Ferhan Ercan

Tüm Yazıları


Köreltilen insanlık!

  • 09 Nisan 2018 Pazartesi


“Eğer bir toplumun bir yarısı vatan haini ise, o zaman öbür yarının da kaçınılmaz olarak, karşısındakine göre durumu böyle olacağından yarısı değil, tümü vatan hainidir.”(Ali Sirmen-Cumhuriyet)
Sıradan insanların öfkesini demokratik kazanımlara ve temel haklara karşı yönlendiren fırsatçı liderler dönemi; kendisini kendisine karşı kurduranlar, gerçekleri fark edinceye dek devam edecektir. Yani tanığı olduğumuz demokrasi düşmanı liderlerin en büyük düşmanı gerçeklerdir. Sıradan ve fırsatçı kişilerin vasatlar üzerinden kurduğu çağ dışı yönetimler özgür bireyleri hiçbir koşulda bağlamaz. Özgür birey iradi katılımcı olan bireydir. Bu kişiler katılmadıkları kararlara karşı çıkma hakkına sahiptirler. Sorumsuzluğun bir kusur hatta bir hastalık olduğu unutulmamalıdır.
Nasıl kazanırım bakışı çok aşırı bireysel bir yaklaşımdır. Sadece kendi çıkarlarını düşünen bu bakış ülkeyi, gemisini kurtaran kaptanlar diyarına dönüştürür. Bir biçimde birikimlere el koymak kılıfına uygun gözükse bile, öncelikle insanlık açısından ve tüm varlıklar açısından ahlaksız bir yaklaşımdır.
Her şeye karşın kazanma yaklaşımı inançları kemirir, güveni tüketir, dostlukları dinamitler, vefayı ezip geçer. Değerleri(vatan sevgisi, ülke çıkarı, toplumsal yarar) anlamsızlaştırarak ve bu değerleri savunan gerçek yurt sever ve insan severleri itibarsızlaştırarak her şeyin üstüne çıkarını koyarken; insanlıkla ve inançlarla ilgili değerlerin sadece söylemini kullanırlar. Suç algısını geleneksel değerler üzerinden ve sadece yönlendirmeler eşliğinde kuran kitleleri yalanlarının arkasına takarak çıkarlarını güvenceye alır(!) Paranın dini imanı ve vatanı yoktur diye boşuna dememişler. Bu saptama para kazanma hırsıyla gözü dönenler içinde geçerlidir. Zaten dürüst ve namuslu insanların tanık olduğu budur. Vatan yararı, ülke insanlarının çıkarı dikkate alınmamaktadır. Hayvancılığın ve tarımın bitirilmesi böyle bir bakışın ürünüdür. Yatırımcı ülkesini ve halkını düşünmek yerine en az risk ile en çok kazanmayı tercih ediyor. Bizim koşullarımızda ve özellikle yaratılan iklim nedeniyle ölü bir yatırım olan inşaat tercih ediliyor.
Küresel gidiş demokratik açılımlar sunmuyor. Emperyalizm ve kapitalizm kazanılmış hakları budayarak sermayenin kazanmasını güvenceye almaya çalışıyor. Yeterince gelişememiş bağımlı ekonomilerd en küçük olumsuz hareketlerden büyük zararlar görüyor. Zayıf iktidarlar kendi halkını ezerek ayakta durmaya çalışıyor. Bu süreçte otoriter yönetimler sahne alıyor. Putin ve Tramp’da aynı kategoride yerlerini alıyorlar. Bu liderler ülkelerinin bir karış toprağını yabancılara satmıyorlar. Özellikle Putin Rusya’nın ve Rus halkının çıkarlarını koruyor. Trump kendi çıkarını gözetmesine karşın, Amerika’nın çıkarlarından ödün vermiyor. Ülkesinin varlıklarını kendi çıkarları için yabancılara satanlar kesinlikle demokratik olmayan ülkelerin yöneticileridir. Gelişmiş ülkeler nükleer santrallerini kapatırken ısrarla bu santralleri kurmanın bir mantığı var mı? Eğer sorun nükleer silah teknolojisine sahip olmak ise, her okulu İmam Hatip’e dönüştürmek yerine fen liselerine dönüştürmek ve bu okulların finansmanını da nükleere ve Diyanete harcanan paralarla sağlamak daha akılcı ve yararlı olmaz mı? İnançla ilgili harcamalar mutlaka o hizmetten yararlananlar tarafından karşılanmalıdır.
“Velhasıl, kendi bekası adına, siyaseti, ekonomiyi, kurumları, toplumsal yaşayışı çökerten, ülkenin ve toplumun geleceğini ipoteğe veren, rehin alan, “Benden sonrası tufan” diyen, kişiselleştikçe rasyonalitesini yitiren bir iktidarla karşı karşıyayız. Herkesin hesabını kitabını buna göre yapması, olağan ve sıradan bir hükümete muhalefet ediyormuşçasına icra edilen bir siyaset anlayışından hızla uzaklaşması, “olağanüstü zamanlar”a uygun bir “olağanüstü muhalefet”e girişmesi lazım.”(Fatih Yaşlı-BİRGÜN)