Ferhan Ercan

Tüm Yazıları


Hayata Bakış

  • 16 Aralık 2018 Pazar


Yaşama sağdan bakanlar için hayat kendilerine lütfedilmiş olarak kabul edilir. Oysa Sokrates der ki; “Araştırılmamış ve soruşturulmamış bir yaşam yaşanmaya değmez!” Buradaki yaklaşım, verildiği varsayılanı onların istedikleri gibi yaşamak değildir. Normalde yaşamın bilinçli olarak algılanması, soruşturulması ve araştırılması gerekir. Yaşamı onurlu bir yaşama dönüştürmek için emek harcamak gerektiği vurgulanır ki, insan olmanın gereği budur.
YAŞAM ALGISI.
Azımsanmayacak bir çoğunluk yaşamın zorlukları ile onurluca mücadele etmek yerine hep işin kolayına kaçmayı yeğlerler. Onların tercihleri sorunsuz kazanmak ve mücadeleye girmeden yaşamı sürdürebilmektir. Oysa yaşamın bir temel gerçeği var; inanmaya hazır olanlar aldatılmaya en yakın olanlardır. Kolay yoldan kazanmak isteyenler yüzünden, seksenli yıllarda devletin gözü önünde bir bankerler olayı yaşandı. Bu yaşananlardan insanlar gereken dersi çıkarmadılar. Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımız; vatan-millet, din, iman, söylemleriyle aldatıldılar. Bu aldatılmaların altında yatan gerçek,yaşamı tüm gerçeklikleriyle kavrayamayan insanların daha çok kazanma hırsı idi. Jet Fadıl aynı kitleyi(inananlar) defalarca tokatladı. En son bir imam hatipli tosuncuk on binlerce insanı dolandırıp yurt dışına elini, kolunu sallayarak kaçtı!
Hakkı olmadan alanlar veya alma hayalleri kuranlar, haksız ve hukuksuz olarak alanlara ses çıkaramayınca(kendini suç ortağı görenler) toplum çürümeye başladı.
İDEOLOJİ.
İdeoloji, istem ve yaşama ilişkin beklentiler toplamından oluşur. Beklentiler her koşulda bir olanaklar sorunudur. Beklentileri olanaklarını aşan kişiler gerçeklikten kopar. Gerçeklikten kopuş manevi beklentilere kapıyı araladığı zaman, güdülme alanına girilmiş olunur. İşte o zaman sıradan birey öteki dünyasını alışılmış biçimde kurtarmak için hacıya, hocaya ve şeyhlere sığınır. Bu arada bizleri en çok aldatanların, en çok güvendiklerimiz olduğunu da unuturlar!
KÜLTÜR.
Kültür en basit anlamıyla bir yaşama biçimidir. İdeoloji, yaşama isteminin özetidir. Bu nedenle her olay, her istem ve beklenti ideolojiktir. Buna karşın mevcut sorunlara akılcı çözümler üretmek isteyenler(aydınlar, akademisyenler, bilim adamları, örgüt liderleri ve kanaat önderleri)ideolojik yaklaşımlar içinde olmakla suçlanırlar. Oysa suçlayan egemenler kendi ideolojilerinin gereğini yaparlar. Örneğin, kapitalistler herkesin kapitalistler gibi düşünmelerini isterken, el koydukları değerleri kendileri gibi düşünenlerle paylaşmak istemezler!
ADALET.
Bireylerin hayata bakışını içinde bulundukları toplumların sistemleri belirler. İnsan yetiştirme sistemleri insanlığın kurtuluşunu değil, egemenlerin varlıklarını koruyup sürdürmelerinin güvencesi olur. Egemenler kendi çıkarlarını sıradanların çıkarıymış gibi bellettikleri sürece güvenli bir yaşam sürdürürler!
Eğer toplumda adaletsiz bir gelir bölüşümü var ise; eşitsiz paylaşımın güvencesi de sıradanların kendisi olur. Yoksul, yoksulluğunun bekçisi olmaya rıza gösterir. Dolayısıyla inanmaya hazır hale getirilen insanlar, sorgulamadıkları bir yaşam sürecinde tekrar tekrar aldatılırlar!
Direnir düşmanınuyku tutmaz lığı,,
Uyutur çağlayan uçarındaki suları,
Bu işler hiç şakaya gelmez ki;
Cümle uyuyanlar, kaybeder yarınlarını!