Selma Erdal

Tüm Yazıları


İnadına Yaşamak

  • 16 Kasım 2019 Cumartesi



Yaşadığımız şu son bir kaç hafta içinde; Ölüm Meleği elinde siyanürle, konuk oluyor bedenlere... Neden?... Nedir bu böyle insanları canından bezdiren ki koşa, koşa düşüyorlar Azrail'in peşine?...Oysa ölenlerin basına yansıyan fotoğraflarına bakılırsa; çoğu muhabbet masalarında verilmiş neşeli pozlar... Kimilerinde alkolden gözler kaymış, belli ki aşılmış dozlar... Kim bilir neydi aralarındaki paylaşılmayan kozlar; içlerinden birisi en sona bırakmış kendi ölümünü?...
Şu küresel iletişim ağı; World Wide Web denen örümceğin ağına sinekler gibi takıldığımızdan beri, hepimizin yaşamları sanki ona ipotekli... Ne gizlimiz var, ne saklımız; sofradaki sarımsaklı mantımız ya da içtiğimiz şarabımız, rakımız bizlerden önce sırıtıp durmakta seyircilerimize... Ve sanki her birimizin bir eli yağda, bir eli balda; yaşamlarımız zevk-i sefa içinde... Çoğunluğumuz sadrazamın sol şeysinden düşmüşüz yaşamın orta yerine, bazılarımız da gökten zembille inme...Pekiyi ya gerçekler?...Oysa hepimizin ardında; taşlı, çakıllı yollar, yağmurlar yağsa bile, o çakıllı, taşlı yollar sonsuza dek gözyaşlarımızı saklar.Hepimizin anılarında durur; haince kurulmuş tuzaklar, kör karanlıklarda aldanıp da düşelim diye açılmış çukurlar ve sırtımızdan birileri itsin diye bekleyen uçurumlar...Bakmayın bugün böyle neşeli göründüğümüze, oğlumuz şurada bir şey, kızımız da bir başka şey diye kıvanıp gezdiğimize... Kilo almamak için gidiyorsak her gün lüks bir otelin havuzunda yüzmeye... Sakın aldanmayınız; organik beslenmeye özen gösterip de dünyaya kazık çakmak istercesine gösterdiğimiz çabalara... Biliniz ki sizinkinde olduğu gibi, bizim CV'lerimizde de ne acılar, ne üzüntüler, ne kayıplar, ne zorlanarak ödenmiş borçlar, ne karşılaşılan riskler var. Emeklilik hakkını kazanana değin; 08-17 arasına sıkışan benlikler ve bedenler var, ki yarı açık (C)ezaevinde geçti en güzel yıllarımız desek yeridir. Kimileri kahvehane köşelerinde, kimileri komşu muhabbetlerinde yaşarken sorumsuzca; çoğumuz yalnızca aslanın ağzındaki ekmeği değil, siyasal iktidarların gazabına uğramadan emekliliğimizi almak için az mı çileler çektik?... IMF buyruklarıyla; yiyeceğimiz lokmalar sayıldı. Çocuklarımız küçücük yaşlarda; aybaşı, maaş günü, aylık gibi sınırlamalar nedeniyle şımartılmadan büyüdü, varlığı da, yokluğu da küçücük yaşlarında öğrendi, sorumluluk duygusuyla geleceklerine yürüdü.Ama hangimiz pes ettik?... Hangimiz kolayına kaçtık?... Hangimiz ölüme saklandık?...Karşılaştığımız zorluklarla savaşmadan yılgınlığa düşmek, yaşama küsmek; kolay yolu seçmek değil midir?... Hiç yakışır mı doğadaki canlıların en akıllısı olduğu ileri sürülen; insan türüne?... Oysa sürüne, sürüne de olsa; "yaşamak güzel şey be kardeşim" diyen Ozan bile nice zorluklara direnmiş, teslim olmamış ölüme... Nedir böyle insanların; "para yoksa, yaşamak da yok" düşüncesiyle ölüme koşmaları?...Yoksa kimilerinin var oluşlarının tek amacı; para denen metaya mı ulaşmak?... Eğer yaşamlarında para yoksa; yaşamın da, yaşamanın da mı anlamı yok?... Yapılan yanlışlar, karşılaşılan zorluklar nedeniyle; ölüme koşmak kolaycılıktır. Her türlü zorluğa karşın savaşım vermek, yaşamda kalmayı sevmek, ölümü değil, yaşamı seçmek ve inadına yaşamak; işte insana yakışan budur.