Ferhan Ercan

Tüm Yazıları


KORKU İKLİMİ

  • 14 Aralık 2018 Cuma


Devlet her açıdan vatandaşlarının dayanağı ve güvencesidir. Devlet oluşumuna katkı sunan bireyler açık veya örtük güvencelerin rahatlığı içindedirler. Normal koşullarda devletin kendisinin yanında olduğunu var sayar. Çağdaş bir devlette vatandaşlar devlete karşı korunur. Denge ve denetleme sistemleri bu açıdan önemlidir.
Suçlayanlar dışında herkesin, her şeyle suçlanabileceği bir ortam, korku ikliminin egemen olduğunu gösterir:
.” Şiddetin olması veya olabilecek olması, yani olasılığı terörün etkisini sürekli hale getirir. Ailede, hapishanede, okulda veya karakolda bir bireyin şiddete maruz kalması, ötekileri etkileyen bir atmosfer yaratır! Olaya sınıfsal olarak bakıldığında, bu egemenin itaate çağrısıdır (!)
Şiddet terörün yayın organıdır. Onu ötekilere ve uygulandığı noktanın ötelerine iletir. Hiç kuşkusuz burada çok farklı amaçlar güdülmüş olabilir. Şiddet terör ortamı yaratmayı amaçlayan bir stratejidir. Öncelikle kişileri veya kitleleri korkutarak sindirmeyi amaçlar. Sınıfta öğretmen çağ dışı bir yaklaşımla öğrencisini dövdüğünde bu tekil bir olay değildir. Herhangi bir gerekçe ile seçilen kurban üzerinden ötekilere mesaj verilmiş olur!
Şiddet doğrudan yönlendiricidir; terör ise dolaylı bir yönlendirici olarak işlevini yerine getirir. Bu yönlendirmenin taktik aşamaları var:
1-Korkutarak karşıt olmaktan çıkarmak.(Alışılmışı kırmak, karşıtlığı esnetmek.)
2-Tarafsızlaştırarak etkisiz hale getirmek.(Güdülebilir sıradana dönüştürmek.)
3-Bağımlı bir yandaşa dönüştürmek.(İhanetleri ödüllendirmek.)
Şiddet ve terör farklı amaçlarla ve farklı yöntemlerle uygulanır. Örneğin bir bireyin işten atılması şiddetin farklı bir biçimde ve farklı boyutta uygulanmasıdır. İşten atılan için uygulanan şiddet çalışanları tehdit ettiğinde teröre dönüşür. İşsizlik yoksulluk ve yoksunluk çağrıştırır. Gandi bu gerçeği şöyle vurgular: “Yoksulluk şiddetin en kötü biçimidir!”
Bireyin geçimini sağlaması düzenli bir gelirinin olmasıyla olanaklıdır. İşin güvenceli sürekliliği, gelirinde sürekliliğini ifade eder. İşsizlik bu güvencelerden yoksun kalmaktır. Ülkenin ve kürenin içinde bulunduğu koşulların kötü olması, etkinin şiddetini artırır. Bu nedenle fiili olarak işsizlik bir şiddet; aynı sonucun muhatabı olabilecek olan ötekiler içinde işsiz kalma korkusu bir terördür!
Terör tanımına hangi pencereden bakılacağı önemlidir. Öncelikle Terörle Mücadele Yasası’nın tanımına bakalım:“Terör; cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir.”
Burada devleti merkeze alan bir bakış söz konusu. Devlet savunma refleksini ön planda tutuyor. Oysa hukukun üstünlüğü göz ardı edildiğinde ve temel haklar görmezden gelindiğinde terörden söz etmek mümkündür. Şiddet uygulayan kurumun ne olduğu belirleyici değildir. Normal koşullarda, devlete karşı vatandaşların korunması gerekir.(18.08.2011-F.E,MAVİDİDİM)
Devlet kişi, kurum veya öteki devletlerle yaptığı anlaşma veya sözleşmelerde her koşulda ülkenin çıkarlarını korur ve gözetir. Hal böyle olmasına karşın, “mega” projelerde bu temel ilkelerin gözetilmediği görülmüştür. 2018 Bütçesinde devlet güvencesi adı altında “mega” proje yüklenicilerine ödenmek üzere 6.2 milyar lira konmuştur. Cebimizden bir kuruş çıkmayacak denmesine karşın bu miktar vergilerimizden ödenmektedir!