Ferhan Ercan

Tüm Yazıları


Kurumlar

  • 25 Mayıs 2018 Cuma


Devletin çok farklı tanımları var. Bu tanımlara, “devlet kurumlar toplamıdır” söylemini de ekleyebiliriz. Kurumlar olmazsa devletin içi boşalır. Boş bir çuvalın ayakta durması olanaksızdır. Bu nedenle kurumun anlam ve önemi irdelenmelidir. Kurum yasal dayanağı olan ve ilkeleri saptanmış bir demokratik yapıyı anlatır. Yasal dayanağı olan bu yapılar, yaşamsal ve bilimsel ilkeler temelinde oluşturulduklarından aynı zamanda güvenin kaynağını oluştururlar. Bu kurumlar güvenin yanı sıra fırsat eşitliğinin de güvencesidirler. Fırsat eşitliği eşitlerin önde gidenine şans tanır ki; bu toplum tarafından istenir olandır. Gelişim ve değişim bu olumlu yaklaşımın ürünüdür. Rekabetin varlığını eşitler temelinde yaşama geçirmek, istendik yarınlar yaşamaya olanaklar sunar.
Toplumun gelişmesi bu tür olumlu yaklaşımlarla ivmelenir. Gelişmek her şeyden önce özgürce çözüm üretecek bireyleri yetiştirmekle olanaklıdır. Özgür birey ile özerk kurum bileşeni, istenir yarınları güncele taşıyacak en önemli gerekliliklerden biridir. Bu bileşen onurlu bir yaşamında güvencesidir.
Güven toplumun temel harcıdır. Bu güvenin temel kalesi kurumlardır. Kurumların varlığı hukukun üstünlüğü ile yaşam bulur. Çünkü hukukun üstünlüğü; temel hakların, insan onuruna yaraşır özgür yaşamın ve demokratikliğin güvencesidir. Özgürlük seçenek kullanabilmektir. Seçenek sunumu demokratikliğin farklılıkları gözeten ve birlikteliğin olmazsa olmazıdır. Birliktelik aynılıkları olduğu kadar farklılıkları da olabilir kabul eden bir yaklaşımdır.
Buraya kadar kurumların önem ve gereğini vurgulamaya çalıştık. İşveren örgütleri özellikle kapitalist toplumların en önemli dinamiklerindendir. Bu nedenle kendilerinin ve varlıklarının nedeni olan ülkenin çıkarlarını korumakla yükümlüdürler. Bu görev yurtseverliğin bir gereğidir. Bunun için bugüne dek ses çıkarmayan işveren örgütleri bıçağın kemiğe dayandığını gördüklerinden nihayet konuştular. Cumhuriyetten Özlem Akyüz’ün aktarımından izleyelim:
“CumhurbaşkanıTayyip Erdoğandolardaki artışı sadece dış mihraklara bağlama konusunda ısrarcı olsa da TÜSİAD’ın ortaya koyduğu ekonomik tablo “Makro ekonomik istikranın tamamenbozulduğu, seçim öncesindeaçıklanan paketle bütçeye gelen ilave 24milyar TL’lik ek yükün mali disiplin konusundaşüphelere neden olduğu, bugünekadar ‘inşaat’ üzerine dayandırılan büyümemodeli ile devam etmenin mümkünolamayacağı” şeklindeydi.”
“Erol Bilecik’in “Eğri cetvelden doğruçizgi çıkmaz” sözünün anlamı açık. Peki, başkan adaylarına çağrı yaparak“ekonomiprogramlarınızı bizimle paylaşın”demesi TÜSİAD’ın Erdoğan’ın üzerini çizdiğini mi gösteriyor?
Biz TÜSİAD olarak sürekli önerilerürettik, büyüme modelimizi gözden geçirmemizgerektiğini savunduk. Dünyadabüyük değişimlerin yaşandığını, bol veucuz para döneminin bir gün biteceğiniherkes biliyordu. Yapısal reformların o dönemdeyapılması gerekiyordu. Biz bunudile getirdik Sorunlarınızı zora girdiktensonra çözmeye kalkarsanız, çok dahabüyük maliyetlere katlanmak zorundakalırsınız” diyen TÜSİAD Başkanı sözünü sakınmadı:“Kural temelli, öngörülebilirpolitikalara dayanmayan günübirlik tedbirve paketler, bir ülkenin ekonomisininsürdürülebilirliğini sorgulanır hale getirir.Nitekim kurda gördüğümüz hızlı yükseliş,Türkiye ekonomisi için bu sorgulamanınbaşladığını gösteriyor.”
Kurumların önemini vurgulamaya çalışırken, Almanya’da yaşanmış bir olaya değinmemek olmazdı:“18.yuzyil alman hukumdarlarindanfrederick the great, bugun kendi adiyla anilan sarayini yaptirirken, sarayin bahcesinde bulunan ve artik o saray kadar unlu yeldegirmeninin de istimlak edilmesini ister. degirmencinin vermemesi uzerine teklif edilen para artirilir ancak degirmenci yine reddeder. sinirlenen kralin gonderdigi "zorla alirim" mesajina ise degirmenci, hukukcularin bir ayet gibi duvarlarina asmasi gereken o unlu cevabi verir: "alamazsin!berlin'de hakimler var."(EKŞİ SÖZLÜK)
Kurumların gerekliliği tartışılamaz. Aynı şekilde, tek adamlık kurumsallıklarla bağdaşmaz!