Ferhan Ercan

Tüm Yazıları


Kim Kaybediyor?

  • 25 Nisan 2018 Çarşamba


Kim kaybediyor sorusu sorulduğu zaman hemen kimlerin kazandığı sorusu gündeme gelir. Sorunun özü şu; belirli bir yapıdaki kayıplar, o yapıdaki kazananlara gider. Bireyler için belirleyici olan bu kural ülkeler içinde geçerlidir. Ülkeler dendiğinde, benzerlikleri ve çıkarları nedeniyle aynı coğrafyayı paylaşmak durumunda olanlar anlatılmak istenir. Devlet yapısında ise, özgür iradi katılımcı birey temel öznedir.
Bireylerin ve ülkenin çıkarlarını yönetenler gözetmek ve korumakla yükümlüdürler. Ülke refahını korumak ve yükseltmekle yükümlü olan yönetenler öncelikle tüm kaynaklara titizlikle sahip çıkmak durumundadırlar. Kaynaklar yeraltı, yerüstü ve insan kaynağıdır. Atatürk, savaş süreci dışında iktidar olduğu 15 yıl içinde ülkesine 45 önemli tesis kazandırmıştı. Bizim bu kaynaklarımız 15 yıl içinde satıldı!
Kendisi için gelecek umudunu yitiren gençler ülkeyi terk etmekte iken; ekonomik gücü olanlarda aynı kervana katılmaktadır. Bu haliyle ülkemiz kan kaybetmeye devam ediyor:
“ Artık, ülkemizin hangi değerinin ne zaman elimizden alınıp, yok edildiğini hatırlamaz olduk. “İlk önce doğal varlıklar mı satılmıştı yoksa ulusal bayramlarımız mı ortadan kaldırılmıştı? Laiklik mi gitmişti, insan hakları mı?” diye düşünürken kaybettiklerimizin sırasını şaşırıyoruz.”(Feyzi Açıkalın, Cumhuriyet)
“Ekonomik çöküntü, bir yandan gelir ve servet dengesini bozuyor, diğer yandan adil bölüşüm olmadığı için katmanlar arasında sürtüşmelerin tehlikeli nedeni haline geliyor..(….)

Son 15 yılda nüfusun yüzde 1’lik kesiminin milli gelir içindeki payı yüzde 39,4’ten yüzde 54,3’e yükselmiş, geri kalan yüzde 99’luk kesimin geliri ise yüzde 60,6’dan yüzde 45,7’ye düşmüştür.”(Fikri Sağlar-BİRGÜN)

Kayıplarımızın çözümsüz sorunlar yaratması kaçınılmazdır. Sözde çözüm adı altında dayatılan şeyler çözümden çok çözümsüzlük yaratmakta ve toplumu bölmektedir. Bu çözümsüzlüklerin başında ülke varlıklarının haraç-mezat yabancılara ve ölü fiyatına yandaşlara satılmasıdır. Bu politik yaklaşımın ülke yararına olduğunu söylemek mümkün olmadığı gibi, aynı zamanda da doğruda değildir. Ülkemizde kendi olanaklarımızla üretebileceğimiz ürünleri dışarıdan dövizle almak, ülke yararını gözetmemektir. Bu tür bir yaklaşım yurtseverliği öteler. Aynı şekilde aynı inançtan olanları da yandaş olanlar ve olmayanlar diye böler.
Yurtseverliğin olmadığı, aynı inanç grubunun gözetilmediği bir yapının uzun süre varlığını koruması olanaksızdır. Aslında etnik köken önemli değil, aynı veya farklı inançtan olmak da sorun değil. Burada belirleyici olan çıkar ortaklığıdır. Kesişen çıkar ortaklığı her şeye karşın ve her biçimde birlikteliğini sürdürmek istemektedir.
İnsanlar varlıklarını sürdürmek için üretmek ve tüketmek zorundadırlar. Tüketmeleri gereken şeyleri üretemedikleri zaman dışarıdan almak zorundalar. İhtiyaç duyulan mal ve hizmetleri dışarıdan almak için dövize ihtiyaç var. İhtiyaç duyulan döviz borç alındığı zaman, borç verenin istekleri geçerlidir. AKP döneminde dış borçlara 150 milyar doların üstünde faiz ödenmiştir ki; bu durum ülkenin kan kaybettiğini göstermektedir. Ülkemiz kan kaybederken kazanmaya devam edenler bu durumdan rahatsız olmamaktadırlar. Onlar hesapsız ve sorumsuzca yüksek faizli borç alacak; aldıklarını istedikleri gibi yandaşlarına dağıtacak ve borcu ülkenin sıradan vatandaşları ödeyecek(!)…
Kendi kaynaklarımızı kullanarak üretebileceğimiz şeyleri borçlanarak dışarıdan almanın ülke yararına olmadığını her aklı başında olan kişi kabul eder, sadece bu olumsuz uygulamadan yarar sağlayanlar aynı düşüncede değildir. İçeride fiyatların yükselmesinden etkilenmeyen bir avuç azınlık var. Onlar için bu düzensizlik düzeninin sürmesinde bir sakınca yoktur(!)
Yaşar Okuyan KRT televizyonunda iktidarın geleceğe dönük yıkım projelerini şöyle sıralamış:
1-Emeklilerin ve çalışanların maaşlarından-15 oranında kesinti yapmak.
2-Bankalardaki döviz varlıklarına el koyarak karşılığını Türk Lirası olarak ödemek.
3-Dışarıdan gelecek dövizlere el koymak.
4-Konutlardan ve arabalardan varlık vergisi almak.
Böyle bir yapıda yaşamayı kabul edecek kaç kişi var acaba? Önümüzdeki seçimlere bu gerçekler ışığında bakmak gerekir.