Selma Erdal

Tüm Yazıları


Kurucu

  • 09 Temmuz 2018 Pazartesi


23 Nisan 1920; KURUCU Meclis...1921; TEŞKİLAT-I ESASİYE KANUNU...29 Ekim 1923; Yeni Türkiye Cumhuriyeti...1924; Yeni Türkiye Cumhuriyeti Anayasası...27 Mayıs 1960; Devrim diye anılan, sonra askeri darbeden sayılan ve gerçekleştirenlere de saydırılan ve bir başbakan ve 2 bakanının asılmasıyla sonuçlanan hareket...1961; En özgürlükçü, en demokratik Anayasa1971 Muhtırası;özgürlüklere tırpan, "kısasa, kısas bağlamında" üç gencin asılmasıyla alınan intikam...12 Eylül 1980; Beşibiryerdenin (5 generalin) yönetime el koyması...1982 Anayasası; Beşiriryerdelerin önermesiyle "1961 Anayasası bu ülkeye fazla bol geldi, daraltalım" Anayasası...90'lı yıllar;29 Şubatçılar, APO'yu yakalamalar, PKK ile savaşmalar...PKK derken; FETO örgütlenmesiVe ardından...15 Temmuz 2016; FETO kalkışması...OHAL'den, bu hallere hızlıca geliş...28 Haziran 2018 seçimleri;Cumhurbaşkanlığı düzenine geçiş...9 Temmuz 2018; huzurlarınızda KURUCU Başkan...Aman ha bundan böyle düşüncelerinde bile ATATÜRK olmasın kankan!.........................................
Lenin demiş ki; Biz köylüler için savaşırken, onlar efendileri için; kilisede mum yakıyordu...
Bizim yaşamımız da böyle özetlenebilir. Biz çabaladıkça, halkımız için kaygılandıkça...Herkes kendi havasında... İşte bu nedenle biz de demekteyiz kendimize bir kez daha; BOŞVER BE KADIN!...
1980 öncesinde; “bilinçli mutsuzluk-bilinçsiz mutluluk” tartışmaları yaşanırdı…
Bilinçli mutsuzluğun pençesinde devrimciler; “işçi-memur-emekli-emekçi-köylü-maraba-ırgat; sınıf bilincinden yoksun, sömürülüyor kat, kat… Yaşıyor bilinçsizcesine bir mutluluk…Oysa yaptığı, yaşadığı; varsıla kölelik, kulluk… Sürüyor toprağı, elinde pulluk; ama artık değer gidiyor başkalarının kasasına…” diye tasalanırlardı…
Sarhoş masalarında her gece, Devrim’e kaç gün kaldığına ilişkin zaman ve zemin yoklamasıyla sayıklanırlardı…
Özünde az-çok o günlerden kalmayız ya, 1980 sonrasında böyle sayıklayanlar, tek, tek ayıklansalar da, kimileri de (saf değiştirmek için) tek, tek uyanıklıkla ayılsalar da “değişmeyen, değişimin kendisidir” demeyi bir türlü beceremeyen ben ve benim gibiler için, bugün bile sürüyor aynı tartışma, aynı sorgulama, aynı beyin kemirme…
Oysa gün/gündem gelmiş 2018’lere…
O günlerden, bugünlere değişen ne ?…
Düzensizlikler düzeni; tıkırında işliyor…
Kendisine karşı çıkanı; arsızca haşlıyor…
Tekerine çomak sokanı; acımadan taşlıyor…
Hırsını alamazsa, kuytularda şişliyor…
“Bilinçsiz mutluluk” yaşıyor sandıklarının
Sandıkları dolu, bir elleri yağda, diğeri balda; keyifleri yerinde…
Deniz kıyısı, ağaç gölgesi, mabadları serinde…
Seninse kaygıların yerli, yerinde;
Düşlerde kaldı aydınlık bir geleceğe ilişkin umutların…
İşte geldin, gidiyorsun…
Daha ne sorup, sorguluyorsun, bilinçli mi, bilinçsiz mi diye ?…
Bu düzensizlik düzenine uyanlar “mutluluk”la girmiş gerdeğe…
İzlerken onları, benzedin şaşkın ördeğe…
Yeter artık, boşver be kadın !…
Dünya’yı sırtında taşıyan Atlas mısın ?…
Ama neden PUTIN değil de, Başbakan MEDVEDEV geliyor kutlamalara; buna da akıl, sır erdirememekdeyiz EŞİTLERİN İLİŞKİSİ bağlamında?...