Ferhan Ercan

Tüm Yazıları


Kölelik Ekonomisi

  • 07 Kasım 2019 Perşembe


“Mülksüzleştirmek, yoksullaştırarak bağımlı kılmaktır. Bağımlılık, özgürlüklerden yoksun kalmak ve köleleşmektir. Köleleştirme ekonomisi bu süreci hızlandırmaktadır. Üretmeyen ekonomilerin egemen olduğu yapılar, varlıklarını sürdürmek için tüketmek zorundadırlar. Tüketilen her şeyin bir ederi var. Tüketmek zorunda olan seçeneksiz kişiler harcamalarını var ise gelirlerinden veya birikimleri var ise o zamanda birikimlerinden karşılarlar. İşsizlerin böyle bir seçeneği olabilir mi?”
Üstteki alıntı, “TUHAF ŞEYLER” başlıklı yazımdan. Ekonomik ve siyasi sorunlar aynı veya benzer konularda yazmamıza neden oluyor. İşsizlik ve yoksulluk en büyük sorunumuz. Eve ekmek götüremeyen bir baba, aç olarak yatağa girmek zorunda olan çocuğunun gözlerine nasıl bakar?
Ekonomik güç, belirli ellerde(azınlık) toplanmaya başlayınca; toplumun büyük bir kesimi(emekçiler, esnaf ve küçük üreticiler)mülksüzleşmeye başlar. Buna kölelik veya ümmetin güncellenmiş hali denebilir.
Yoksullardan başlayan yoksullaşma, ağır ağır toplumun orta kesimini kuşatmaya başlar. Emekçilerin yanı sıra, orta kesimde varlıklarını kaybeder. Bu süreçler sonuçlandığında, geriye şekilsiz bir yapı kalır.
İşin temeli, varlıklarına sahip çıkmak ve üretmektir. Atatürk bu gerçeği şöyle vurguluyor: “Çalışmadan, yorulmadan, üretmeden rahat yaşamak isteyen toplumlar, önce onurlarını, sonra özgürlüklerini daha sonra bağımsızlık ve geleceklerini kaybederler.” Fazla söze gerek yok; üretmek, özgürlük ve bağımsızlık demektir. Bunlar yok ise, efendiler ve kölelerin varlığı kaçınılmaz bir sonuçtur(!)
Yığınların işsizliği, vatandaşların ayıbı ya da kusuru değildir. İktidarların temel görevleri arasında, vatandaşlarına insan onuruna yaraşır iş olanakları yaratmak vardır. Bunun için, daha önce yapılan yatırımları koruyup güncelleştirirken; yeni yatırımlar yapmalıdır. Aynı zamanda, ülkenin olanaklarını ölü yatırımlara(inşaat) değil, üretken ve istihdam yaratan yatırımlara yönlendirmektir!
Vatandaşların affedilmeyecek suçu; ellerinde olmadan, en çok inandıkları tarafından, sürekli olarak aldatılmalarıdır(!) Aldatılanlar sadece kendilerine kötülük etmez; saplandıkları bataklığa kendileri gibi inanmayanları da sürüklerler. İçinde yaşadığımız olumsuz süreç bir biçimde durdurulamazsa; çöküş ve yarınsızlık kaçınılmazdır!
2003 yılında vatandaşların; konut, taşıt, ihtiyaç kredisi ve kart borçları toplamı, 7,913 milyar dolar iken,2019 yılında 95,6 milyar dolara çıkmıştır. On yıllık süreçte borçlar yaklaşık olarak 12 kat artmıştır. Bu olgu toplumdaki yoksullaşmayı göstermesi açısından çok önemlidir. Borçlar sadece gelirleri ve birikimleri tüketmekle kalmaz, toplumun geleceğini de tüketir(!) O gelecek, bize ait olmayandır; çocuklarımızın ve torunlarımızın geleceğidir(!)
Yoksulluk olanaksızlık olduğu gibi, aynı zamanda bir seçeneksizliktir. Seçeneği olmayanlar, istemediklerini de yapmak zorunda kalırlar. Bu zorunluluk özünde bir tutsaklıktır. Borçlanan, emir almaktan kurtulamaz. Tutsaklık yaşamın her alanını etkilediği an, bunun adı kölelik olur. İstendiği için istenildiği gibi davranmak, özünde kendisi için yaşamamaktır. Başkaları için yaşamak, yaşamak olarak kabul edilemez! Köleler, efendilerinden önce kendilerinin tutsaklarıdır!