Ferhan Ercan

Tüm Yazıları


Kan Kaybı

  • 10 Eylül 2018 Pazartesi


Küresel boyutta çağımızın en yıkıcı hastalığı küreselleşme olgusudur. Yeterince gelişememiş ülkeler, değerli olan her şeylerini(insan kaynağı da dahil) emperyalistlere kaptırmışlardır. Bu süreçte çıkarcı işbirlikçiler ülkelerinin içten kuşatılmasına aracılık etmişlerdir.
Küreselleşme süreci gelişmekte olan veya geri bıraktırılan ülkelerin pazarlarını ele geçirerek amaçlarına ulaşmaya çalışmışlardır. Özelleştirme, kuralsızlaştırma, esnekleştirme ve itibarsızlaştırma ile söz konusu ülkelerin üretimle ve üretkenlikle olan bağlarını koparmışlardır.
Hedef ülkelerin pazarlarını ele geçiren emperyalistler; kontrol ettikleri Pazar ürünleri gibi, onları kimin üreteceğini de belirlemişlerdir. Sözü edilen ülkelerin üretebilen(yetişkin beyinler) insanları, kendi ülkelerinde üretebilme olanaklarından yoksun bırakmışlardır. Bu ülkeler için çok daha önemli olan bu insanlar, istemeyerek üretken emeklerini emperyalistlerin hizmetine sunmak zorunda bırakılmışlardır. Hangi ülke olursa olsun, yetişkin emeğin göçü, ait oldukları ülkelerin kan kaybıdır!
Bir ülkede tüketim temelli yaklaşımlar belirleyici oluyor ve yaşamsal üretimler gerektiği gibi yapılmıyor, ve nitelikli emek işlevsizleştiriliyor ise; o ülke kesinlikle batıyor demektir. Üretimin olmadığı yerde, üretimi gerçekleştiren güçlere de yer kalmaz.
Ülkelerde genel çoğunluk vasatlardan oluşur. Bu çoğunluğu yönetecek olanların kesinlikle daha nitelikli olmaları gerekir. Vasatları vasatlar yönetir ise, toplumun gelişmesi ve ileriye gitmesi olası değildir. Aslında yerinde saymak, gelişenler karşısında geride kalmak ve hatta geriye gitmek anlamına gelir. Çünkü olanaklar budanınca, seçenek azalır ve çözümler ilkelleşir!
İçinde yaşadığımız süreçte küresel boyutta göçlere tanık olmaktayız. Ülkemiz hiç beklenmedik biçimde ve akıl dışı gerekçelerle göç alan ülke haline gelirken, öte yandan nitelikli emeğin göçüne tanık olmaktayız:
“Bu iktidarı ilgilendirmeyen, veya iktidarın yarattığı yaşanmaz, güvensiz, hırpani, haksız hukuksuz, adaletsiz, keyfi, kayırmacılığın en tepe noktalara yükselmiş olduğu, daha baştan iktidarın ahalisine yenik hayata başladığın ortamdan, daha çağdaş ülkelere büyük kaçıştır. Büyük bir kan kaybıdır.
En çok göç veren iller: İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya ve Bursa. Yani ülkenin kaymak kentleri.”(ORHAN BURSALI, CUMHURİYET)
Yıllar önce yazdığım ve Mavi Didim Gazetesinde yayınlanan bir makalemden alıntı yapmayı düşünerek yazıyı gözden geçirdim. Doğrusu, yazının bütünlüğünü bozmamak için, makalenin tamamını yayınlamanın daha doğru olacağını düşündüm.
Ülkemiz göç alırken göç veriyor. Nitelikli birikimler bizi terk ederken ne olduğubelirsiz ve niteliksiz göç alıyoruz. Ekonomideki bir kural burada da işliyor; “Kötü para iyi parayı kovar!” Olay bu. Nitelikli emek kovuluyor.