Selma Erdal

Tüm Yazıları


Manzara-i Umumiye

  • 06 Nisan 2018 Cuma


Beceremeseler de inatla ve ısrarla ARAPÇA sözleri kullanma durumları var ya AKBABALAR arasında; geleceğin tebası sıfatiyle, biz de bir siftah edelim, ARAPÇA sözlerle yazımıza girişelim dedik bugün... Dolayısıyla Manzar-i Umumiye gibi bir başlık; olur bize uygun... Amma ve lakin herkes bilmez ki ARAPÇA ile hasbıhal eylemesini; hemen arz edelim bu tamlamanın günümüz dilindeki karşılığını:Manzara-i Umumiye... Bu sözlerin Türkçesi Genel Görünüş olarak bilinir.Bu başlık altında; sorunların derinine inmeden, yaşananlar özetlenir. Öyleyse ne yapalım?...Kısa, kısa tümcelerle; genel görünüşe şöyle bir göz atalım...
İkili yapımız, dualizm denen yaramız; kapanmadı bir türlü...Osmanlı'dan beri; toplumun yarısı giderken on adım öne, diğer yarısı inatlaşmakda...İlla ki kalacak geride...İşte bir sınav, işte bir kapışma, işte bir çatışma ve bu dualist yapı oy verecek çok yakında Başkanlık düzeni uğruna...
Ceviz; beyne yararlıymış, biçimi bile insan beynine benzemekteymiş.Öyle demekde ulemalar/ukelalar.Sen kendi cevizlerini yok et sonra...Amerika'dan ceviz getirtip, bir de tanıtımını yap "California cevizi ye" diye dergilerde...Ve sonra "hem milliyiz, hem de yerliyiz" sözleri eşliğinde oy istemek için geçecekler "tüm varlıklarını yok edip durdukları" şu gariban halkın karşısına... Nasıl da çeviriyorlar insanı şaşkına?...Vallahi akıl, sır ermez bunların işine!...
Türk kahvesinin içine atılan KAKULE ile başladı bu katakulleVe giderek ota, çöpe bulaştı,bilimden uzaklaştı Türkiye...Bilimden uzaklaşmak doğru mudur?... Hangi sorununa çözüm bulunabilecek ki okuyup, üflemekle?... Yeter artık toplayın aklınızı başınıza !... Yarınınız kurtulamayacak çıkarcılık yolunda yapılan hesapla...Bakın görüyorsunuz işte; "keser döner, sap döner...bir gün olur hesap döner" deyip durdunuz yıllarca...Ama boşuna umutlanmayın; dönen hiç bir şey yok aslına...Üstelik açık, açık söylediler de; "Atı alan Üsküdar'ı geçdi" diye...Şimdi bu telaşınız niye?... Ancak mı geldi aklınız başına?...
Yükselen burcunuza göre,alçalan kişiliğinizBurçlara, fallara daldıkça; kafayı yediniz...Ve şimdi de oy vereceksiniz...Yapmayın bu kadar taşkınlık;tamam anladık, Atatürk'ün düzenini yıkıp,Başkanlık düzenine geçeceksiniz...
Elbette ki hiç kolay olmadı bu günlere gelmek... Kemal ATATÜRK'ün kurduğu Devlet'in altını oymak; hiç kolay olmadı. Ve bu günlere gelen yolda, kimlerin ayak izleri kalmadı?...Örneğin; o ilk kadın başbakan, ÇİLLER adında göründü sureti...Daha o günlerde; TÜRBAN diye yükseldikçe seslerDurdurmak yerine bu savaşı, bu harbiHer an hazırdı örtüsü, eşarbıOmuzlarından başına konmak içinOy uğruna yıllarca türbana kurban edildi kadınlarO günlerde; kapandı gözler, tutuldu dillerAydınlıkdan uzaklaşanlara oy verdi ellerŞimdi bu yakınmalar neden?...Çiller yetmedi, bir de Meral bacı peydahlandı; diyor ki ben olacağım bu işleri iyi eden...Sanki Çiller'den farklı mı?...Değil mi ki Türkiye'de; kadın siyasetçilerin içinde bir erkek var...Partilere KADIN KOTASI olsa ne olur ki ?... Değil mi ki kadın siyasetçi, kadının çıkarlarını savunmadıkça, bu uygulama neye yarar?...
Ve TÖ'nün "İkibuçuk media kalacak" sözlerini söylediği günden beriŞu gazetecilerin sorunları; emekçi ile yemekçinin çatışan çıkarları...Örneğin Aydın DOĞAN; yıllardır şirin görünmek için RTE'ye, ne ödünler verdi?...Verdi de ne oldu?...İşte son aşamada gazetesi başkasının oldu...Bu arada...Silivri yollarından geçip de Y-CHP'de milletvekili olan ve DEMOKRASİ KAHRAMANI diye pazarlanan Tuncay ÖZKAN; 6 milyon Dolar parayı kapdı, televizyonunun F tipi olmasının yolunu açdı. Onu hiç unutmadık!...
Gazete emekçilerinin, yemekçi işverenleri; sürdükçe gazetelerini "kar marjını düşünerek" pazara, daha çok yakınacak gerçek gazeteciler ve kaygılanacaklar hep; "Silivri'de yoğurt yemek için kim bilir ne zaman gelecek bana sıra?" diye hep soracaklar ürkerek...Ülke genelinde kemirildikçe haklar ve her alanda virüs gibi yayıldıkça AKlar; gazetecinin ve de gazeteciliğin sonunu yalakalık paklar eğer ki bu karmaşada kefeni yırtmaksa amaç... Tersine düşünenlereyse; yollar patika değil, dik yamaç...Demokrasi diye, diye ne günlere kaldık be arkadaş?... Velhasıl bugün, dünden de çok kaygılıyız...