Gündüz Murgul

Tüm Yazıları


Işıklı Günler

  • 26 Şubat 2018 Pazartesi


Kış mevsiminin o kasvetli, karanlık günleri geride kalıyor; içimizi dışımızı ısıtan güzelim bahar ışıltılarının öncüleri sabahımızı aydınlatıyor.
Göz alıcı, sınırsız bir bolluk içinde dalgalanan bir aydınlık akışı bahçemizi ve gönlümüzü dolduracak.
Işıklı günlerin her başlangıcında çocukluğumun beleğinde yer etmiş is lambalı gecelerin karanlığı nedeniyle, ışık denince, ben, ya karanlık yolun ta dibinde kırpışan bir pırıltı damlasını anlarım; ya Ağrı’nın eteklerinde yakılan ateşlerin yaldızlanması, ya da uzaklaşan bir at arabasının koşum takımlarının pırıltıları gelir, gözümün önüne.
Işık, karanlıklarda açmış, boyası bilinen boyalara, kokusu duyulmuş kokulara benzemeyen bir çiçeğe benzer.
Işık, yaşayan, büyüyen ve ölen bir nesnedir. Ondan değil midir ki, insanoğlu yaşayışını ışığa benzetir, aydınlığa değil. Çünkü aydınlık başsız ve sonsuzdur. Aydınlık, bizim dışımızda bize bağlanmadan var olan varlık gibidir. O da bir kımıldanma, bir değişim içindedir, ancak bu kımıldanış ve değişimler bir sonsuzluk içinde oldukları için onları çok kez kavrayamayız.
Oysa ışık, kapıdan çıktığınız an elinizle dokunuverecekmiş gibi yakındır size. Onunla yüzümüz aydınlanır, içimiz açılır.
Işığın bize yakınlığı, bize sokulganlığı, onun da bizim gibi büyük bir aydınlık içinde bir damlacık yaşayıp bir damlacık ölmesinden geliyor sanıyorum. Ama o bir damlacık ışıklı an, doğal bir varlık olan bizlerin hayatının en anlamlı yanıdır. İsterim ki, tüm iç karartıcı gelişmelere karşın insanlığın beynindeki umut ışığı sönmesin.