Selma Erdal

Tüm Yazıları


Kör Kuyularda

  • 12 Ekim 2020 Pazartesi


Mart 2020 günleri takvim sayfalarından dökülmeye başladığından beri; kaygılıyız, endişeliyiz ve korkuyoruz ölümden... Oysa bu topraklarda yaşayanların çoğu pek çok kez bunalmışken baskıdan, otoriteden ve zulümden, sanki her acıyı unuttuk da bu yıl en çok korktuk ölmekten, ölümden...
Küresel salgın nedeniyle evlerimizde tutsak kaldığımızdan beri; bu yıl ne Newroz, ne de Nevruz ateşleri yakılmadı, atışmaları yapılmadı. Ne ulusal, ne de dinsel bayramlar; doyasıya kutlanmadı. Yalnızca salgın nedeniyle ölenlerin sayılarına odaklandık ve gözle göremediğimiz düşmandan ürkerek, ondan sakınarak, birbirimize "Covid 19 taşıyıcısı" potansiyel tehlike diye bakınarak sağlıklı kalabilmek için çabaladık. Gün oldu uzayın sonsuz karanlığında kaybolmuşçasına ürkek, gün oldu kıyamet gününde tek başımıza kalakalmışçasına korkak, uykusuz gecelerin sabahlarına uyandık.
Daha sonrasında pek çok komplo teorisi sanal ve gerçek kamusal alanda yayılmaya başladı. Halkın güven duygusu daha da örselendi, daha da sarsıldı ve halk belki de ilk kez bu denli yalnız bırakıldığına ilişkin korkulara kapıldı. Ve şu sıradan halk; rakı masalarında efkarlanırken dinlediği Münir Nurettin'in şarkısındaki "Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın" dizelerinin anlamını, ozanın ne demek istediğini, işte bu içine düştüğü ölümcül yalnızlık duygusunu yaşarken öğrendi.
Sonra maskeli baloya çağrıldı herkes, katılanlar olduğu gibi, çağrıyı umursamayanlar da oldu. Yazın sıcağında, denizin kucağında; Mart ayından beri yaşanan korkular unutuldu, her şey olağan, sıradan, alışkın olduğumuz gibi (miydi gerçekten)... Vaka-hasta ayrımında; herkes yanıltıldı ve çil yavrusu gibi dağıldı yaban ellerden gelen gezginler. Ülkemizdeki bezginler de "bizi bir kez daha dünyaya rezil ettiler, ülkemizi üçündü dünya sıralamasına gerilettiler" diye yakındılar ve daha çok sakındılar birbirlerinden...
Ülkemizden kaçarcasına ayrılanların ülkelerinde yaşananlara ilişkin alınan duyumlara göre, durumlar hiç de iç açıcı değil. Vaka-hasta içerikli ayrımlara ilişkin yaşanan fiyasko bir yana, tüm şiddetiyle yaklaşan bir "ikinci dalga" beklentisiyle, yeniden ölüm korkusuyla çelik çomak oynayacak gibi halkımız... Ama ülkemizde sanki her şey doğal, sanki her şey sıradan akışında, işleyişinde, sanki her şey toz pembe... Hiç kimse alınmış ya da alınacak önlemlerden söz etmiyor. Dünya Sağlık Örgütü'nün öngörülerine göre; dünya nüfusunun yüzde 10 kadarı virüs nedeniyle yitirilecek deniyor, ama bizim egemenler halkımıza hiç bir şey demiyor. Halkın endişelerini, korkularını, kaygılarını gidermek için hiç bir açıklama yapılmıyor. Buna karşın kimi ülkeler halkına yiyecek stoklamasını öneriyor.
Ve şu illet virüs; ırk, din, yaş ve "her ne kadar kadınlar daha korunaklı dense de" cinsiyet ayrımı yapmaksızın, herkese saldırıya geçmeye hazır, sonbahar ve kış aylarını bekliyor. Bu karmakarışık dünya düzeninde, mahşer yerinde annesinin elini yitirmiş küçücük bir çocuk gibi yalnız kalan halkımız, olan biteni yalnızca izliyor umutsuzca izliyor. Savaşlarda şehid düşmenin kıvancı, devrimci kavgalarda can vermenin onuru değil bu; yaşanılan küresel bir salgında, korunmasız, yalnız, terk edilmişçesine umutsuz bir halkın kırana uğrama korkusu bu...
Oysa Bayan Angela; güçlü bir KADIN lider kimliğiyle, Alman halkı için pek çok önlem alırken bugünlerde... Biz Türk halkı olarak tüm yoksulluğumuzla ve yoksunluğumuzla "kör kuyularda merdivensiz" kalmışız; ama kime dert, kime gam, onlar salmışlar "dünya lideri" olarak yedi cihana nam, yetmez mi?...