Selma Erdal

Tüm Yazıları


Her yaz

  • 14 Eylül 2020 Pazartesi


Bire on bahse girerim ki İngiliz halkı, Türk halkının olmasıı/alması gereken pek çok hakkı... Türk Lirası'nı yerlerde süründüren beceriksizler nedeniyle... Elbette ki on kata katlanmış keyif eğlence, şenlik ve neşe içinde tepe, tepe kullanıyor Turizm kenti Didim'de... Değil dünyayı gezmek ya da İngiliz'in ülkesine gitmek şöyle dursun; sıradan bir çay bahçesinde oturmak bile, külfet geliyor bu ülkenin emeklisine de, emekçisine de... Gerçi bunu ne bilsin ülkenin en güzel koylarında yaz dinlencesi geçiren egemenler ve de egemenlere destek veren, onlardan beslenen varsıl taife?... Ama halkın en çok içine oturan, canını yakan; İngiliz pasaportu taşıyıp, bir pound'uyla, on Türk Lirası satın alan gezginlerin, bezgin halkımıza tepeden bakışları, küçümser yaklaşımları... Sanki daha dün kovmamış gibi Gazi Mustafa Kemal İstanbul'dan askerlerini, emperyalist duygularla ülkemizin sahibiymişler gibi caka satışları... Kim bilir belki de "Kayserili'nin eşeği boyayıp, pazara sürmesi gibi" kendini Cumhurbaşkanı adayları arasında göstermek isteyenlerden Gül efendi namında yine gerçek bir Kayserili; Majesteleri Elizabeth ve oğluna satarken Bursa, Yalova ve de Didim dolaylarında toprak... O günlerde kımıldamamıştı tek bir muhalif yaprak, ne yazık ki !... Oysa ülkemize gelip, keyif çatanlar da onların genellikle işçi emeklisi, dünün emekçisi... Ama dünya ülkeleri arasında, ülkemiz yitirdikçe üstlerden, aşağılara doğru sıra ve düştükçe ülkede Gayri Safi Milli Hasıla... Sen dünlere kadar nasıl ki tepeden bakıyordun Mısır'a, işte onlar da aynı bakıyorlar sana... Develi, peçeli ve de sanıyorlar ki çekiyor bu ülkenin halkı padişah özlemi... Ne de olsa onlar sırtlarında asalak bir aileyi taşımaktalar Kral Arthur'dan beri... Görmüyorlar/unutuyorlar ya da avutuyorlar kendilerini (gördükçe bizlerin perişan halini) ve hiç dile getirmiyorlar ülkelerinde nasıl sömürüldüklerini, ülkemizde sürerken bire on mutluluğun keyfini... Ne diyelim?... Sağlık olsun!... Bu ülkenin halkı; kendinin ciğere baktığı gibi izlerken onları... Halkına değer veren ATAM'dan sonra, dünya liderliği payesi taşıyan bir ADAM'ın halkına biçtiği değer böylesi bir yaşamsa... Bize söz düşmez, çünkü büyüklerimiz bizden daha iyi bilir ne de olsa!... Çünkü ne de olsa "zincirlerinden başka yitirecek bir şeyi olmayan" proleterya değil ki bu ülkede yaşayanların çoğunluğu... Her ne kadar "sınıfsız bir toplumuz" dese de Anayasa... Toplumsal yapı "ekonomik göstergeler bağlamında" katman, katman... Yoksulluğun en dibinin, dibini gören de var, varsıllıktan başı göklere eren de var. Ve bu topluma vermek istediklerinde ayar; en çok söz dinleyen şu küçük burjuvalar da var. Hani toplumun "sözde" orta direği, şu kentsoylular...
Ki onlar... Ekonomik gücüyle doğru orantılı olarak toplumsal yaşama katılabilen küçük burjuva, yukarıdakilere özende de aşağıdakilerin durumunu gördükçe ürker, onlara benzemekten korkar, dolayısıyla düzenle uyumlu yaşamaya özen gösterir. Durum böyle olunca da ne İsa'ya yaranabilir, ne de Musa'ya... Kuşkusuz komünist düzeni savunan ne kuramcılar, ne de proleterya hiç sevmez küçük burjuvayı, işbirlikçi yaftasıyla aşağılar. Ama o küçük burjuva okula gider, askerlik yapar, çalışır , vergisini öder, en çok da düzenin yasalarına uyar. Yanlışları görse de içinden öfkesini kusar ama kamusal alanda susar, suskun kalır. Her dönemde sosyo-ekonomik düzeyinden aşağılara düşse de, gönenç pastasından payına düşen dilim giderek incelse de... Ülkeye egemen olanlar ağzına bir parmak bal çalar, her dönemde küçük burjuvayı t(a)vlar. Elbette ki o yine de yabanın karşısında, ederinin onda bir oluşuna yanar. Ve bu kısır döngü hep böyle döner. Ama dönse de o değerlerinden dönmez; yurt sevgisi, yurttaşlık bilinci hep onda... Ülke kalsa da dünya ülkeler arası klasmanda en sonda, yine de "altın kafese konmuş bülbül gibi" ah vatanım diye inim, inim inler, darağacına giden Deniz Gezmiş ya da bu topraklar için şehid olmuş Mehmetçikler gibi hep VATAN SAĞOLSUN der. Ne değerlerini satar, ne de doğru bildiği yoldan şaşar. Oysa aylak, boş gezenin boş kalfası, Kadıköy Altıyol'da rüzgar satan ayak takımı; ırkçı ve dinci ayrılıkçıların/bölücülerin/teröristlerin hedefindedir. Onlar öder bedelini; satın alır beynini, benliğini, bedenini... Ama o ve benzerleri hiç umursamaz. Ve de gerçek burjuva, Batı'da işveren para babası, Doğu'da yedi köyün ağası; yeter ki hep dolsun kasası... Hep der ki gelen ağam, giden paşam ya da der ki Kral öldü, yaşasın Kral !... Örnek mi?... İsmet Paşa dönemi varsıllarından KOÇ Ailesi bile; olan, bitene üç maymun. Sabancı Holding; dün ANAP'la aşk-ı meşk yaşarken, son yıllarda AKEgemenler'e baygın. Ama muhalefetin baş gediklisi CHP'ye; cümleten burjuvalar dargın. Son günlerde Fatih Altaylı ile yaptığı görüşmeyle yeniden gündeme gelen Bursa'nın Cavit Abisi... Olay gazete ve televizyonuyla, NTV'nin kurucu babası... AKP'den öncesinde; Baba Demirel'e verdiği destekle, hem kendini yaşadığı ekonomik darlıktan, hem de Baba Demirel'i siyasi zorluktan kurtaran, oğlu Mustafa'nın sözleriyle "parası hiç bitmeyen adam" yine gündemde, yeniden dizayn edilen televizyon işleri nedeniyle... Ama artık Baba Demirel'in oğlu değil, çünkü kral öldü, o şimdi Erdoğan'ı seviyor ve diyor ki yaşasın Kral!... Elbette ki yenisi... Çünkü her iktidar değiştiğinde, değişiyor onun da "benzerlerinin de" değerler manzumesi... Ve onlar değiştikleri için; gönenç pastasından daha kalın dilimler kaptıkça... Didim'e gelen İngiliz pasaportluların da aldığı keyif, neşe, haz ve caz katsayısı değişiyor. Sanki dünya yansa, hasırları yanmazmış gibi gamsız, şımarıklıkta gemsiz; koşa, koşa ülkemize geliyorlar ve ülkemizde yaşam savaşı veren küçük burjuvayı geriyorlar her yaz, her yaz ve her yaz...