Musa Dinç

Tüm Yazıları


Mizahı irdeleyelim

  • 13 Ağustos 2018 Pazartesi


Musa Dinç / Sağlık İletişim Uzmanı, Eğitimci, Yazar
musadinc2109@gmail.com



Gülmek, bütün insanların doğal yeteneğidir. Dilleri ve renkleri ayrı insan toplumundaki ortak davranışlardan biri de gülmektir. Gülmenin zıddı, bilindiği gibi üzülmek, kederlenmek ve ağlamaktır.
Gülmek, ruhsal yapımızın en hoş davranışıdır. Gülmek için sebep gereklidir. Söylenen, okunan, gülmeceler gülmek için hazır neden sayılır.
İnsanlar, yaşama savaşında, çoğunlukla çatık kaşlıdır, ciddidir, sinirleri gergindir. Bazen de, güler yüzlü, neşeli, şakacıdır.
Üzüntülerimiz, ruhsal sıkıntılarımız olumsuz yönde etkiler bizi. Neşelerimiz, sevinçlerimiz, gülüşlerimiz, esprilerimiz, yaşantımızı canlandırır, bizleri hayata bağlar.
Toplumumuzda gülme ortamı zengindir. Çeşitli yaşamda, çeşitli kütürde, sebeplerine göre, insanlarımız güler, gülüşleri anlamlıdır. Hürmet özelliklidir. Kişilerin zengin gülüşleri, gülen bir toplum yaratır. Gülen bir toplumun bireyleri, hem yorulmaz, hem çalışmaları verimlidir.
Her soyut kavram gibi mizahin da kesin tanımı yapılamamıştır. Düşünürler, tüm nesnellik çabalarına karşın, kendi toplumları, sınıfsal durumları ve bireysel yargılarıyla koşullu ölçekler kullandıklarından ortaya çeşitli mizah tanımları çıkmıştır.
“Mizah, trajikle komiğin özdeşleşmesidir,” diyebiliriz.
Çünkü trajik ile komik arasında “sebep-sonuç” ilişkisinin bulunduğu kesindir. Biri diğerinin hem nedeni, hem de sonucu olduğuna göre, komik bir olayın kökeninde trajik öğeler, trajiğin derinliklerinde de komik olgular saklıdır.
Genelde ne denli evrensel olursa olsun bir mizah öyküsü, üretildiği toplumun ulusal öğelerini içerir, içermek zorundadır. Çünkü doğduğu toplumu anlatmak, ona tanklık etmekle yükümlüdür. Bu tanıklık, edilgin bir işlev değil, tam tersine toplumu değiştirme dinamiği içeren bir eylemdir.
Büyük ölçüde, baskı altında tutulan toplumsal süreçlerden kaynaklanması, farklı teknikler kullanması, trajikle komiği iç içe verebilmesiyle mizahi yazın sınıflamalarının dışında, kendisine özgü tarihi olan bir sanattır. Bu özellikleriyle mizah hikâyeleri, yazınsal değerlerinin yanı sıra, toplum bilimi açısından da güvenilir kaynaklardır.
“Son gülen iyi güler.”
İngiliz Atasözü/Dünya Düşünce Antolojisi S.161
*
“İnsan o kadar acı çekti ki, gülmeyi yaratmak zorunda kaldı.”
Nietzsche
*
“Gülmek, tümüyle aydınca bir tutumdur.”
Bergson
*
“Gülmeye susamış bir toplum, arabeske ve taşıt edebiyatına mahkûmdur.”
Musa DİNÇ/Tipten Tipe S.96
“Nasrettin Hoca bir gün...” diye bir fıkra anlatmaya başlasanız, daha Hoca lafı ağzınızdan çıkmadan bir gülme alır çevreyi... Hoca demek, gülmek demektir. Nasreddin Hoca’nın kişiliğinde Türk Güldürü Sanatının Bayramı, şenliği Akşehir Festivali’nde kutlanır. Akşehir Gölü’ne, “YA TUTARSA...” diyerek halkın umutlarından yoğurt mayası atılır, Hoca’nın eliyle. Hoca, halk sanatçısıydı.
Sanat Tarihçisi Herbert Read, Halk sanatçısını deyimlerken “Tarihin hangi çağında ve dünyanın hangi yerinde olursa olsun, ortak niteliklere sahip ve birbirine benzer”, lafını kullanmaktadır. Hoca’nın esprisi de öyle saf ve kültürsüz kişilerin gündelik ekonomik, toplumsal sorunları ve yerel inançları yansıtmaktadır.
Sanatın elbette ki en güçlü dalı Güldürü Sanatıdır. Hiçbir silah bir alay kadar güçlü olmamıştır. Bir adamın kafatasını ezin, kırk kazığa oturtun onun yüzüne karşı, kişiliğine yönelik alaylı bir gülme onu ölmekten daha çok öldürecektir. Tarih boyunca en azgın tiranlara, en kanlı despotlara karşı halk “Alaya alma” silahıyla karşı çıkmıştır.
Gülmece türü; yeniklerin, halkın silahı olmuştur.

İnsanı deneyimleyen bilimin ustaları insanı hayvandan ayıran niteliğin ESPRİ olduğunu söylüyorlar. Evet, tüm canlılar türünün en seçkini İNSAN ise, yaratık olarak İNSAN ’İn da en seçkini zekâsıyla espri yaratan SANATÇISIDIR. Sanatçı insan, bilinçaltında evrensel olarak var olan ANKSİETY denilen sıkıntılarını ve de toplumsal etkilerin doğurduğu ruhsal çatışmalarını asileştirerek politik, erotik yani yaratıcılık yoluyla bir ESPRİ şeklinde de bilinç yüzeyine çıkaran kişidir. “Esin veren bir ruh ve parlak bir imajinasyon’a sahip olan kişidir sanatçı.
Adamın biri Tanrı’ya el açarak: “Ya Tanrım, bana iman ver!” diye yakarırken, Bektaşi Dedesi de: “Ya Tanrım bana bir şişe şarap gönder!” diye el açar Tanrı’ya. Buna içerleyen dindar kişi: “Bre zındık, hiç Tanrı’dan şarap istenir mi?” diye söylenince, Bektaşi: “Erenler, insan kendinde olmayan şeyleri ister!” diye yanıtlar.
Ruh hastalarının üstün sezgilerine örnek olan kişi edebiyatımız da Keloğlan’dır. Keloğlan “Aptala malum olur” esprisiyle televizyon ekranında da gelecekten haber vererek halkımızın biricik güldürü kaynağı oluyor; keza Keloğlan ile Nasrettin Hoca mukayese edilecek olursa, elbette ki, Nasreddin Hoca’nın gülmecesi daha baskın çıkar.
İçki ve alkolle ilgili tip BEKRİ Mustafa’dır. Oysa NEYZEN Tevfik’i hem mistik, hem de alkolik espride görmekteyiz.
Edebiyatımızda saray eğlendiricisi türünde bir de İNCİLİ ÇAVUŞ var. O da riyakârlığı, dalkavukluğu, palyaçoluğu, esprisiyle yüceltmekte. Örneğin; yüzüne tüküren kişiye O. “Yağmur yağıyor sultanım!...” diye nükte yapar.
İnsanlar salt esprilerle gülmüyor ki şöyle bir dürtüklenip gıdıklandığımız zaman katıla katıla güleriz. Hele mikrobik bir gülme var ki, düşmanlar başına! (Tetanos) Clostrodium Tetani etkeniyle yüz etlerimiz öyle bir kasılır ki, sanki sırıtır gibi bir hal alırız. Tip dilinde buna Sardonik gülme diyoruz.
Gülme ile ağlama merkezi öyle yakın ki beynimizde; bazen ağlamak yerine güler, gülerken de ağlarız.
1. Etkin iz bırakma bakimindin etkin oluyor.
2. Yaygın oluyor.
Yazar toplumun önderidir, akıl hocasıdır, yol göstericisidir gibi söylemler abartı gelebilir. Yazar çalışmalarıyla vardır. Yazarın yeteneği gülmeceye yatkın değilse, o zaman çok yapmacık ve zorlama gülmece ürünler ortaya çıkar.
Rahat bir çevrede, normal koşullarda yetişen, varlıklı ailelerden gelen insanlardan mizahçı çıkamaz. Her zorluk, her acı çeken ille de mizahçı olmaz elbet. Ama bu ağır koşullar kişinin mizahçı yeteneğini geliştirir.
Gülmece yeteneği olmayan kişi, ne denli çalışırsa çalışsın gülmece yazarı olamaz.
Gülmece yazarlığı fakültelerde öğrenilemeyecek kadar ciddi ve zor bir iştir.
*
Üstat Aziz Nesin’e sormuşlar:
“Gülmeceniz nasıl?”
“Benim gülmecem:
1. Geleneksel halk gülmecesinden kaynaklanır.
2. Toplumun sorunlarından esinlenir.
3. Çağdaş dünya insanının sorunlarını anlatır.” demiştir.
*
Üstada katılıyor ve kara mizahtan yana tavır koyuyorum.
*
Mizahçı aynı zamanda psikologdur.
Her mizahçı biraz anormaldir.
Mizahçı cesur olmalıdır, halkı silkeleyebilmelidir.
Mizah için en iyi kaynak televizyon haberleridir.
Mizah konusunda herkes umutsuz; gerçekten insanları en iyi anlatan, tanıtan mizahçılardır.
Politika mizah için en iyi hammaddedir.
Gülmesi engellenmiş bir toplum çok korkunçtur.
Mizahçının gülmesi de önemlidir.
Mizah son derece etkin, gerekli bir araçtır.
Mizah çok güçlü bir sanat dalıdır.
Unutulmamalıdır ki mizah; edebiyatın en zor dalıdır, kolay kolay mizahçı yetişmez.
“Gülmeceye MERHABA, Strese ELVEDA!”
***

* Kaynakça:
*Bayrak, M., Halk Gülmecesi, Yorum Yayınları, İstanbul, 1987
*Dinç, M., Garip Hallerimiz, Arı Sanat Yayınları , İstanbul, 2003