Konuk Yazar

Tüm Yazıları


İspanya seyahati

  • 31 Mart 2018 Cumartesi


Ferda Aykan


İspanya seyahatimde,bu güzel ülkeyi bir turizmci gözüyle izledim. İspanyol"lar neden başarmışlar da,biz başaramamışız sorusuna cevap aradım.
İlk gittiğimiz şehir Barcelona"ydı. 2,5 milyonluk bu şehrin,şehir planlaması 100 yıl öncesinde yapılmış. Şehir,son derece geniş caddelerle kare kareparseller halinde bölünmüş. Bu yüzden günümüzde bile bir trafik sıkışıklığı yaşanmıyor. O tarihlerde,imar planında 8-9 katlı binalara izin verilmiş,hala da aynı imar planı geçerli. Şehrin merkezini oluşturan binalarının büyük kısmı en az yüz yaşında. O tarihlerde binaların ön cepheleri süslemeli olarak yapılmış,balkon korkulukları işlemeli döküm demir. Her bir bina birbirinden güzel. İspanyollar bunları korumuşlar. Sadece bina içinde tadilat yapılmış,dış cephe ve bina geçmişin özelliklerini korumaya devam etmiş. Yeni bina yok denecek kadar az. Yeni bina olarak tek tük gözüken cam kaplı binalar ise günümüz mimarisinin ne kadar çirkin olduğunun birer kanıtları olarak sırıtıyor.
Barcelona"ya geçen yıl 36 milyon turist gelmiş. İspanyollar turist kalabalığından o kadar bunalmışlar ki,yeter artık gelmesinler diye gösteriler yapılmış. Turist otobüslerinin üstüne;"evinize dönün" yazıları yazılmış. Hatta otobüslerin tekerleklerinin patlatıldığı bile söyleniyor. Şehir merkezinde bu miktarda turisti ağırlamak için çok sayıda cafe,bar ve restoran var. Genellikle caddelerde binaların altındaki dükkanların tamamı cafe,bar, restoran veya yiyecek satan yerler. Bu işyerlerinde çalışan İspanyol sayısı az. Daha çok kuzey Afrikalı hatta Güney Amerikalı göçmenler çalışıyor. Personel turistlerden bıkmış,müşteriye iyi davrandıkları söylenemez. Siparişlerde çok geç geliyor. Fiyatlar ise Türk Lirasına çevirince çok pahalı. En basit bir cafede,hamburger yemeğe kalksanız,Türk lirası olarak 40-50 lira(8-10 euro) ödemek zorunda kalırsınız. İspanyolların bulgur pilavından yapılan bir yemekleri var. Bildiğimiz Bulgur pilavı bir tavada bir kaç kalamar,karides ile birlikte fırında pişiriliyor. Güzel bir yemek ama fiyatı Türk lirası olarak75-90 lira(15-17.5 euro). Türkiye"de hiç bir restoranbulgur pilavını bu fiyata satmaya cesaret edemez. İspanya"da en ucuz şey,içki. O da Türkiye"yle aynı fiyata denk geldiği için ucuz diyebiliyoruz.
Şehir içi,merkezdeki 3-4 yıldızlıotellerin kış aylarında oda fiyatları 200 euro. Şehir dışında,daha çok sanayi bölgelerinde,fuar alanlarındakilerin ise 100 euro. Oteller yeni ve bakımlı. Sabah kahvaltıları gerçekten güzel ve zengin. Hatta Türkiye"deki benzer kategorideki otellerden bile üstün. Oteller genellikle şehir içi otelleri olduğundan öyle genişbahçeler,yüzme havuzları görmek mümkün değil. Çoğu caddeye bakan tesisler.
Barcelona"nun ünlü bir mimarı var; Antony Gaudi. 1852-1926 yılları arasında yaşamış. Son derece yaratıcı bir mimar. İspanyollar,Gaudi ile övünüyorlar. Bütün eserlerini korumuş ve saklamışlar. Gerçekten tek kelime ile mükemmel eserler. Çılgın bir mimar. Yarattıkları insanlarda hayranlık oluşturuyor. Bu gün bir doğa parkı olarak kullanılan,şehir dışında PARKGÜELL adlı bir eseri var ki,bu kilometrelerce alana yayılmış,dev parka girebilmek için günler öncesinden bileT almanız gerekiyor. Her saat başı sadece 400 kişi alıyorlar. Biletiniz yoksa,kapıdan giremiyorsunuz. Aslında Gaudi bu yeri günümüzün,güvenlikli,bahçeli evli,yüzme havuzlu sitelerini öncüsü olarak düşünmüş. Arkadaşı olan Güell"e ait şehre uzak bu yeşillikler içindeki bu araziyi alıp,tarihin ilk Sitesini kurmaya girişmiş. Yolları yapmış,güvenlikçilerin ve çalışanların evlerini yapmış,bir örnek ev yapmış hatta araziyi ona veren arkadaşına da bir malikane yapmış. Gaudi,bu sitede tarihin ilk alış veriş merkezini düşünmüş. Bir yamaca,üstü cafe ve restoran,altı ise alış veriş yeri (bir anlamda açık pazar) olacak şekilde bir tesis inşa etmiş.Mimari,kullandığı malzemeler o kadar güzel ki,bu gün bile eşi emsali bulunmayan bir sanat eseri olarak yerinde duruyor. Gaudi,nin eserlerinde kare,dikdörtgen veya keskin köşeli hiç bir şey yok. Her şey ya yuvarlak,ya da oval. Doğa"da her şeyin oval veya yuvarlak,köşesiz,keskin kenarsız olmasından esinlenerek kendi eserlerini de böyle yapmış. Ancak inşaat malzemesi sıkıntısı çekmeye başlamış. O dönemde de seramikler düzdü.
Oval kenarlı yapılarda kullanılamıyordu. Gaudi buna da bir çare bulmuş. Tüm seramikleri,küçük küçük parçacıklar halinde kırmış,sonrada bunları bir tablo gibi,renklidesenler halinde oval yapılarını kaplamakta kullanmış. Böylece eserlerinin her bir parçası birer tablo olarak ortaya çıkmış.
Gaudi,yapıtığı tarihin ilk sitesindeki evleri satabilmiş mi; hayır satamamış. Bir tek Barcelonanın noteri bir ev satın almış,o kadar. Şehrin zenginlerine uzak gelmiş. O dönemin ulaşım araçlarıyla evlerine gidip gelmeyi göze alamamışlar. Noter"in aldığı ev ne olmuş derseniz; şu anda da olduğu gibi duruyor,ancak değerinepaha biçilemiyor. Mirasçıları kullanıyor. Belki butik otel veya restoran yapacaklarmış.
Gaudinin sitesini Belediye satın almış ve Park yapmış. Belki de dünyanın en güzel ve sanatsal parkı. Bir eşinin,bir daha yapılması mümkün değil.
Gaudi"nin en büyük eseri 100 yıl önce başlamış ve hala inşası devam eden Aile evi "Sagrada Familia" adlı yapıtı. Kelimelerle izah edilemeyecek görkemde bir yapıt. Görenlerin etkilenmemesi mümkün değil. Güzel mi,diye sorulsa buna cevap bulabilmek zor. Ancak insanı dehşete düşürecek derecede etkili. Gaudi,bu göğe doğru uzanan yüksek yapıtında Hristiyanlığın doğuşunu anlatmaya çalışmış. En yüksek ortadaki kule İsa,onun hemen altında Meryem için düşünülmüş ve sonra12 kule12 havari için yapılmış .Bu dev yapıt,ayrıca binlerce heykel ve resim ile süslenmiş. Yine kırık seramiklerden yapılmış oval süslemeler ayrı bir güzellik vermiş. Belki de insanoğlunun yaptığı en görkemli yapıtlardan biri.
Sagrada Familia"da hala çalışılıyor. Ancak artık kule vinçler iş görüyor. Biten yerlerdekigiderek sararmaya başlayan renkler,yeni yapılanlar yerlerdeki açık renkler ayrı bir hava oluşturuyor.
Şu anda 2028"de biteceği söyleniyor. Ama yüz yılı aşkın bir zamanda bitmemiş bir yapı için tarih vermek doğru değil gibi.
İspanyol"lar tarihlerine sahip çıkmışlar. Güzel eserlerini yıkıp yerlerine AVM veya gökdelen yapmamışlar. Zaten şehirde bu tür çirkin yapıları göremezsiniz. Geniş caddeler,heykellerle süslü. Herşey,her yer tarihin bir devamı gibi. Bu yüzden de ,bu şehire geçen yıl 36 milyon turist gelmiş. 2,5 milyonluk şehre 36 milyon,80 milyonluk Türkiye"ye 32 milyon. İşte aradaki fark.
İkinci durak Valencia şehriydi. Bu şehir yeni binalarla dolu bir şehir. Yeni ama güzel bir şehir denemez. Şehrin ortasında geçen nehir Belediye tarafından başka yere yönlendirilmiş ve yatağı kapatılarak koca bir park yapılmış. Kilometrelerce uzanan,belki 500 -600 mt. genişlikte şehri boydan boya geçen bir park. Belediye parkın bir bölümüne,bir kültür ve sanat yapısı yapmış. Günümüz mimarisiyle yapılmış. Barcelona"daki yapıların güzelliklerinden sonra günümüz mimarisi görenlere son derece itici geliyor. Beğenen olmadı. Yeni ve bakımlı binalarla dolu olan,yolları bakımlı ve temiz olan şehri de beğenen olmadı. Sıradan bir şehir gibi.
Son durak Madrid"di. İspanyolların görkemli başkenti. Yeni ve eskinin bir arada yaşadığı şehir. Madrid"de de birbirinden güzel tarihi yapıların yanında onlara benzer mimari kullanılmış yeni yapılarda mevcut. Ayrıca İspanyol"lar eski şehir dedikleri,sur içindeki Madrid"ide korumuşlar. Dar sokaklardaki,i 3-4 katlı, 2,5 yükseklikteki işlemeli ahşapkapılı yüzlerce yıllıkbinalarda hala İspanyollar yaşıyor. Hatta kiraları bile öyle az buz değilmiş. Şehir ve sokaklar restore edilmiş. Tertemiz ve bakımlı.
Ama Madrid"in en görkemli yapısı,Kralın sarayı. Kral artık sarayda oturmuyormuş. Müze olarak kullanılıyor. Büyük bir avlu içinda,dev bir bina. Uzun kuyruklarda beklenerek,10 euro ücretle girilebiliyor. Her gün binlerce ziyaretçisi var. Sarayın için o kadar görkemli ki,mutlaka görülmesi gereken bir yer. Onlarca salonu ,tüm eşyaları ile muhafaza edilmiş. Resimler ve işlemelerle süslü duvarları ve özellikle tavanları olağanüstü. İspanyol devletinin,asırlarca tüm dünyadan topladığı birbirinden güzel eşyalar,objeler,mobilyalar ve heykeller sarayın süslemesinde kullanılmış. Sömürgeci bir imparatorluğun yüzlerce yıl biriktirdiği zenginlik.Gezenlerin etkilenmemesi mümkün değil. Büyük bir tarihi zenginliğin sergilenmesi. İspanyol tarihinin en görkemli yeri,bencekralların sarayı.
Madrin"in dışında bir başka şehir daha var. Adı Toledo. Neredeyse geçmişi 1500 yıl öncesine dayanan bir tepe üstünde kurulmuş bir tarihi şehir. İspanyollar Toledo"yu olduğu gibi korumuşlar. Surlar içinde şehrin tek bir taşına bile dokunmamışlar. Evler,yollar,kiliseler.katredaler olduğu gibi korunmuş ve geçmişte oldukları gibi duruyorlar. Şehir koruma altında,izinsiz tek bir çivi bile çakılamıyor. Şehrin tarihi ise çok çarpıcı. Bu tepe üstünde olan,ele geçirlmesi çok zor şehir ilk olarak Romalılar tarafından inşa edilmiş. Roma çökünce müslümanların eline geçmiş. Daha sonra İspanyollar kralları ülkeye hakim olmaya başlayınca,İspanya kralı Toledo"yu müslümanlardan almaya karar vermiş. Ancak şehir o kadar yüksekte ve surlarını aşmak o kadar zormuşki,savaşarak şehri alamayacakların anlamışlar. Bunun üzerine şehir kuşatılmış. Her türlü erzak takviyesi önlenmiş ancak yine de şehir tam 7 yıl dayanmış. Kuşatmada 7 yıl sürmüş. İspanyol askerleri 7 yıl boyunca şehrin kapılarında beklemişler. Sonuçta çaresiz kalan müslüman yöneticiler İspanya kralı ile anlaşarak şehri teslim etmeye karar vermişler. Anlaşmaya göre şehirde yaşayan müslümanlara ve yahudilere dokulmayacaktı. Ancak daha sonraları İspanya krallarının bu anlaşmaya uyduklarını söylemek mümkün değildir. Özellikle şehir içindeki engizisyon mahkemelerinin işkence aletlerinin, bu aletleri tasarlayanların,bir başka insana en büyük acıyı vermeye çalışan insanoğlunun yer yer ne kadar gaddarlaşabildiğinin,içindeki kötülüğü ortaya çıkarabildiğinin tarihten gelen birer kanıtlarıdırlar. Bu mahkemeler eliyle işkence altındaöldürülen insan sayasının onbinlerce olduğu söylenmektedir. İspanyollar tarihlerini inkar etmek yerine,kendi kötülüklerini teşhir ederek,bir anlamda kurbanlardan özür dileme yolunu seçmekle doğru bir karar vermişlerdir. Ancak yine de,iç savaşta Franco"cular benzer gaddarlıkları yapmaktan kendilerini alamamışlardır. Kötülük bazı halkların genlerinde mi vardır,yoksa?
Toledo,çok yüksek bir tepede kuruludur. Çevresi surlarla çevrilidir. Bir yanında derin bir nehir yatağı vardır ve kış aylarında debisi yüksek bir nehir almaktadır. Şehrin en tepedeki merkezine yürüyerek çıkmak çok zordur. İspanyollar, bir çok turistin bu kadar dik bir tepeye tırmanmayı başaramadıklarını gördüklerinden,üstü kapalı ,yürüyen merdivenler yapmışlardır.
Birbirinin devamı olan 10 yakın yürüyen merdivenlerle şehrin merkezine ulaşmak ve geri dönmek artık mümkündür.
Toledonun en görkemli yapısı şehrin içindeki yapımı çok eskileri giden görkemli katreddaldir. Yapımı tam 280 yıl sürmüş. Aslında iki kuleli olarak tasarlanmış ancak yapımı o kadar uzun sürmüş ki,sonunda bıkmışlar,bir kulesini yarımbırakarak,yeter artık demişler. Binanın içi ,asırlar içinde biriktirilmiş,birbirinden güzel sanat eserleri,heykeller,resimler,süslemeler ve işlemelerle dolu. Tavan o kadar yüksek ki,içeri girdiğinizde çok etkileniyorsunuz. Dev yapıda el değmemiş,süslemelerle kaplanmamış tek bir cm. bile yok. Birbirinde güzel heykeller tavanlara kadar binayı dolduruyorlar. Binanın bir küçük odasında kraliçeye armağan edilmiş,250 kg. altında yapılmış,görkemli bir katredallin küçültülmüş bir modeli var. Gerçekten pırıl pırıl som altın insanın gözlerini kamaştırıyor. Her yıl belli bir günde,bu altın yapıt on kişi tarafından şehir içinde dolaştırılarak bir çeşit ayin yapılırmış.
İspanya"da anlatılacak o kadar çok şey var ki,bizim deniz,kum,güneşten ibaret turizmimizin İspanya ile rekabet edebilmesinin çok zor olduğunu yerinde görerek anlayabiliyoruz.
Türkiye"in tek bir özelliği var. İspanya"ya göre çok ucuz bir ülke. Bizim bir liramız,orada 1 euro. Bir Avrupalı için Türkiye neredeyse bedava bir ülke. Bu yüzden turizmden kazanamıyoruz.
Bir de deniz ve kumlarımız daha güzel. Yan gelip yatmak isteyen,güneş görmeyen Avrupalı halklar için ideal bir ülke.