Selma Erdal

Tüm Yazıları


Kendime Konuşmalar

  • 18 Nisan 2018 Çarşamba


"Bazen işler karışıyorMasallardaki gibi
Eti ata
Otu ite veriyorum,
Durup duruken kendimi geriyorum
Ah bir boşvermeyi becerebilsem...
Herkes bildiğini okurken; sen kendini ne üzüp duruyorsun be sersem?"Diyorum, diyorum da ama ne söz söylemekden, ne de olan bitene üzülmekden kendimi alamıyorum...


*Clinton'ın; halkına GDO'lu besinleri yedirmesi ricası karşılığında Tony Blair'in iktidarını destekleyeceği sözünü vermesi...Bunu içine sindiremeyen Lordlar Kamarası'ndan bir miletvekilinin bu gizli anlaşmayı kamuoyuna duyurması sonucunda, Blair'in iktidardan düşmesi...
Chernobil Nükleer Reaktör kazası sonucunda; radyasyonlu çayların Türk halkına "bakın ben de içiyorum; bir şeycik olmuyor" diyen bakan aracılığıyla salık verilmesi...Dolayısıyla radyasyonlu çayların halkımızca afiyetle içilmesi...
Midyelerden de daha çok civa deposu olan yunus balıklarının etinin; "balina" eti diye ambalajlanarak Japon halkına yedirilmesi...
Her olumsuzlukda ve sorumsuzlukda; "Burası Türkiye,olur böyle" dediğimiz ülkemizde yaşananlardan da beter olumsuzluk örneklerini gördükçe... Demokratik ülke Amerika ya da o çok imrendiğimiz Japonya; Musa'nın çocuklarını katleden Hitler'den bile daha acımasızmış dedirtiyor insana!...

*Dört kitabın Tanrısı; önce bir ADAM ve onun kaburga kemiğinden de bir M'ADAM yaratdı.
Sömürgenlerin /sömürgecilerinTanrısı da; KÜRESELLEŞME diye bir kuram ve de İNTERNETİ BULAN BİR ADAM yaratdı. Sömürü düzeninde ZAMAN VE MEKAN SORUNUNU ORTADAN KALDIRDI.


*Didim'de 20-24 Nisan günlerinde VEG-FEST var. Nedir açılımı?...Vegetarian Festival; Türkçesi'yle otla,sebzeyle, meyveyle beslenmek... Ama...Tarlalar, zeytinbağları yapılaşmaya açılmış; toprak çimentoyla kucaklaşmış...
Bu yanlışlıkları gündeme getiren, kirletilen tarımsal topraklar için yanan, yakılan hiç kimse yok... Yalnızca festival hazırlıkları, coşkusu, eğlencesi, şenlikleri var... Ne diyelim?... Emek verenlere kolay gelsin!...

*Homeros demiş ki; önemli olan yolculukdur.
İyi de nereye gidildiğinin, neden gidildiğinin hiç önemi yok mudur?...
Akbabalar'ın pençelerinin arasında sürerken yolculuğumuz; sormadan edemiyor insan...

*Montaigne; en büyük cezaevi, cahil bir insanın kafasının içidir demiş. Bunca cahil arasında yaşarken biz; acaba neredeyiz?...

*Tolstoy; kötüler,kendilerine tahammül edildikçe daha çok azarlar demiş. Sanırım öte dünyadan çıkıp, bizim buralara kadar gelmiş, halimizi görmüş,sözlerini söylemiş.

*40 yaşındaki Hatice; 25 yaşındaki Muhammed'le evlenince oluyor da...Şimdiki kızlar çıtırlara meraklı olunca neden dedikodu konusu oluyor?... Onların aşk girişimleri...Bal gibi Peygamber sünneti...

*Bir kaç söz de Yunan'a:Kanım kanına, kanın kanıma karışık
Neden oluruz bir küskün, bir barışık
Atalarımızın aşı da ortak, aşkı da
Yine de kanıp yaban sözlere
Döneriz kanlı, bıçaklı şaşkına
Gel gir koluma, dostluk yoluna
Kalimera, merhaba
Vire vire, bre bre
Zeytin dalımızdan, tütün tarlamızdan
Uzomuzdan, rakımızdan
Kuralım soframızı çakırkeyif
Mezemiz; patlıcan herze, yaprak sarma
Düşmanlığını üzerime salma
Lokumuma lokumadis desen de
Karagözüm'le İskender Kebabı'mı
İçetsen de;
Yine de kalimera, merhaba,
Haydin bre, vur dizini toprağa
Biraz kasap havası, biraz sirtaki
Hoş eder yüreğimizi...
Bir kez daha güvenip de yabana
Posta koymağa kalkma 700 yıllık agana!...
Ve bizler...Pek bir umutlanırdık; Dünya Savaşı görmeden,yaşamlarımızı tamamlama şansını yakalamış bir nesil olacağımıza ilişkin...Ama ne yazık ki en başında İlluminati'nin efendileri, ardlarında silah tüccarlarıyla,petrol içicileri ve elbette ki onların güdümündeki ülkelerin siyasetçileri;illa ki bir savaşı gösterime sokacaklar bu gidişle...Baksanıza; nereye kadar böyle her gün daha çok didişe, didişe?...