Selma Erdal

Tüm Yazıları


Kafalar

  • 09 Eylül 2019 Pazartesi


Şu Yaradan’ın yarattığı beşeriyat içinde kafalar çok çeşitlidir…Fikriyat üzerinden yapacağımız ayrımda; akıllı, akılsız, fikirli, fikirsiz kafalar diyebiliriz… Zikriyat üzerinden yapılacak ayrımda; dogmatık, sokma akıl-kakma çivi kafalardan söz edebiliriz… Koca kafalı dediğimiz tür illa ki koca kafa, mankafa değildir elbet; kendilerininkini dumura uğratıp, kocalarının aklıyla hareket eden kadınlaradır buradaki işaret…
Bittabi ki bu ayrımlar klasik sayılabilir, değişen zamana ve zemine göre kafalar daha da çeşitlenmiştir; misal mi istersiniz ?... İşte televizyon kafalar…Televizyon karşısında saatler harcayıp; dünyaya televizyonun şartlandırdığı gibi bakanlar…
Ve çok daha değişik bir ayrım da yapılmakta; şu memleket-i AKistan olarak asrımızda nam salan bu toprakların, bir zamanlar memleket-i Ali Osman-i olarak üç kıtaya hükümran olduğu zamanlardan beri ki o da Fransız Kafalar olarak bilinmektedir bunların ilk evveli…Zaman içinde yüzerken, kıtalar arasında gezerken bu memleketin ümmeti; ayak bastığı diyarlara göre türlü, çeşitli kafalar peydahlanmıştır ki onların arasından, sırasıyla Alman kafalar, İngiliz Kafalar, Amerikan Kafalar ve Arap Kafalar olarak da ayrıma tabi tutulmaktadırlar bugün itibariyle kendileri....
Bilhassa Alman Kafalar; yine de en zararsızı sayılırlar. Ne de olsa I. Cihan Harbi münasebetiyle müttefik olma hasebiyle ve dahi kalleşlikte Alman milleti az biraz kaldığı için geride, diğer ecnebi zevattan, Alman Kafalar ayrılabilir diğerlerinden bu cihetten… Lakin yine de bu Fransız, Alman ve bilhassa İngiliz ve Amerikan Kafalar; menşei topraklarımızdan olan bir vücut üzerinde ikamet etseler de bir kez asimile olduktan sonra, asla ikame edilemezler Türk Kafa ile , Türk Kafa gibi fikriyatları ve dahi zikriyatları, bilhassa da neşriyatları olmaz ahir ömürlerinde…
En basitinden Alman Kafalar; işçi muhaceratı veçhile intikal etmişlerdir Alman topraklarına, konmuşlardır getto barınaklarına ve dahi sokakları süpürüp, ayakyolu hacet hanelerini temizleyip, “en aşağıdakiler” sıfatını alıp... Ve dahi kendi memleketinde neden karnını doyuramadığının sebebiyatına ait fikir edinmeyip, böbürlenmeye, caka satmaya başlamışlardır mutemadiyen ki memleketinde işini, aşını, eşini bulabilen cefakar milletinin esnafına, ırgatına, amelesine…
Ki onlar İngiltere’ye garson olarak kapılananı, Fransa’ya “solcu” diye sığınanı da ya da Amerika’ya da ya benzin pompacısı ya da doktora için gidip bilim insanı diye orada kalanı… İşte bu zevat her nedense Türklük’ünü unutuyor ve o memleketten yana kafa oluşturuyor ya da olduğunu sanıp kendini Alman Kafa, İngiliz Kafa, Fransız Kafa ya da Amerikan Kafa zannediyor. Ki kendi ülkesine, ulusuna özgü değerleri, kafalarının önüne getirdikleri ülkelerin adlarıyla ve değer yargılarıyla yaklaşıp, küçümsemeleri, tepeden bakışlarıyla aşağılamaları...Bu safhada bırakalım Osmanlıca paralamayı bir yana ve diyelim ki bu zevata:
Sen ki Viyana kapılarına kadar dayanan, üç ana karada egemenliğini kuran Osmanlı’nın soyundansın. Kimliğini unutan, kimlik bilincini yitiren insan; nedir bu alem budalalığın, el hayranlığın ?...
Enerjini, beynini sununca yabanın hizmetine; ülkenin başarılarını görmezden gelmek onlarla birlikte olup ülkeni hezimete uğratmak ne kazandırıyor sana ?...
Ey yaban ellerde, kimliğinden utanan, kimliğini unutan yabancı kafalar, ulusuna, ülkesine yabancılaşan kafalar!... Türkün erdemini, onurunu, şerefini yüceltmek yerine, bulunduğun yabancı ülkeye yaranmak, dalkavukluk yapmak için cüceleştirmek ulusunu yaban elinde, yabanın dilinde…
Ve böylelikle paye alacaklarını sananlar ya da kendilerini kabul ettirip, onlardan sayılmak için; kendi ülkelerinin insanından çok başka oluşlarıyla, onlara tepeden bakışlarıyla, yabanın indinde kendilerinin onlardan olduğunu kanıtlamaya çalışanlar…
Doğrudur; çok başkadırlar ulusunun erdemlerinden sıyrılan bu dönmeler şerefsizlikleriyle, onursuzluklarıyla… İşte bu karakter ve kimlik bozukluklarıyla ; ola ki bir bireyi “ya da yine Osmanlıca’yla sürdürürsek sözümüzü” bir ferdi, kendi gayreti neticesinde bir muafakiyet elde ettiğinde, ecnebiden çok daha önce, dudak bükerek, hafife alarak, kara çalarak küçümseyerek; “tesadüf” olduğuna ilişkin tebliğ eder fikriyatını… Kör bakar dimağı da, gözleri de bu milletin oğullarının ya da kızlarının gayreti, çabası, çalışkanlığı, azmi neticesinde elde ettiği başarıya…Utanmazca ecnebiyle birlikte hakaret eder; başarıyı aşağılar…
İşte bu ecnebi kafalar, yaşadıkları ülkeye göre, kendini yeniden tanımlayanlar; başarıları olduğunda bahşetmezler memleketimize...Yalnızca alt-kültüre özgü tutum ve davranışlar ortaya çıkınca fatura edilir aidiyetlerinin gerçek adresi Türk milletine... Nedense bu böyledir; değişmez, ecnebi kafalar Türk kimliklerini pek sevmez…
Ama bu ecnebi kafalara karşın... Son aylarda Ulusal Ayaktopu Takımı'nın başarısı sürse de... Yine de onlardan daha önemlisi; işte Atatürk’ün kızları !...Ne ayaklarına dolaşan çarşaf, ne de gözlerini kapatan peçe, ne de başlarını sıkan türban; yobazın eline geçmekte olduğu söylenen ülkemizde böylesine çağdaş, böylesine kıvanç duyduğumuz kızlar çıktı ya…İşte bu kadar…
Avrupa İkincisi Olan Ulusal Voleybol Kız Takımı'na alkışlar!...