Selma Erdal

Tüm Yazıları


Korkuyoruz

  • 14 Ocak 2019 Pazartesi


Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan söyleşisinde Ahmet Say diyor ki:
-Aydınlar tarih boyunca hiç bu kadar sinmemişti
Kim mi bu Ahmet Say?...Uluslararası yüzakımız, kıvancımız Piyanist Fazıl Say'ın babası...
Aydınları böylesine bir incelikle eleştiren Müzik eğitimcisi, yazar Ahmet Say, günden güne Cumhuriyet kazanımlarının aşındırılmasına karşı yine de umutlu...Sürdürüyor sözlerini:
-Düşünce ve akıl yeniden yeşerecek

Sayın Say ne kadar haklı; gerçekden de aydın, entellektüel, bilge, her kim varsa "düşünen insan" sınıfından hepsi sus, pus...
Ne 68'li abilerimiz ve de ablalarımız...Ne "yetmez ama, EVET" diyen küreselleşme savunucusu entel, dantel fiyakalılarımız...Sözüm ona demokrasi havarisi pozunda ama şiddetle ayrılıkçı dozunda özerklik yancısı, içinde her dem Kürt halkına ilişkin tutkulu bir sancısı olan özgürlük savaşçısı...Televizyon yansılarında, gazete köşelerinde yer alan her kim varsa...Sanki aynı merkezden komut almışçasına suskun...Ve suskunluk bir yana ansızın görünmez oldular.
Neden?...
Kuklacıları mı öyle buyurdu?...Durun, oturun, susun mu dediler?...60'lardan beri "Devrim, devrim" diye ünleyenlerin, yoksa beklediği devrim gerçekleşmiş mi oldu?...
Bu ülkede muhalif olma görev ve sorumluluğu; yalnızca Müjdat ve Metin gibi artizle, Uğur, Bekir, Emin gibi üç beş yazara mı kaldı?...
Ne oldu bu ülkenin aydınlarına?...
Yoksa onlar da mı katıldılar; kedileri, köpekleri ve eşcinselleri sevenler/savunanlar kervanına?...
Demek ki onlar "içden" değil, "dışdan" destekli devrimci, demokrat ve aydın taifesinden imişler...Demek ki onlar kuklacılarının emrindeymişler. Dışarıdan verilen komutlarla eyleme mi geçmişler ki "sus" talimatı mı aldılar diyesim var ama demiyorum ve yine Ahmet Say'ın sözlerini paylaşıyorum.Diyor ki:
- Türkiye’nin aydınları Cumhuriyet tarihi boyunca hiç bu kadar sinmemişti. Bunun tek bir nedeni var, korku atmosferinin her şeyi sarması...

Oysa Çetin Altan 80'li yıllarda, soldan sağa kaydığı, Özal'ın rüzgarına kapılıp, liberalleşme ve aşırı dozda Batı'ya öykünme günlerinde anımsıyorum da ne yazılar yazardı, ne yazılar...Bu ülkenin gördüğü en özgürlükçü Anayasa olarak tanımlanan 1961 Anayasası'nı bile beğenmez, Türk Devrimleri'ni küçümser, daha çok özgürlük, demokrasi ve liberalizm üzerine durmaksızın yazardı "Şeytanın Gör Dediği" adlı köşesinde...
Fransız köylülerine özenirdi; tenis oynayan, satranç oynayan köylüler düşlerdi. Özellikle de Mozart dinleyen köylülerimiz yok diye hayıflanırdı. Küçümserdi Anadolu'nun bağrında yoksul, ayağı çarıklı, karasabanlı köylüyü.Oysa onun ve oğullarının yazdıklarının, savunduklarının ardından, karabasanlar bastı ülkeyi...Az daha ülkeyi çökerteceklerdi; ola ki halk çıkmasaydı sokaklara...
Dünden, bugüne; "değişmeyen, değişimin kendisidir" diyalektik kuramına uygun bir devinimle ülke değişiyor, dönüşüyor.Ülke nereden nerelere savruluyor ve bu savruluşda kimileri kavruluyor, kimilerininse dünya yansa, hasırı yanmıyor.Bu hengamede Patrikhane için imzalar atılıyor; Ukrayna da işin içinde, İstanbul'da atılan imzalarla Ukrayna Rus Kilisesi'nden kopuyor. Oysa Rusya Ukrayna'yı ele geçirmek istiyor; sıcak denizler için, Batı da Ukrayna'yı istiyor Rusya'nın yeniden yükselişini önlemek için...
Ve biz Ortadoğu bataklığına odaklanmışken; Karadeniz kıyılarında da bir fırtına kopacak gibi...
Patrikhane konusu ve Lozan Barış Antlaşması; acaba çelişmiyor mu birbiriyle diye düşünmeğe korkuyoruz. Ardından; sağlığında Çetin Altan'ın sıkça savunduğu, Lozan'ı saymayanların da o savundukça pek de sevindiği "İstanbul Dükalığı" olarak tanımlanan Boğazlar tartışması da başlatılır mı yeniden diye kaygılanmadan edemiyor insan...
Öylesine ki "korku atmosferi" içinde yaşıyor olmakdan bile daha çok korkutuyor insanı böylesi olasılıklar...
10 Ocak 2019 günü; çalışan gazeteciler günü kutlanıyor ülkemde...
11 Ocak 2019 günü de gazete köşe yazılarım nedeniyle...Herkesin poposunda pireler uçuşurken sabahın köründe TCK 299 nedeniyle yargılanıyorum...Ama sorarsan herkes demokrat,herkes aydınlık gelecekden yana... mı... acaba?...Bilemiyorum ...
Sanki hastalık geçirmişim gibi "geçmiş olsun" sözleri iletiliyor... Nedendir?...Anlayamıyorum...
Ve Nasreddin Hoca gibi Timur'dan bir fil daha istemeyi düşünüyorum.
Böylesi endişeler, kaygılar arasında; "ruh sağlığı" üzerine yasa çıkarılması önerileri geliyor devlet büyüklerimizden...
12 Eylül sonrasında, Özal döneminde; Özal'a "alışamadım" diyen teğmene deli raporu verilip, ordudan atılmışdı.Daha sonra avukatlık yapdığını öğrenmişdim İstanbul'da yaşadığımız günlerde...Günümüzde de "ruh sağlığı" incelemesinde kıstas; düzene alışanlar ve alışmayanlar üzerinden değerlendirilecekdir kanımca...Özal döneminin öğretileri doğrultusunda...
Hepimiz hunili deli adayı olabiliriz bu gidişle...
Ne yazık ki korkuyoruz...Yalnızca yazılarımız nedeniyle yargılanmakdan değil... Yedi düvelin ülkemizi bölmek, parçalamak ve paylaşmak üzerine çevirdiği dolaplardan korkuyoruz...Özellikle hac'la, hilal'in kapışmasından dolayı bir dünya savaşı daha çıkacak diye korkuyoruz...Bizi korkutmak isteyenlerin bilgisine...Sonunda başardınız;evet, korkuyoruz...Yarınlardan, gelecekden korkuyoruz...Endişeliyiz, kaygılıyız, korku duyuyoruz. Pekiyi ya sizler?...Mutlu musunuz?...
Selma Erdal;Didim, 13 Ocak 2019