Av Faruk Haksal

Tüm Yazıları


Kah-gibi-kah-kah!

  • 05 Nisan 2018 Perşembe


Sosyal adalet ve serbest rekabet kavramları bir kavşakta yan yana gelebilir mi?
Gelebilir… Burası Türkiye; burada her şey olabilir.
Aslında her ikisinin içeriğinde de “eşitlik” kavramları var.
Sosyal adalet, örneğin her bireyin hayata eşit koşullarda başlamasını öneriyor.
Serbest rekabet ilkesi ise, piyasasın savaş meydanında birbirini yemenin eşit koşullarda yapılmasının adil olacağı ile ilgili bir reklam spotu…
Yani piyasanın kör-dövüşü içinde vuracaksın ama, belden aşağıya değil...
Geçtiğimiz akşamın televizyon ana haber programlarına işte bu iki önemli kavramı birbirleri ile tokuşturan ilginç bir olay yansıdı.
Habere göre, Adıyaman'da polisler kent caddelerinde dilenci avına çıkıyorlar.
Dilenen kişileri yakaladıkları gibi karakola getiriyorlar.
İşte ana-haber, tam da bu noktada bir dilenci yurttaşımızın ifadesini ekrana taşıyor.
Şöyle yakınıyor dilenci yurttaşımız:
- Artık yaptığımız bu iş de adalet kalmadı… Her yer Suriyeli dilencilerle dolu. Artık rızkımızı çıkaracak ortamı kaybettik. Bu sorunu çözün. Onları size şikâyet ediyorum.
Dilenci-vatandaş, Adıyaman piyasasında Suriyeli dilencinin haksız rekabet yarattığını ileri sürüyor ve ifadesini alan polislere onları şikayet ediyor, soruna bir çare bulunmasını talep ediyor.
Evet, bu nokta önemlidir… Bu noktanın merkezinde, sosyal adaletsizliğin yarattığı kaos ortamında haksız rekabet koşullarından şikayet eden “serbest girişim” yanlısı dilencimizin pek-seçkin varlığı yer almaktadır...
Ve bu pek-seçkin varlık, artık toplumumuzda yadırganmamaktadır.
Çünkü Devleti yöneten zihniyet, kendi halkını sadakaya muhtaç bir konumda tutarak, onları sadaka ile yaşamaya alıştırmış ve böylece halkın büyük çoğunluğu da, Adıyamanlı dilenci kardeşlerinin “seçkin varlığı”nı yadırgamayacak bir kültürel çürümenin içine sürüklenmiştir.
İşte esas vahim olan temel nokta da budur.
Ama ne yazık ki, renkli camın ana-haber programı, bu temel noktayı görmemekte, göstermemekte/ bilerek ve isteyerek ıska geçmektedir.
Çünkü bu nokta, devletin temel nizamı haline gelmiş ve sosyal yaşamımızın sıradan/normal/olağan kabulleri içine yerleştirilmiştir.
Sadaka ile yaşamak artık bir onursuzluk değildir.
Çünkü içinde yaşadığımız süreçte “yaşamını sürdürebilmek” çok daha önemli bir hale gelmiştir.
Düpedüz hayatta kalabilme meselesi…
Ya da endişesi!
“Haksız rekabet…”
Kah-gidi-kah-kah!

@farukhaksal42
www.haksal.av.tr
farukhaksal@gmail.com