Erol Yıldız

Tüm Yazıları


Lozan olmasaydı yanmıştık

  • 08 Mart 2018 Perşembe


Nereden nereye gelindi. Yunanistan ile her sene gerildiğimiz günleri hatırlamak gerekir. İt dalaşlarının bir bir ardı sıra yapıldığı günler hafızalarda. Yunan ile sıkıntılar nasıl olduysa bir anda bitti ve ilk olarak üst düzeyde bir kişi tarafından ziyaret edildi. İçimizden bir parça olan Kıbrıs için de bu olaylar oldukça önemlidir. Hatta sadece orası değil, ege adaları da bizler için önemlidir. Kıbrıs, bizler için vazgeçilmez bir yerdir. Adanın garantörlüğü yapılan antlaşmalar sonucunda Türkiye ve İngiltere’ye verilmişti. Ege ve Akdeniz gerek Türkiye gerekse Yunanistan için önem taşımaktadır. Stratejik bir alan olan bu bölgeye hakim olmak düşüncesi yıllar öncesine dayanmaktadır. Türkiye’de yaşanan tüm kitle hareketlerinin ve bu güne kadar yapılan her türlü darbe ve benzeri girişimlerin öncülüğünü yapan emperyalizm ve onun mimarı olan Amerika, mevcut olan yarayı dışarıdan kaşıtarak Yunanistan’ın Kıbrıs Rum kesimini harekete geçirmesiyle bölgede sıkıntılar baş göstermiştir. Kıbrıs’ta yaşayan Türk halkı büyük sıkıntılar yaşamaya başlamıştır. Yunan hükümetinin desteği ile, Kıbrıs Rum kesiminin lideri olan Makarios,u deviren Kıbrıslı Rumlar yerine Enosisi başa geçirerek, Kıbrıs’ın Yunanistan’a geçmesi sağlanmaya çalışılmıştır. Bunun üzerine dönemin Başbakanı olan Sayın Ecevit, İngiltere’de yaptığı görüşmelerden sonuç alamayınca, Türk ordusu Kıbrıs’a barış müdahalesi yapmıştır ve bu iki aşamalı müdahale sonucunda adanın bir kısmı Kıbrıs Türklerinin olmuştur.

Dünya dengelerini sağlayacağım diyerek binlerce kilometre uzaktan Orta doğu ve bir çok Afrika ülkesine müdahale eden Amerika ve yardımcıları, günümüzde bu kararlarını halen uygulayarak, bu şartlarda görüldüğü gibi Atatürk’ün Yurtta Sulh, Cihanda sulh sözünün tam tersi buraları karıştırmayı başarmıştır.
Siyasi yaşamın son haline baktığımızda, içler acısı bir konuyu yine Ege de görmemiz mümkün olmaktadır. Yunanistan 1995 yılında Birleşmiş Milletlerin nezdinde görüşmelerde, deniz hukuku sözleşmesini onaylayarak, karasularının 12 mile çıkardığını ve istediği zaman istediği şekilde kullanacağını açıklamıştır. 1985 yılında da aynı tarzda yapılan görüşte, yine konu gündeme gelmişse de, Türkiye’nin tavrı sonucunda sessiz kalınmıştır.
Ege adaları diye adlandırılan 12 ada, Lozan Barış Antlaşması gereğince İtalya’ya bırakılmıştı. Bu antlaşmalara rağmen Yunanistan Egedeki bu tür hareket tarzını devamlı sürdürmektedir. Buna rağmen Yunanistan, ege de bulunan bu adaların işgalini yaparak, oralara asker göndermiştir. Zaman içinde kayalıklara ve adalara şov yaparak halen buralarda işgalin süreceği anlatılmıştır.
Yaşanan bu olaylar, bir gün farklı konumda ortaya çıkması endişe vericidir. Çok uluslu devletlerin, dünyada bir çok harita değişecek sözleriyle yola çıkılan ve yıllarca savaşların eksik olmadığı bölgelerde sürekli sıcak gelişmelerin yaşanması, beni endişelendiriyor. İleride devletler hukuku anlayışına göre başka farklılıkların çıkmaması konusunda uluslar arası saygınlığa bence çok ihtiyaç var.
İşte 1974 yılı da, bu gibi uluslar arası arenada oluşan bazı fikirlerin gündeme gelmesinin gereğidir. Yapılan müdahale yerinde ve hakkımız olarak yapılmıştır. 43 yıldır da bu bölgede yaşayan Türk halkı yapılan haklı müdahaleye bağlı olarak şimdi devlet konumunda yaşamaktadır. Anılması gereken işte bu haklı onurumuzdur.