Selma Erdal

Tüm Yazıları


Işığımız, Aydınlığımız

  • 11 Temmuz 2018 Çarşamba


2015 yılında ilk kez duyduğumuz şu PISA sınavında; 65 ülke arasında 45. olmuşdu Türk çocukları…Özellikle de Türk öğrencilerin kendi dilinde okuduğunu anlamada yetersiz kalmaları da cabasıydı…Ne yazık ki daha sonraki yıllarda başarı sıralaması daha da gerilemişdi.Öncelikle PISA nedir?…İtalya’daki yan yatmış kule midir ?…Yoksa pizza’nın; İtalyanca yazılış biçimi midir?… Bu tarz sorular düşerse usunuza hemen başvuralım; Milli Eğitim Bakanlığı’nın internet sitesine ve öğrenelim oradan acaba PISA ne ola?…PISA nedir?Açılımı “Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı” olan PISA, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından üçer yıllık dönemler hâlinde, 15 yaş grubundaki öğrencilerin kazanmış oldukları bilgi ve becerileri değerlendiren bir araştırma projesidir.

Ve dönersek PISA sınavının sonucuna ya da bu sonuca ilişkin küçük bir irdeleme, eleştirme, inceleme işine…Son yıllarca çokça zaman geçirdiğimiz şu sanal kamusal alanlar ya da sosyal media diye tanımlanan ortamlar; sanki toplumun aynası gibi ya da bir çeşit deney laboratuarı…Gerçek ortamda karşılaşamayacağımızdan çok sayıda kişiyle karşılaşma, sanal da olsa arkadaş olma olanağı sunan bu mekan, sanki topluma ayna tutmakta…Bilgi, görgü, entelektüel birikim bağlamında; kim ehil, kim sefil ?… Kim okuduğunu anlıyor, kim bilgisizliğinin ayırdında olmaksızın kendini allame-i cihan sanıyor?…Kestirip, atmak gibi olmasın… Ve belki acımasızca olacak ama; istisnalar kuralları bozmaz, aralarında çok iyi yetişmiş olanlar varsa da…50 yaş altı nesil, gerçekten de sorunlu…Okuduğunu anlamada, algılamada özürlü…Üstüne üstlük kitap okumaktan da yoksun olduğundan sokma akıl, kakma çivi; gerçek bir cahil…Amerikalı Monsanto, Cargill kaynaklı GDO’lu beslenme tarzıyla da giderek embesil…
Annem ekmek yedirmezdi bize; mankafa olmayalım diye…Çoğunlukla sebze, meyve, et, süt; bir başka deyişle protein ağırlıklı beslenme tarzına ilişkin olarak bir de derdi ki okula gönderirken;-Sofrada olmalı yeşil salata, meyve, ızgara et… Haydi şimdi; başarı için arkadaşlarınla yarış et…Oysa günümüzde her türlü katkı içeren fosfatlı aptal ekmeği; fırınlarda dizilmiş sıra, sıra…Bu ekmeklerle doyurulan çocukların; aklı, iradesi ancak yeter RABIA sözleriyle Mısır’a…Ve o çocuklar; kesinlikle akıl, sır erdiremezler büyüdüklerinde ülkemiz üzerine oynanan oyunlara…
Herkes eğitim sisteminden yakınmakta…Ve öğretmenleri eleştirmekte… Ve sanmaktalar ki her şey 16 yıl içinde bozuldu… Oysa 12 Eylül 1980’de bu bozulma başladı; siyasal olaylar nedeniyle okullara gidemeyen 3 yıllık eğitim enstitü öğrencilerine, 6 ayda diploma verildi… Öğretmenler neyi öğrendiler ki, ne öğretsinler ?…O dönemin öğretmenlerinin durumunu bilen pek çok kişi (ve elbette ki ben de) öğretmen oldu çocuklarına…Okulda yarım kalan eğitim, evlerde tamamlandı…O dönemde; geçmişin nitelikli eğitim kurumlarında yetişmiş olan değerli öğretmenler ana-babalara öğütler verdiler… Eğitimin üç ayağının olduğundan ve aile-okul-öğrenci işbirliğinden söz ettiler iyi bir eğitimin gerçekleşmesi için… Üstelik 80 sonrasında kitaplar da incelmeye, çocuklara verilen bilgiler de azaltılmaya başladı TURGUT ÖZAL döneminde…Ve ben bu dönemde 2 çocuk yetiştirdim; öğretmenlerin yetersizliğini görüp de yakınmak yerine evde çocuklarımın öğretmeni oldum…
Herkes oğlunu anlata, anlata bitiremez bizim toplumumuzda…Halk arasında denir ya; görmemişin oğlu olmuş, gitmiş şeyini koparmış…İşte ben de pek severim oğlumla, kızımla kıvanmayı… Emeklerimi boşa çıkarmadıkları için de, ayaklarının üzerinde durabildikleri için de pek mutlu olurum…
Önceki gece skype aracılığıyla konuşuyoruz oğlumla ve diyorum ki ona:-Anımsıyor musun lise yıllarında bana ne derdin?… Ağaca tırmanan keçinin, duvara tırmanan oğlağı olur…Ben seni geçeceğim derdin…Evet sen beni geçtin ama bu gidişle oğulların da seni geçecekler…Bu sözlerime karşılık oğlum bana dedi ki:-Eğer ben seni geçememiş olsaydım; bu senin başarısızlığın olurdu. Demek ki beni yetiştirememişsin derdim sana…Eğer benim oğullarım beni geçemezlerse işte bu da benim başarısızlığım olur…Nasıl düşünce?...Böyle düşünebilen çok kişi var mıdır acaba ülkemiz genelinde?...
Ve de ülkemizde kaç tane ana-oğul böyle bir konuşma yapmıştır acaba?…Bizler; ana-babalarımızdan ileriyiz, oğullarımız ve kızlarımız da bizlerden ileri olmalı derdik 12 Eylül 1980 öncesinde…Oysa bugün ülkemizin çocukları; PISA yarışmasında gerilerde kalsa da…Bir zamanlar arabesk şarkıcısı, türkücüsü olmak isterlerken, günümüzde manken, dizi oyuncusu ve kesinlikle de topçu olma derdindeler… Spor alanında rastlantısal bir başarı yaşansa da ardından doping tartışmaları…Geri alıyor sevincimizi, kıvancımızı...

Sonuç olarak; PISA, PISA kulesi değil elbette…Bu bir sınav…Ve bu sınavda 65 ülke arasında; bu ülkenin çocukları gelmişdi 45. sırada…Ne büyük başarı ama !…Bu başarıyı pekiştirmek için; daha da çok İMAM HATİP…Nasılsa çocuklarımız bu gidişle olamayacaklar devlet kapısında bile bir katip… Sonuç olarak; Bizim PISA kulesi eğik değil, devrik… Ama büyüdüklerinde ülkeye MÜSTEŞAR-BAKAN ve BAŞKAN olabilmeleri kesin…Ne demiş Charles Bukowski denen adam ?...We must bring our own light to the darkness...Türkçe meali ile değerli okurlar bu ünlü ozan ve de yazan adam demiş ki; Ampul yetmez aydınlatmak için dünyamızı; kendimiz getirmeliyiz ışığımızı karanlığı aydınlatmak için

*PISA için daha çok bilgi almak isteyenler için bir yönlendirme: