Krizi Yaratanlar Krizin Bedelini Ödesin!


KESK’in Didim Temsilciliği İş Bankası önünde toplanarak saat 17:30’da basın açıklaması gerçekleştirdi. Eğitim sen Didim temsilcisi Turgay Elçi” bugün 15 Ocak bütün memurların maaş alma günü bizler krizin bed

 Paylaş


KESK’in Didim Temsilciliği İş Bankası önünde toplanarak saat 17:30’da basın açıklaması gerçekleştirdi. Eğitim sen Didim temsilcisi Turgay Elçi” bugün 15 Ocak bütün memurların maaş alma günü bizler krizin bedelini krizi yaratanlar ödesin diyerek tüm Türkiye genelinde basın açıklaması yapıyoruz.” Şeklinde konuşurken açıklamayı yapmak üzere Sağlık Emekçileri Sendikası(SES) şube temsilcisi Selçuk Altınok’u çağırdı.
Altınok açıklamasına; “Takvimler bugün 15 Ocak tarihini gösteriyor. Seçim, yeni rejim, ekonomik kriz derken bir yılı daha geride bıraktık.
Bilindiği üzere dünyanın neresinde olursa olsun çarşıda, pazarda fiyatlar sürekli artarken, resmi enflasyon rakamlarının sürekli düşmesi mümkün değildir” diye başladı
“Buna rağmen TÜİK, Türkiye’de hayat pahalılığının, döviz kurunun, faizlerin rekor üstüne rekor kırdığı bir ortamda enflasyonun düştüğünü iddia etmiş, emekçilerin temel tüketim ve ihtiyaç maddelerinde yaşanan gerçek enflasyon en az %50 civarında olmasına rağmen ne yapıp edip resmi enflasyonu %20,3’te tutmayı başarmıştır.
"İktidar ´kriz yok´ nutukları atsa da, enflasyondan işsizliğe, yoksullaşmadan ekonomik durgunluğa kadar hayatlarımızı her alanda kâbusa çeviren kapsamlı bir ekonomik krizle karşı karşıyayız. Halkın yüzde 99´u ekonomik krizi hayatımızın her alanında hissediyor, yaşıyoruz"
"Bizler için krizin anlamı; İğneden ipliğe her şeye gelen zamlardır, artan hayat pahalılığıdır. Eriyen maaşlarımız-ücretlerimiz, satın alma gücümüzdeki düşüştür. Her alış verişte cebimizden çıkan paranın artması,ekmeğimizin küçülmesidir. Bizler için krizin anlamı kabaran faturalar, ödenemeyen borçlar, evlere gelen hacizler, çocuğuna okul kıyafeti alamadığı için, geçinemediği için intihara sürüklenen hayatlardır, işsizliktir. Her an ensemizde hissettiğimiz işsiz kalma tehdidi, artmaya devam eden iş cinayetleridir; Birbiri ardına kapanan dükkanlardır. Bizler için krizin anlamı, eğitim ve sağlık başta olmak üzere kamu yatırımlarına, işsizliğin önlenmesine, sosyal güvenliğe,ayrılması gereken kaynakların savaşa, ranta, yağmaya, sermayeye ayrılmasıdır; Toplumun din duygularını sömürerek ayakkabı kutularını doldurmaktır. Toplumsal cinsiyet körü, bütçeler, adaletsiz vergi sitemidir. Bu zihniyetle ekonomi yönetilemez hale geldiğinden siyasi iktidar sürekli yalanlara sığınmaktadır. Devlet kurumlarının birbirini yalanlayan raporlar yayınlıyorlar, ekonomide yalan rüzgârları her tarafı sardı" sözleriyle devam eden açıklama sloganlar eşliğinde devam etti.
SES Temsilcisi Altınok; “"Biliniz ki halkımızın yalanlarınıza karnı tok. Çünkü biliyoruz ki; esnaf bir bir kepenk kapatıyor. Kredilerini ödeyemiyor, fabrikalar üretimi durduruyor ve durmadan işçi çıkartıyor, ülkemizde işsizlik ve yoksulluk sürekli artıyor. İcra dairelerinde dosya sayısı rekor düzeyde. Halkın bugünü ve geleceği haciz altında. İktidarın rant politikalarından palazlananlar bilmez ama halkın büyük bölümü çocuklarına cep harçlığı veremez hale geldi. Halk, hastanelerdeki soyguna para bulamadığı için hastane kapılarına gidemez durumdadır. Halkımız krizin ağır faturası altında eziliyor. Bu yüzden yönetenlerin pembe tablo çizen ekonomi yalanlarına karnı tok. İktidar çevreleri şimdiye kadar yaşanan tüm krizlerde olduğu gibi bu krizin faturasını da işçi sınıfına, emekçilere, yoksul halk kesimlerine çıkartmayı hedefliyor. Üçte ikisi özel sektöre ve bankalara ait 467 milyar dolar dış borç 81 milyona ödetilmek isteniyor. Küçük bir azınlığın borcu, zamlarla, adaletsiz vergilerle, işsizlik tehdidiyle halkın yüzde 99´unun sırtına yıkılmaya çalışıyorlar. İşçilerin kıdem tazminatını fonla, kamu emekçilerinin iş güvencesinin son kırıntılarını esnek, performansa dayalı çalışmayla, kamusal emeklilik ve sosyal güvenlik hakkımızı ise üç yıl süreli zorunlu Bireysel Emeklilik Sistemi ile yok etmeyi planlıyorlar. Zorla ücretsiz izine çıkarmalar,angarya çalıştırma, mesai ücreti nöbet ücreti ödememe gibi çalışma hakkımızı ortadan kaldıran saldırılar gittikçe artırılıyor. İşsizlik fonunu bankaları beslemek için kullanılıyorlar. Birilerine yeni teşviklerle, vergi indirimleri ile sıvazlıyorlar ama kuru soğan üreticisinin ambarına düzenlenen baskınları ‘stokçularla mücadele´ diye yutturmaya çalışıyorlar.
En temel ihtiyaç maddelerinin yüzde elli zamlandığı koşullarda göstermelik olarak yapılan yüzde10 indirim kampanyasını ´enflasyonla mücadele´ diye göstererek hepimizi topyekûn kandırmaya çalışıyorlar. Sağlıkta acil durumlar dışında malzeme kullanılmasını engelleyen sözde ‘tasarruf tedbirleri´ ile hayatımızı tehlikeye atmaktan bile geri durmuyorlar. Ülkede yaşanan yıkıma kimse ses çıkarmasın, diye halk zapturapt altına alınıyor. Ülkenin en demokratik eyleminden darbe, suç örgütü çıkarmaya çalışılıyor. İşin özü masallarla, yalanlarla, hamasetle, kin ve düşmanlıkla aklımızı, zor kullanarak tepkimizi bastırmaya çalışanlar zamları alkışlamamızı, yoksulluğa şükretmemizi, işsizliği kader bilmemizi bekliyor. Hamaset nutukları da, tek sesli medyadaki yalan bombardımanı da, hakkını arayan emekçilere yönelik toplu gözaltı ve tutuklamalar da gerçeğin sıvanmasına yetmiyor. Gerçek çıplaktır; AKP iktidarının sürdürdüğü, ithalata, betonlaşmaya, dış borçlanmaya, ranta, spekülasyona dayalı ekonomik model hızla çökmektedir. Bu halkımızın sosyal haklarını ortadan kaldıran ve haramilerin saltanatına yol açan bir ekonomi yönetimidir. Bu sebeple krizi yaratanların krizin bedelini ödemelidir, halk değil" diye sürdürdüğü konuşmasını n son bölümünde; “Ülkede yaşanan ekonomik krizin sorumlusu işçisinden kamu emekçisine, asgari ücretlisinden emeklisine, küçük esnafından çiftçisine kadar toplumun yüzde 99´unu oluşturanlar olarak bizler değiliz. Krizin sorumlusu, Türkiye´yi sermaye için cazip bir ülke yapmak adına emeğin en temel haklarını gasp edenlerdir. Şeker fabrikalarından kağıt fabrikalarına kamu birikimini özelleştirmeler yoluyla talan edip Türkiye´yi ithalata mahkum edenlerdir. Sorumlu sosyal hak olarak tanımlanması gereken kamusal hizmetleri, yerli tarımsal üretimi, kentleri, doğayı imha eden politikaları hayata geçirenlerdir. Ülkenin kaynaklarını üretime değil yandaşa, halka değil şatafata, barışa değil savaşa kullanan siyasi iktidardır. Yaşanan krizin faturasının kesileceği doğru adres ülkemizi büyük bir yıkımın eşiğine getiren neoliberal politikalarda ısrar edenler ve bu politikalardan nemalanarak küplerini dolduran, her krizden büyüyerek çıkan yüzde 1´dir. “ dedi.
Altınok açıklamasını; “Bizler, gelir dağılımı ve vergi adaletsizliğiyle, yoksullaşmayla, iş cinayetleriyle, eğitim ve sağlık başta olmak üzere kamusal hizmetlerin ticarileşmesiyle, fabrikalarımızın satılmasıyla büyük bedeller ödedik. İşimizden, ekmeğimizden, canımızdan fazlası ile fedakârlıkta bulunduk. Bizim bu düzene borcumuz yok. Tam tersine yıllardır hep kaybedenler olarak alacağımız var. Sendikal örgütlenmenin engellendiği, onbinlerce kamu emekçisinin ihraç edildiği, grevlerin yasaklandığı, hak aramanın bastırıldığı bir ortamda elde edilen yüksek kar oranlarını paylaşmayanların bugün zararlarını ve borçlarını bizim sırtımıza yıkmasını kabul etmiyoruz. Yüzde 1´in yarattığı krizin faturasının yüzde 99´a yıkılmasına ´artık yeter´ diyoruz.
Elektrik, doğalgaz, su, akaryakıt, ekmek, toplu taşıma gibi temel ihtiyaçlara yapılan zamların geri alınmasını ve kısa sürede temel ihtiyaçların ücretsiz olmasına dair politikaların geliştirilmesi için çalışmalara başlanmasını; Ücretlerimizde yaşanan erimenin satın alma gücümüzdeki azalma ve ekonomik büyüme oranları dikkate alınarak telafi edilmesini; Toplumsal yararı, vergide ve gelir dağılımında adaleti sağlayan, toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı, emekten yana,katılımcı, şeffaf, hesap verebilir demokratik bir bütçe için çalışmalara başlanmasını; Kadınların sürekli, güvenceli işlerde istihdam edilmesinin önündeki tüm engellerin kaldırılmasını ve eşit işe eşit ücret verilmesini, paralı sağlık ve eğitim uygulamalarına son verilmesini istiyoruz. Bu ülkenin emekçi kesimleri, yoksullaştırılan halkı olarak artık nefes almak istiyoruz. Ülkemizde herkesin eşit, özgür bir biçimde barış ve huzur içinde, insanca yaşamasını istiyoruz. Gündüzleri işsiz kalınmayan, geceleri aç yatılmayan bir ülke, insanca bir yaşam, güvenceli bir iş, güvenli gelecek istiyoruz.Bizler biliyoruz ki yoksulluk, işsizlik, güvencesizlik kader değildir” sözleriyle bitirdi.


KESK’i