Yakup Kivrak

Tüm Yazıları


Keçi eşek referandumu - 5

  • 28 Haziran 2019 Cuma


Bu bire bir ya­şan­mış öy­küm­de, 1975 – 79 yıl­la­rı ara­sın­da eği­tim­ci­lik mes­le­ği­me ilk adı­mı­mı at­tı­ğım Sivas’ın Ka­ra­ca­lar kö­yün­de ya­pı­lan bir yerel re­fe­ran­du­mu an­la­tı­yo­rum. Okur­ken bazen gü­lüm­se­yecek, bazen kah­ka­ha ata­cak, bazen de dü­şü­ne­cek­si­niz. Tek­rar ede­yim ki, bu öyküm bire bir ya­şan­dı, hiç­bir ek­le­mem yok.
Öyküm biraz uzun­ca ol­du­ğun­dan, bir­kaç bölüm ha­lin­de su­nu­yo­rum.
Özeti şu: Ka­ra­ca­lar Köyü ahâ­li­sin­den rah­met­li Cin­göz Sa­det­tin’in (Biraz safça ol­du­ğun­dan, lâ­ka­bı Cin­göz Sa­det­tin idi,) köyde ya­pı­lan yerel bir re­fe­ran­dum so­nu­cu muh­tar­lık karar def­te­ri­ne ya­zı­lan-köyde keçi ve eşek bes­len­me­si­nin ya­sak­lan­dı­ğı­na dair-köy ih­ti­yar he­ye­ti ka­ra­rı­nı unu­tup, komşu köy Ya­pa­lı’lı Hacı Hü­se­yin’den satın alıp köye iki keçi ge­tir­me­si ba­şı­na işler açtı. O gün­ler­de ben­de­niz, köyün on dokuz ya­şın­da­ki tıfıl öğ­ret­me­ni de tüm ça­ba­la­rı­ma rağ­men köy ahâ­li­si­ne kla­sik gi­ta­rı sev­di­re­me­yin­ce Sivas’a gidip bir bağ­la­ma satın alıp biraz çal­ma­yı öğ­ren­miş­tim. İş bu yazı se­ri­si, Cin­göz Sa­det­tin’in ke­çi­le­ri ile benim dut ağa­cın­dan oyma bağ­la­ma­nın hi­kâ­ye­si­dir. Gel­dik hi­kâ­ye­mi­zin mutlu so­nu­na. Çünkü Cin­göz Sa­det­tin ke­çi­ler­den kur­tul­du.
***(…) Se­fe­ra­ala­ra yakın ge­çer­ken elim­de bağ­la­ma trak­tör­den ini­yo­rum:
“Sa­det­ti­naa, üzül­me, bak gö­re­cek­sin Ulaş pa­za­rı­na ilk gö­tü­rü­şün­de sa­tı­la­cak ke­çi­ler, merak etme. Ben Muh­tar'la da ko­nu­şu­rum, üç beş gün mü­sa­ade et­sin­ler sana. Sen de gö­tü­rün­ce­ye kadar çı­kart­ma ahır­dan bun­la­rı. Sa­tıl­maz­sa söz, ben ala­ca­ğım al­dı­ğın fi­yat­tan. Sizin karar bana iş­le­mez, okul bah­çe­sin­de bes­le­riz ke­çi­le­ri. Hadi iyi ak­şam­lar.”
“Eyi ağ­şam­lar hoca, sağol.”
Se­fe­raa av­lu­sun­da bir şey­ler­le uğ­ra­şı­yor.
“Se­la­mü­na­ley­küm Se­fe­raa.”
“Ve aley­küm­se­la­a­am… La adam, saa sa­zı­nan gelme de­di­yi­dim. Get loj­ma­nı­na bırah da gel. Gız Selma, ayran ha­zır­la ooret­me­ni­ne.”Ay­şa­ana tan­dı­rın ba­şın­da lavaş pi­şi­ri­yor. Öyle us­ta­ca ya­pı­yor ki… İnce­cik ha­mur­lar kuyu gibi tan­dı­rın iç ya­nak­la­rı­na ya­pı­şı­yor, üç beş da­ki­ka için­de mis ko­ku­lu la­vaş­lar üst üste yı­ğı­lı­yor.
“Se­fe­raa, şu­ra­ya ke­na­ra ko­ya­rız, ge­le­ne de gös­ter­me­yiz, dur­sun şu­ra­da. Kolay gele Ay­şa­ana, bul­gur pi­la­vı­na gel­dim.”
“Safa gel­din ooret­men, buyur.”
“Se­fe­raa, bunu bir öğ­re­ne­yim kurs aça­ca­am Ga­ra­ca­lı’da, saz kursu. İlk kayıt ola­rak da seni ya­za­ca­am en başa.”
“O zaman ben de seni Pört­lek Göz’ün Guran gur­su­na yaz­dı­rı­rım, ilk gayıt ola­rah, en başa.”
Pört­lek Göz de­di­ği, köyün imamı Ba­hat­tin. Ondan hiç hoş­laş­maz­dı Se­fe­raa, ama ne yap­sın ça­re­siz her na­maz­da ar­dı­na du­rur­du Ba­hat­tin İmam’ın. Ba­hat­tin İmam da on-on beş yıl kadar önce rah­met­li oldu, onun­la da çok hoş anı­la­rım var.
“Benim ih­ti­ya­cım yok ki Se­fe­raa, kü­çük­ken hatim in­dir­dim, tıkır tıkır oku­rum Kur’an ya­zı­sı­nı. Sure bi­li­rim, ayet bi­li­rim, sa­lâ­vat bi­li­rim... Ca­mi­de mü­ez­zin­lik bile yap­tım vak­tiy­le. Ben anca gider kurs­ta Pro­fe­sör Kör İmam’a asis­tan­lık ya­pa­rım.”
Önce “Pro­fe­sör Kör İmam” lâ­fı­ma uzun uzun gü­lü­yor. Ço­cuk­lar­la Ay­şa­ana da bu “pro­fe­sör” ya­kış­tır­ma­ma çok gü­lü­yor­lar. Ar­dın­dan Se­fe­raa, her zaman ol­du­ğu gibi göz­le­ri­nin içi gü­le­rek ko­nu­şu­yor:
“La herif madem he­pi­si­ni bi­li­yon da neye gel­mi­yon cu­ma­la­ra? Ra­ma­zan­da oruç da dut­ma­dın. Bi­zi­mi­nen sa­hu­ra galk­tı­ğın gün öğ­len­le­yin saklı saklı yimek yi­di­ği­ni de gor­düm. Ne­ca­ti oret­men de bi­zi­mi­nen sa­hu­ra gal­kar­dı her gün, soona evine gider o da saklı saklı yirdi. Emme o ale­viy­di, gendi oru­cu­nu ay­rı­ca­na du­tar­dı, bütün iba­de­ti­ni gen­di­ne göre ya­par­dı. Peki, sen nesin? Ehli müs­lüm deel misin? Ahi­ret­te ya­na­ca­an emme eyi ya­na­ca­an, ya­nar­ke­ne de şu sazın seni bi gözel gur­ta­ra­cak. Evin çoh sayın ba­yan­la­rı­nın dig­ga­tı­na: Hadi sof­ra­yı gurun, acıh­tık.”
“Hem de nasıl acık­mak, hadi Selma’m biraz acele olsun, öle­ce­ğim aç­lık­tan.”
“Peki ört­me­nim.”
* * *
Ye­mek­ten sonra “evin çoh sayın iki ba­ya­nı­na” nefis bul­gur pi­la­vı için te­şek­kür edip, bağ­la­ma­yı kapıp loj­ma­nı­ma gi­di­yo­rum. Bu akşam gitar değil, bağ­la­ma ça­lı­şı­la­cak.
“Ku­su­ra bakma sayın gi­ta­rım, sen biraz din­len. Merak etme seni de alı­rım ara sıra elime.”
Bil­di­ğim basit tür­kü­ler­le işe baş­lı­yo­rum. Bir­kaç gün için­de epey­ce türkü çı­kart­tım. Tah­mi­nim­den daha kolay oldu. Dör­dün­cü günde üç beş türkü ça­la­bi­lir hale gel­dim.
Ve bir­kaç gün sonra dam­la­dı kom­şu­lar, re­si­tal ve­ri­lecek.
“Sivas El­le­rin­de Sazım Ça­lı­nır” re­si­ta­li­mi­zin ilk eseri. Evi loj­ma­nı­mın hemen bi­ti­şi­ğin­de­ki Gar­puz Memed ses sa­nat­çı­sı ola­rak eşlik edi­yor re­si­ta­li­miz­de.
Ha­cı­ya­gup: “İşte şindi oldu hocam, go­zü­nün ya­ğı­nı yi­di­ğim.”
Öme­raa: “La Gar­pız, Mek­te­bin Ba­ca­la­rı’nı rica ede­ca­az.”
Kara Top­rak tür­kü­sü ses­len­di­ri­lir­ken na­ka­rat­lar­da hepsi bir­den ka­tı­lı­yor­lar ve çay hö­pür­de­me­le­ri, tütün du­man­la­rı eş­li­ğin­de­ki re­si­ta­li­miz bi­ti­yor.
“Sağol hocam, Allah razı olsun. Sen de sağol la Gar­pız. Hocam, ben yarın Ulaş pa­za­rı­na ke­çi­le­ri sat­ma­ya gi­de­ca­am. Sen de gelin mi ben­nen?”
“Yok ben gel­me­yim Sa­det­ti­naa, sen git. İnşal­lah sa­tar­sın ke­çi­le­ri, üs­tü­ne biraz da kâr koy. Kom­şu­lar, köy genç­le­ri­ne saz kursu aça­ca­ğım. İste­yen olur­sa siz­ler de ka­tı­la­bi­lir­si­niz.”
“Sazı ne­re­den bu­la­caz hoca? Se­nin­kiy­nen mi öğ­re­ne­caz?”
“Muh­tar’dan rica ede­ce­ğim. Ya­kın­da ka­vak­la­rı kesip sa­ta­ca­ğı­nı söy­le­miş­ti. Köy ortak malı ola­rak dört saz alı­ver­sin bize.”Er­te­si gün öğ­le­den sonra Muh­tar’ın ya­nı­na uğ­ru­yo­rum. Du­va­rı­na çö­me­li­yo­ruz, duy­muş ko­nu­yu:
“La hoca, saz­la­rı alır­sak gom­şu­lar gelir he­pi­si­ni ga­fa­mız­da pa­ra­lar ha­ba­rın olsun; vaz­geç bu işden.”
“Bir şey olmaz Muh­tar, üç beş is­tek­li gence kurs ve­re­ce­ğim, sen al bize dört bağ­la­ma. Hem eniş­ten Se­fe­raa’ya söz ver­dim, ilk kayıt ola­rak en başa da onu ya­za­cam.”
Allah rah­met ey­le­sin, o çok se­vim­li kah­ka­ha­sı­nı atı­yor Muh­tar Âmet:
“Peki hoca alak bakak. Köy ka­sa­sın­dan pa­ra­sı­nı ve­ri­rim, gider sen alır­sın, ben alıp da elim­de da­şı­mam ha­ba­rın olsun. Yedi dü­ve­lin ağ­zı­na sakız ol­ma­yak.”
Ulaş yo­lun­da uzak­tan Cin­göz Sa­det­tin’in trak­tö­rü gö­rü­nü­yor. Ol­ma­sı ge­rek­ti­ğin­den çok daha hızlı sür­dü­ğü­ne göre ke­çi­ler­den kur­tul­muş ol­ma­lı.
Yoksa bu hızla giden trak­tör rö­mor­kun­da keçi meçi kal­maz, aşa­ğı­ya uçar ma­azal­lah.
İyice yak­la­şın­ca rö­mor­kun boş ol­du­ğu­nu gö­rü­yo­ruz. Ya­nı­mız­da durup istop edip ini­yor.
“Se­la­mü­na­ley­küm.”
Göz­le­ri ışıl ışıl.
“Aley­küm­se­lam Sa­det­tin, la gel hele annad bakak, net­tin ney­le­din.”
“Sat­dım Mıh­dar, sat­dım. Hemi de yüz gayme kâ­rı­yı­nan sat­dım.”
“Eee gözün aydın olsun Sa­det­ti­naa, ben sana söy­le­miş­tim. Bak iyi kâr da et­miş­sin. Ce­lep­li­ğe baş­lar­sın artık.”
“Sağol hocam sa­yan­da hocam, eyi dedin. Şindi yüz gayme kâ­rı­yı­nan ba­ra­bar ke­çi­le­rin pa­ra­sıy­nan dört guzu ala­cam, üç ay bes­le­yip gine kâ­rıy­nan sa­ta­rız el­ham­dül­lah. Ne de­di­yi­di Ya­pa­lı’lı Ha­cı­üse­yi­naa? ‘Haz­ret-i Pey­gam­ber Sal­lâl­lâ­hü Aley­hi­ve­sel­lem, mü­ba­rek ha­dis­le­rin­de ka­zan­cın onda do­ku­zu­nun ti­ca­ret­te ol­du­ğu­nu söy­lü­yor,’ de­di­yi­di. Biz de bun­dan kelli ti­ca­ret ya­pa­ca­az hocam. Eyi ağ­şam­lar.”

Muh­tar Âmet gü­le­rek ar­dın­dan ba­ğı­rı­yor Cin­göz Sa­det­tin’in:
“La Sa­det­tin, bu sefer de yan­lış­lı­ğı­nan dört dene eşşek alıp gelme. Garar daha galk­ma­dı, galk­ma­ya­cak da, ha­ba­rın olsun.”


(SON)***

Not: Öy­küm­de adı ge­çen­ler­den Cin­göz Sa­det­tin, Muh­tar Âmed, Pört­lek Göz İmam Ba­hat­tin, celep Âdi­laa, Ya­pa­lı’lı Ha­cı­hü­se­yin, Se­fe­raa’nın dü­nü­rü Adı­gö­ze­laa yıl­lar için­de birer birer hak­kın rah­me­ti­ne ka­vuş­tu­lar.Ha­cı­ya­gup, Gar­puz Memed, Öme­raa, Cin­göz Sa­det­tin’in kızı öğ­ren­cim Hanım, Se­fe­raa’nın kızı öğ­ren­cim Selma ve di­ğer­le­ri sağ ve sa­lim­ler.Se­fe­raa ve eşi (rah­met­li Muh­tar Âmed’in kız kar­de­şi) Ay­şa­ana mı? Çok çok yaş­lan­dı­lar ama halen ha­ber­le­şi­yo­rum, Allah uzun ömür ver­sin onlar da sağ ve sa­lim­ler. Yo­lu­nuz Sivas’ın Ulaş il­çe­si­ne bağlı Ka­ra­ca­lar Köyü’ne dü­şer­se on­la­ra se­lam­la­rı­mı ile­tin, beni anım­sa­ya­cak­lar­dır. Ve oraya yo­lu­nuz dü­şer­se köyde keçi-eşşek gö­re­me­ye­cek­si­niz, çünkü Ka­ra­ca­lar’da halen aynı ge­rek­çe, re­fe­ran­dum ve köy ih­ti­yar he­ye­ti ka­ra­rı doğ­rul­tu­sun­da keçi ve eşşek bes­le­me ya­sa­ğı devam edi­yor; ikin­ci, üçün­cü kuşak ka­vak­lar dere bo­yun­da sa­lı­nı­yor.