Selma Erdal

Tüm Yazıları


Kolay Gelsin

  • 12 Ekim 2018 Cuma


Tembel insan düş görmeye üşenir.Bu tümceyi bilmem kim düşünür dememiş, acizane ben dedim. Yatakta düş görmek ya da ayakta düş kurmak en azından beynin işlevsel duruma getirilmesini gerektirir. Oysa ki üşengeç biri bunu nasıl yapacaktır ?...Bizde çokça kullanılan bir deyim vardır: Ununu elemek…Tam olarak; ununu eleyip, eleğini duvara asmak… Kanımca bunun da tam olarak çevirisi; kendini yaşamdan emekli etmek…Çünkü Anadolulu Ademoğulları ve Havvakızları, üşengeçliklerine kılıf uydurmak için bu sözcükleri uygun görmüşler. Gerçi bu sözlerin içinde, ardında; yaşamda gençlere olanak tanıma, meydanı onlara bırakma gibi gizli anlamların saklı olduğu ileri sürülebilirse de emek harcamadan yapılması gereken keyifli işlerde (TBMM üyeliği, siyasal parti başkanlığı, yönetim kurulu üyeliği gibi maddi ve manevi getirisi çokça olan işlerde) gençlere hiç de olanak tanınmadığına göre... Demek ki bu sözcüklerin salt tembellik dürtüsünden kaynaklandığını ileri sürmek yanılgı olmayacaktır.Toplumumuzdaki yaygın anlayışa göre; ağaç yaşken eğildiğinden, ileri yaşlarda pek bir şeyler yapılamayacağı savı geçerlidir.Örneğin; otuzundan sonra kilo verilmez, spora başlanmaz, en önemlisi de Devlet sektöründe işe bile girilmez. Bir bakıma “resmi ideoloji” de bu tezi destekler görünüyor. Ola ki kişilerden birisi bu sava aykırı bir tavırdaysa; eleştiri ve alay konusu olabilir; “kendini kuzu ile bir kırkıyor” diye… Oysa özgür istençle, istenilenin, düşlenilenin başarılabileceğinin bilincinde olanlar belki bir yarışı kazanabilecek düzeyde olmasa da spora başlayabiliyor, bedenlerini istedikleri gibi biçimlendirebiliyorlar. Kuşkusuz Ajda gibi neşterle değil; spor yaparak ya da dans dersleri alarak…Ve yeni bir yabancı dil öğrenerek, resim ve müzik kurslarına katılarak, alaycı sözlere aldırmaksızın “kırkından sonra saz çalmaya” başlayarak…Sonuçda; yaşıtlarınca eleştirilseler bile gerçekde gençliğin sırrına ermiş olduklarından bir bakıma mutluluğu yakalayabiliyorlar.Yaşı ileri sürerek, tembelliği gizlemenin anlamsızlığı, günümüzde kanıtlanmıştır…Yaşı ileri sürerek; yerinden kıpırdamayanlar, yaşlı değil, tembel insanlardır ki onlar; ruhuyla, bedeniyle tembel olanlardır.Beynin işlevleri öylesine sınırsızdır ki siz ondan bir şeyler isteyip, onu zorladıkça; o, size yanıt veriyor. En suskun hücreleri devreye giriyor ve böylece günümüzde artık tembellik; yaşlı doğmakla eş anlamlı sayılıyor.Bugün yaşlı doğmuş gençlerle, sonsuz gençliği yakalamış yaşlıların çatışması daha bir öne çıkıyor. Toplumsal yasakların dışına çıkabilen genç yaşlılar; bu çatışmanın öncüsü oluyorlar, her an kış uykusuna yatmaya eğilimlilerin keyfini kaçırarak… Çünkü onlar son nefeslerine değin; dolu, dolu yaşamakdan yana olduklarından, tembelliğe tutsakların eleklerini duvardan alıp, içine un koyuyorlar, elesinler diye…
İşte böyle...Her gün Didim'de, ülkemizde ya da Dünyamız'da olan biten üzerine düşünmek, eleştirel sözler söylemek, yazılar yazmak yerine...Bugün de tembellikden girişdik söze...Çünkü yıllardır tembel, tembel "spor yapmadan" oturan bendeniz; 8 Ekim 2018 günü yeniden spora başladım.Başladığım gibi de yüksek tansiyon sorunumdan bir parça da olsa uzaklaşdım. Tansiyonum düzene girdi...Acıkmadan yemek yeme isteğim ise hiç kalmadı...Uykularım daha bir keyifli ve düzenli oldu...Sözün özü; yeniden spora başlayınca ben, olumsuz giden ne varsa yaşamımda,sanki sihirli bir değnek dokunmuş gibi yolunda gitmeğe başladı. Öncelikle de kafam rahatladı.Dolar delirmiş, enflasyon çıldırmış, Ortadoğu'da kim, kime saldırmış,pazarda soğanın, patatesin kilosu bilmem kaç paraya fırlamış... Dokuz çocuklu aileleler darlanmış... Dış borç yükü altında ülke daha da zorlanmış...Uluslararası alanda gün geçtikçe geriye saydığı için toplumsal yapımız; halkımız horlanmış.Yeter!...Bundan böyle yazıldığım spor salonunda;çalışırken bir hareketi kaç kez yapacağıma ilişkin yalnızca rakkamları sayacağım, yılların hantallığını da üzerimden atacağım.Bunca sorunu ben mi bozdum ki kendime gam edineceğim?...TBMM'de oturan seçilmiş 600 kişi...Yetmezmiş gibi yanlarına bir de atanmış danışmanlar geldi...Orhan Abimiz bile danışmanlar arasında yerini aldı...Sahi AKİL ADAMLIK, MADAMLIK kontenjanları ne oldu?...Aman bana ne?...Demek ki Devlet Babamız varlıklı...Değil ki ayağı çarıklı...Herkes kendi derdine yansın; bunca danışman varken, ne olmuş a canım 600 vekil de yan gelip yatsın...Yalnız Orhan Abimiz; coşup da, "Batsın Bu Dünya" yerine, "Batsın Bu Ülke" derse...Bu halk da efkarlanıp rakı şişelerini mi açsın?...Ne diyelim?...Herkese işleri, uğraşları KOLAY GELSİN!...Biz sıradan ölümlüleri, sokakdaki erkekleri, kadınları seven, sayan, onların düşüncelerine değer verip de aldıran olmadığına göre...Bizler de değer verelim kendi, kendimize... Öyleyse; tembel, tembel oturmayın yerinizde,haydi, herkes spora!...Spor salonunun parası mı?...İçtiğiniz sigaranın aylık parasının yanında lafı bile olmaz...