Selma Erdal

Tüm Yazıları


İnsan

  • 10 Ekim 2020 Cumartesi


Günümüzde çevre sorunlarının neden olduğu olumsuzluklar ne yazık ki yalnızca suyun, toprağın, havanın ya da gürültünün neden olduğu kirlilikler çerçevesinde yapılacak tartışmalarla sınırlı değil. Bu sorunların neden olduğu olumsuz dışsallıklar bağlamında tüm dünyalıları kaygılandıran konu; küresel iklim değişikliği sorunudur.
Dünya genelinde yaşanan İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ sorunu nedeniyle ülkelerinden, başka ülkelere kaçan, göçen ve İKLİM GÖÇMENLERİ olarak da tanımlanan bu insanların; bazen ve de çoğunlukla ölümle sonuçlanan bu göç yolculuklarının birinci nedeni olabilir mi yeterince beslenememe ya da hiç besine ulaşamama sorunsalı?…
Ve bir yanda da Henry Kissinger’in o acımasız sözleri beynimizde yankılanırken… Ne demiş Yahudi kökenli o muhteşem Amerikalı bir zamanlar söyleşi yaptığı İtalyan gazeteci Orianna Fallaci’ye?…
– Petrolü kontrol edersen; ulusları kontrol edersin…Yiyeceği kontrol edersen; insanları kontrol edersin.
Bu düşünce çevresinde birleşenlerin eliyle gıda pazarına sürülen GDO’lu tarım ürünleriyle de insanları aptal edersin, kanser edersin ve son aşamada yok edersin.
Öte yandan da yükselir çığlıklar, saygın ve namuslu bilim insanlarının ağzından:
– İnsanların en az üçte ikisini öldürmek istiyorlar.
Kimler?...
- Güçlü tarafta olanlar...
İstiyorlar mı acaba gerçekten ?... Ola ki insanlar yok olduğunda; o güçlüler, kimlere hükmedecekler ?...

O insanlar, güçlü tarafta olanlar ya da güçsüz olanlar; sürekli konuşuyorlar. Dillerde sürekli Doğa’yı seviyoruz üzerine söylemler… Ve Doğa’nın doğurduğu çocuklarını da… Ve de en uzağımızdaki yabanından, en yakınımızda duranına değin Doğa’da var olan her türü, her canlıyı… Çünkü onların varlığı;varoluşumuzun güvencesi… Yaşamının sürdürülebilirliği için Doğa’daki türlerden birisi olan İNSAN; bunu çok iyi bilmeli ve onların da yaşamlarını sürdürmelerini gerçekten istemeli…Tek bir canlı türü yok olup, gitmemeli bu gezegenden diyerek… İşte bu gerçeği bile, bile… Özellikle de anlam veremiyorum nedense Doğa’nın çocuklarını canından sıyırıp, soymaya; tenine, kürküne bürünmek için… Kıymak, katletmek, katil olmak… Tüyleri, kürkleri için; devekuşuna, tavus kuşuna, timsaha, tilkiye, vaşaka, samura… Hele ki anasının karnındaki astragan için; hem anasına, hem de yavrusuna…
Bu canların soyup da derilerini/tüylerini/kürklerini ve bürünmek onlara… Acaba bu tutum ve davranış neyin göstergesi ?… Üstün saydığımız için onlardan kendimizi; Doğa’nın efendiliğinin mi?… Bir diğerimize kanıtlamak istediğimiz gücün, varsıllığın mı yoksa bastırılmış hayvansallığımızın mı dışa vurumu?… Hayvanların kürküne bürünmeğe özenmenin ardında yatan hayvansal içgüdüler mi gizli bu eylemlerde?…

Böyle tüylü postlara bürünüp, gösterişli bir durumu sergilediği sanrısı, yanılgısı hiç yakışır mı “uygar” olduğunu ileri süren insana?…

Ki o insan; şu dünyada var olan, anlaşılması en zor yaratık… Hem ağaç, orman, ot, yeşillik olmadan yaşayamaz. Hem de ağaçları keser, keser; onlardan türlü nesneler yapar ve bazen de bu ağaçlardan yaptığı nesnelere tapar. Tapınmak için yaptığı nesnenin bir adı da var; TOTEM…PASKALYA ADASI DA İŞTE BU DÜŞÜNCEYLE YOK EDİLMİŞ.

İNSANLAR TOTEM YAPMA YARIŞINA GİRİŞİP, AĞAÇLARI KESMİŞ VE KESMİŞ VE KESMİŞ.

SON AĞAÇ DA KESİLDİĞİNDE; İNSANLAR DA GİDEREK YOK OLMUŞ.

BUGÜN PASKALYA ADASINDA YAŞAYANLAR ya da VAROLANLAR; YALNIZCA O APTAL İNSANLARDAN KALAN TOTEMLERMİŞ.

Ağaçları yok etmeğe hevesli insan; sen son ağacı kesip, son konutu diktiğinde, o konutu satacağın bir insan kalmayacak haberin olsun!…Ve diktiğin o konutlar; o totemler gibi arkandan kalacaklar ama sen onların yanında olmayacaksın !…