Musa Dinç

Tüm Yazıları


Mizah Öykü / Arap - İsrail Savaşı

  • 12 Aralık 2018 Çarşamba


Musa Dinç / Sağlık İletişim Uzmanı, Eğitimci -Yazar


“Savaş, korku ve sefaletten başka bir şeyveremez. Yakar, yıkar, öldürür, yok eder.”
Nazım Hikmet
Okul paydosunda, seyyar satıcılarla karşılaşmamak mümkün değildir. Hele hele… Ayva satıcılarını gördüğüm zaman hem çok gülerim, hem de usumdan“ Arap-İsrail Savaşı” geçerdi.
Peki ne ilgisi var? Diye içinizden geçirebilirsiniz.
Efendim!...Söyleyeyim: Çocukluğumdan bu yana, Arap ve İsrail’in savaştığını, Ortadoğu’nun kan gölüne çevrildiğini, Beyrut’un barut fıçısına dönüştüğünü meşhur Hacı Baba’nın baklava misali Golan Tepe’lerinin arenada yer alması; hem basını, hem kamuoyunu işgal ediyor, hem de radyo ve televizyon kanallarında sık sık yer alıyordu.
Çiçekler tüm görkemli güzelliğini sergiliyordu. Otlar yeşermiş, etrafa mis kokulu gülücükler dağıtıyordu. Ortalık cıvıl cıvıl!.. Baharın sevincini yüreklerinde hissedenler kendilerini parklarda, bahçelerde, pikniklerde sevenleriyle, sevgilileriyle, akranlarıyla baş başa geçirmeyi uygun görüyorlardı.
Böylesi güzel bir günde, dayımla birlikte çay bahçesinde oturuyorduk. Çayımızı yudumlarken bir ara, dayımın radyodan haberleri dinleme merakı tuttu.
Biz genelde küçük mini radyoya spor karşılaşmalarının neticelerini öğrenmek ve bu doğrultuda “spor toto” tahminlerimizi değerlendirmek için ihtiyaç duyardık. Ama gel gör ki, dayımın radyo taşıma hobisi ise savaş haberlerinden kaynaklanıyordu. Dayım aynı zamanda Kore’ye kadar gitmiş, Türkiye’yi temsil eden Mehmetçiklerden biriydi.
Bu arada, nur yüzlü bir yaşlı dedenin bize doğru geldiğini gördüm. Az sonra yaşlı fırsatını kollayıp masamıza geldi. Dayım hoş sohbetli bir kişiliğe sahipti. Yaşlı Dede’ye bir çay söyledi hemen. Garson, Yaşlı Dede’ye çay getirirken bizim çayları da tazeledi. Çayımı yudumlarken, göz ucuyla da Yaşlı Dede’yi süzmeye başladım.Yaşlı Dede’nin yüz hatları çok derin ve anlamlı bir ifade sergiliyordu. Ben, Yaşlı Dede’nin fiziki muayenesi ile uğraşırken Dayım da elindeki küçük mini radyodan Türkçe yayın veren Arap kanalını arıyordu.
Bir ara, Dayımın bize doğru el hareketleriyle: “Sessiz olun, ”mesajını aldık.
Dayım, Arap kanalını bulmuştu nihayet. Kulaklarımız radyodaydı.
Radyodaki spiker kalın gırtlaktan:
“Merhabba…
Şavtülarabiyya….
Radiyatül Kahira…
Şimdi Haberlera…
Arap-İsrail Muharebe devam ediyya…
Gahi cenahta Arap askeriyya…
Gahi cenahta Yahudi askeriyya…
Mermiler atılıyya…
Toplar patlıyya…
Durum vahim oluyya!...
Abdülgaffar mevta!...
Abdülfettah mevta!...
Abdülrezzak da oldi mevta!...
Arabiya verdi selase(üç) mevta!...
Gel velakin Yahudi de yok mafiş mevta!...
*
Drıkt… Radyo kapandı.
Dayım, hayretler içerisinde:
“Yahu dede!...Bu ne biçim savaş? Her Araplar ölüyor, Yahudiler sağlam kalıyor, ”dedi… Masamızdaki Yaşlı Dede ise sakin bir tavırla Dayımın sualini hemen yanıtladı:
“Yahudiler uyanık, Araplar aptal da ondan, ”dedi.
Dayım: “Peki nasıl oluyor bu iş? ”diye sordu.
“Eskiden Arabistan da işçi olarak çalıştığım için az çok onlar hakkında bilgi sahibiyimdir,” yanıtını verdi.
Dayım ile bu Yaşlı Dede’nin bu ilginç konuşmalarını merakla dinliyordum.
Yaşlı Dede, daha sonra konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Savaşta, Araplar kendi siperlerinde, Yahudiler kendi siperlerinde…
Yahudi siperlerinden Mişon yattığı yerden bağırır:
“Abdulgaffar!”
Bunu duyan Abdülgaffar yerinden bağırır. Fırlar. “AYVA” (Dan bir kurşun) Abdulgaffar oldu mevta.
Sonra Salamon yattığı yerden bağırır:
“Abdülfettah!”
Abdulfettah hemen fırlar. “AYVA”
(Dan bir kurşun ) Abdulfettah oldu mevta..
Araplar bu işe uyanırlar. Derler ki :
“Vellahülazim!..Yahudiler gibi yapmak lazim!”
Savaş başlar… Abdulrezzak yattığı yerden bağırır:
“Mişon!...”
Yahudi tarafından hiç bir hareket yok.
Biraz sonra, Mişon, yattığı yerden bağırır:
“Biraz önce kimdi beni çağıran?”
Aptal Abdulrezzak hemen fırlar:
“AYVA! Bendim.”
(dan bir kurşun) Abdulrezzak oldu mevta!..
Araplar komple yedi AYVA!...
Yaşlı Dede’nin o şirin tatlı konuşmaları, beni ve Dayımı çok güldürtmüştü. Gülücüklerimiz soğumadan ayva satan bir satıcının sesini işittik.
“Ayvanın iyisi burada, ayva var ayva!...”
Tekrar bir gülme tuttu bizleri. Gülmekten enseme ağrılar girmişti.
İşte, her ne hikmetse; “ayva” sözcüğünü duyduğum zaman hem gülerim, hem de ‘Arap-İsrail Savaşı’nı usumdan geçiririm.
***

*Gündemden düşmeyen mizahi öykülerimden / 1993 yılında kaleme almıştım.