Selma Erdal

Tüm Yazıları


Kültür

  • 25 Nisan 2019 Perşembe


Kültür ki Türkçesi ile ekin, hars...Bu ülkede "kültür" kavramının tanımını yapamayacak adamlar dönem, dönem;Kültür Müdürü, daha da ilerisi Kültür Bakanı olarak boy gösterseler de kamusal alanda...Bu kavramın toplumsal yapımızda yeterince bilinmediği kanısı vardır aydın kesimler arasında...Kültür sözcüğünün anlamı insanın bireysel/kişisel yapısına ve toplumsal yapısına göre başkalıklar gösterebilir.Bireysel tanımlamaya; insanın doğumuyla birlikte aile içinde başlayıp, okul ve iş çevrelerinde geçirdiği aşamalar doğrultusunda gösterdiği gelişmeler girer.Kuşkusuz bu gelişmelerin anahtarı; bireyin aldığı eğitimdir, doğrudan okullardan aldığı eğitimdir.Öğrenilen, eğitimle görülen mesleki bilgiler,öğrendiği yabancı diller; hep bu tanımlamanın içerisinde değerlendirilir.Bu değerlendirmelere göre "kültürlü adam/kadın/genç" tanımlamaları yapılır.Oysa toplumsal yapıya göre değerlendirme yaptımızda, bir başka deyişle toplumun kültür tanımından söz ettiğimizde; burada "kültür" uygarlık kavramıyla özdeş tutulur, o toplumun uygarlık tarzını anlatan bir söz olarak değerlendirilir. Örneğin; Türk kültürü, Avrupa kültürü,Doğu kültürü, Batı kültürü gibi...Bu anlamda "kültür sözü; belirli bir tarihsel dönem süresince belirli bir toplumsal sınıf tarafından aynı doğrultuda oluşturulan töre ve folklor kurumlarını olduğu kadar,sanat, felsefe ve bilim edinimlerini de kapsar.Burada unutulmaması gereken nokta, "kültür" sözünün "şiddet" ve "ilkellik" kavramlarını dışladığı ve "hümanizm/insanseverlik"kavramıyla neredeyse anlamdaş olduğudur. Bu bakımdan; bir "yamyam kültürü"nden ya da "askeri kültür"den söz edilemez, ancak "kültürlü bir asker"den söz edilebilir.Daha anlaşılabilir bir deyişle; nasıl ki hava, besinler ve su ile bedensel gelişimimiz sağlanıyorsa...Okullarda gördüğümüz eğitimle de ruhsal/tinsel gelişimimiz, kişisel gelişimimiz sağlanıyor demektir. İşte toplumsal gelişimimiz de maddi anlamda ki beslenmeyle bedenimizin gelişmesi gibi, tarımsal toprağı işleme biçimleri, makinalar, üretimde edinilen deneyler ve diğer maddi zenginliklerle sağlanıyor. Ki buradan "maddi kültür" kavramına ulaşılır. Bununla birlikte "manevi kültür" kavramı için de; bilim, sanat, edebiyat, felsefe, etik (ahlak) eğitimle sağlanır.Buradan da çıkan anlama göre de diyebiliriz ki kültür; toplumların işlemekte olan durumlarının, etkinliklerinin, çalışmalarının ürünüdür.Dolayısıyla kültürün ögeleri olarak Anadolu kilimindeki nakış, tarhana çorbası, Türkün ayranı ya da düğün alayı; toplumun yaşam biçiminin ürünüdür.Örneğin; atasözlerimiz toplumsal deneyimlerden ve değer yargılarından çıkan dersler sonucu söylenmiş sözlerdir.Yine dilimiz, Türkçemiz; kültürümüzün en belirgin özelliğidir.Ortak değerlerimizi, toplumsal yaşam deneyimlerimizi öncelikle dilimiz Türkçe aracılığıyla nesilden, nesile aktarabiliriz.İşte insanın bedeni gibi, canlı bir yapısı olan toplumun, bir başka deyişle nesnelerden değil, canlı varlıklar olan insanlardan oluşan toplumun; yaşarken belli değerler üretmemesi, etkinlikler yaşamaması düşünülemeyeceğinden "kültürsüz bir toplum düşünülemez" yargısı anlamlıdır, doğrudur.Sonuç olarak toplumların maddi ve manevi deneylerinin birikimi bizi "kültür" kavramına götürecektir.Kültür kavramının toplumsal yaşamdaki anlamı; kuşkusuz "toplumsal gelişme"nin toplum yaşamdaki öneminde gerçek anlamını bulacaktır.Çünkü "toplumsal kültür" kavramı olmasaydı; insan nesli tekerleği bulmaktan,son teknoloji ile üretilmiş binek otolara değin yaşanan gelişmeyi nasıl gerçekleştirebilecekti?...Bunun gibi ateşin bulunmasından, tepkili jet motorlarına, daha da ileri giderek uzay araçlarının gerçekleştirilmesine ulaştıran gelişmeler nasıl yapılacaktı?...Eğer toplumlar "kültür" kavramının taşıdığı anlamı; yaşamlarında uygulamasaydı, bir başka deyişle nesilden, nesile taşımasaydı, tekerleğin bulunduğu dönem belki de sürekli yaşanacak, ateş her dönemde yeniden bulunmaya çalışılacaktı.Böylesi bir durumda halk arasında sıkça kullanılan "Amerika'nın yeniden keşfi" sözleri; söylemde değil, sürekli eylemde olacaktı.Oysa Amerika'yı Colomb keşfetti ve ardından pek çok yeni yerlerin bulunması gerçekleşti.Bunca sözden sonra...Ama her ne dense...Ülkemizde çocuklar; cinsel saldırılara uğramaktan...Saldırıların sonucunda öldürülmekten ne yazık ki kurtarılamadı, korunamadı.Bu saldırılar önlenemedi.Durum böyle olunca; yaşadığımız toplumda kültürden, dolayısıyla uygarlıktan söz edebilmek ne kadar anlamlı olabilir ki?...Daha önce de belirttiğimiz gibi nasıl ki şiddet kültüründen, kadın cinayetleri kültüründen söz edemeyiz, çocuklara tecavüz kültürü diye bir kavramdan da asla söz edemeyiz.Üstelik böylesi kabul edilemez olayların sıkça yaşandığı toplumlarda da asla ve asla ne kültürden, ne de uygarlıktan söz edemeyiz ve elbette ki hümanizm/insanlık üzerine tek bir söz bile söyleyemeyiz.Dünya'da yaşanan pek çok gelişmenin karşısında, ülkemiz gündeminde her gün böylesi korkunç olayların yaşanması karşısında; toplumsal öfke, kızgınlık ve utançla "neden?" diye sorgulayıp,bu tür acıların bir daha yaşanmaması için, son bulması için güç birliği yapıp, savaşmalıyız.Yoksa Anadolu uygarlığından, Türk kültürü kavramından söz ettiğimizde, bu ulusun merhamet özelliğinden söz etmeye kalkıştığımızda; bizlere ancak "istihza" ile güler karşımızdakiler.