğu olan Parlamento [TBMM] dahilinde siyaset yapmanın artık bir kıymet-i harbiyesi yok... Şimdilerde Parlamento, despotik rejimin, ‘tek adam rejiminin’ ayak işlerine koşulmuş durumda. [Tabii bu Parlamento eskiden matah bir şeydi anlamına gelmez, zira burjuva Parlamentoları tarih boyunca sadece burjuvazinin, mülk sahibi sınıfların Parlamentosu oldular. İşlevleri emekçi halk sınıflarına tuzak kurmak, oyalamak, aldatmaktan ibaretti...]”(Fikret BAŞKAYA- BİRGÜN Pazar eki, Sayı: 594)
Muhalefetin önemli dinamiklerinden biri olan HDP’nin bu döneme ilişkin yaklaşımını şöyle özetliyor:” Meclisi etkin kullanacağız ama toplumsal muhalefet eksenli yapacağız bunu.” diyor. Fikret Başkaya’nın çözüme ilişkin önerisi şöyle:
“Aslında kitleler sahaya çıktığında artık her şey farklı görünecektir ve o zaman despotik rejimin ne kadar kırılgan, ne kadar zayıf olduğu da görülecektir. Oldum olası bu dünyanın temel çelişkisi, asıl güç sahibi olanların kendi güçlerinin farkında olmamaları ve gereğini yapamamalarıyla ilgilidir. Dolayısıyla “güçsüzün gücüyle” “güçlünün güçsüzlüğü” arasındaki çelişki ters-yüz olduğunda, gerçek güç dengesi tecelli eder ve şeyler yerli yerine oturur... Bu rejimin hiç bir sorun çözme yeteneği yok. Tam tersine sorunları azdırma ‘kabiliyeti’ büyük...”(Fikret Başkaya)