Selma Erdal

Tüm Yazıları


İnsanlar

  • 02 Aralık 2019 Pazartesi


En temel sınıflandırmaya göre CİSİMLER; katı, sıvı, gaz olarak üçe ayrılır.
Yine Doğa’da/Dünya’da var olan CANLILAR da üçe ayrılır; bitkiler, hayvanlar ve insanlar biçiminde…
Ve İNSANLAR; en ilkel, en biyolojik tanımıyla, Doğa’da yaşayan canlıların arasında en akıllı oldukları, düşünebildikleri, dolayısıyla konuşabildikleri varsayılan İNSANLAR…
Oysa İNSANLAR sosyolojik olarak ya da Türkçesi ile Sosyal Bilimler’e göre; biyolojik adlandırmayla değil, çok daha başka adlandırmalarla tanımlanır. Halk gibi, toplum gibi, yurtdaş gibi, kentli gibi, köylü gibi… Bir de işlevsellik bağlamında yaptığı eyleme, işe göre tanımlanır ki eğer bir film ya da tiyatro oyunu izliyorsa; izleyici (ya da eski dilde seyirci) olarak… Müzik dinliyorsa dinleyici olarak… Yolculuktaysa; yolcu olarak… Bir şeyler öğreniyorsa; öğrenci olarak… Birilerine bir şey danışıyorsa; danışan olarak… Hekimlere göre; hasta olarak…
Kuşkusuz yapılan eylemlere ya da içinde bulunulan koşul ve konumlara göre pek çok adlandırmalar yapılır. Ama her eylem karşılığında İNSANLAR tanımlaması kullanılmaz!..
Kullanılırsa; yanlış mıdır?... Kuşkusuz yanlış değildir, ama bu kullanıma kitlenip kalan konuşan dillerin (kişilerin) söz dağarcığının yoksul olduğu ya da kendisinin eğitimsiz, genel kültürden yoksun, yetersiz bir kişi olduğu varsayılır.
Her olumsuzluğun “milat” ya da başlangıç günü olarak öngörülen 12 Eylül 1980 sonrasında; dilimizde başlayan kirlenme, bozulmaz, erozyon/tozuma sonucunda bu doğrutanımlamalar bırakılmıştır.Özellikle alt kültürün yoz müziği arabesk şarkıcılarının (ki kendilerini “sanatçı” olarak tanımlamayı da pek severler); magazin programları aracılığıyla yayınlanan açıklamalarıyla halkın diline İNSANLAR tanımlaması yerleşmiştir. Bir bakıma “aynen” ve “sıkıntı yok” sözleri gibi, dilimizi, Güzel Türkçemiz’i giderek körelten, yoksullaştıran, sözleri kullanımdan kaldıran bir işlev görmeye başlamıştır İNSANLAR tanımlaması da…
Oysa biyolojik ve sosyolojik olarak insanlar var olduğundan beri; TAŞ DEVRİ’nden, UZAY ÇAĞI’na yol alan insanlık serüveninde, öncelikle yazı, dil, ses, konuşma kavramları da gelişmiş, toplumda yaşanan her olay, olgu, oluşum, söylem, eylem karşılığında; pek çok kavram türetilmiştir.Türetildiği için de konuşma veyazım diline özneolan her konu için var olan kavramlar yerine, genelleme yapılarak yalnızca İNSANLAR tanımlamasının kullanılması dilde yetersizliğin, kişilerin söz dağarcığının yoksul olduğunun göstergesi sayılmıştır.
Dilimiz, Güzel Türkçemiz; günlük 100 ya da 150 söz ile sınırlandırılamayacak kadar varsıldır. Her eylemin, olayın, tutum ve davranışın karşılığı tanımlamalar vardır. Yalnızca İNSANLAR kullanımının kapanına kısılıp kalmadan, dilimizi daha çok sayıda söz kullanarak konuşalım, bu sözleri bilmeyenlere ÖzTürkçe sözleri, kavramları, tanımları öğretelim. İNSANLAR kullanımının ancak; Adem’le Havva mitinde ya da Darwin’in Kuramı’nda başlangıcı simgeleyen “ilk” ve “ilkel” biyolojik bir tanımlama olduğunu anımsayalım, bu kullanımda ısrarcı olanları da uyaralım.
Tarih’in başlangıcından beri var olan bir ırk olan TÜRK ırkının dilinin, ne kadar da varsıl olduğunu “dilimizin düşmanları”na kanıtlayalım. Dilimizi yabancı sözlerden arındırarak, ÖzTürkçe karşılıklarını kullanmaya özen göstererek, sonsuza dek yaşaması için, üzerimize düşen görev ve sorumlulukları yaşamımız boyunca gerçekleştirelim. Gerçekleştirelim değil mi “İNSANLAR değil” değerli OKUYUCULAR?...