Ferhan Ercan

Tüm Yazıları


Halk İradesi,

  • 14 Nisan 2018 Cumartesi


Halk iradesi ile millet iradesi kesişebilir. Bu iki iradenin kapsamları farklı olabilir. Halk iradesi millet iradesinin bir alt kümesidir. Bu farklılık genellik ve yöresellikle ilgilidir. Ülkenin genelini ilgilendiren sorunlar ile yöresel sorunlar son belirlemede bir ülke sorunudur.
Halk iradesi, sorun çevresi ile ilişkili olaylara indirgenebilir. Yereldeki bir sorun genellikle yereldekileri ilgilendirir. Halk iradesi dendiği zaman, genellikle sorun öbekleri aklımıza gelir. HES nerede kuruluyor ise, sorun orada başlıyor. Sorun, öncelikle merkezi ve çevresini etkiliyor. Ülkedeki ve küredeki duyarlı insanlar kendilerini dünya insanlık ailesi adına taraf olarak görebiliyorlar.
Yöresel sorunlar öncelikle yöre halkını ilgilendirir. Örneğin, fındık sorunu fındık üreticisini, tütün sorunu tütün üreticisini ve çay sorunu çay üreticilerini ilgilendirir. Şeker pancarı sorunu üreticisiyle birlikte tam 2.5 milyon insanımızı ilgilendiriyor. Hal böyle iken, halk iradesi neden dikkate alınmıyor?
Burada önemli olan, sorunun tarafları neden çözümlere katılmıyor? Halkın katılmadığı ve katkı sunmadığı çözümler hiçbir zaman demokratiklikle bağdaşmaz!
İktidarın buyurgan bir kararı için halk iradesinden söz edilemez. Özellikle tüm özelleştirmelere “milli irade” karşı çıkmıştır. En son şeker olayında buna tanık olduk. Şeker vatandır satılamaz diye sloganlar atıldı. Artvin halkı yiğitçe bir oligarka karşı mücadele yürütüyor. İşte tamda orada bir halk iradesine tanık oluyoruz.
Eskişehir’de Alpu ovasına termik santral yapılması nasıl bir yut severlik örneğidir ki?
İdarenin eylem ve işlemleri yargı denetiminden kaçırılınca, halk iradesiyle idarenin istemlerinin çatışması kaçınılmaz oluyor. Halka karşı kararlar veriliyor ve uygulanıyor. Eğer tutarlı bir yargı denetimi olsaydı, bu kadar olumsuz sonuçlar olamazdı!
Halk iradesinin gözetilmesi öncelikle bir siyasi tercihtir. Yönetime el koyanlar ya da bir biçimde demokratik kural ve kurumların sağladığı olanaklarla seçilenler halktan yana politikalar uygulayabilirler. Ya da bir sınıfın (egemenler) çıkarları doğrultusunda politikalar uygulayabilirler. Gerçekten de yurdunu, halkını ve insanlık ailesini seven ve düşünen biri olarak Atatürk’ün yaptıklarını ve yapmak istediklerini insanlık onuruna yaraşır olarak görüyorum.
Halk iradesi toplum yararı için iç ve dış buyurgan veya otoritelere karşı ortaya konan bir tepkidir. Kamuoyu tepkisi çarpıtılmadığı zaman mutlaka toplum yararına olur. Peki, çarpıtma olasılığı var mı? Evet, var. İran’da yaşanan halk hareketinin mollalar yararına yönlendirilen bir gerici harekete dönüştürülmesi gibi(!) Şimdi bizde de, farklı değişkenler devreye sokularak normal akarlar tersine çevrilmiştir. Fakat, önemli bir farklılık var. İran da ülkeye ve halka ait hiç bir şey ne yerli sermayeye ne de yabancılara satılmamıştır. Bizde ise, artık satılacak bir şey kalmamıştır(!)
Halkın mülkiyet ilişkisi dolaylıda olsa sahiplik ile ilgilidir. Bu bağ koparıldığında, aidiyet somuttan soyuta kayar. Maddi değerler sahipliğinin yerini manevi değerler alır. Din ve milliyetçilik bunun en tipik örneklerindendir. Bilerek ve isteyerek ve tasarlayarak halkını bu değerlerle tutsak alan yöneticiler sadece kendilerini ve yandaşlarını düşünmüş olurlar. Bu duruma Atatürk’ten bir örnek verelim. Atatürk, eğitim için yurt dışına gönderilen öğrencilere şöyle diyor. “Sizleri birer kıvılcım olarak gönderiyorum, alevler olarak geri dönmelisiniz!” O insanlar yurt dışına öğrenim yapmak için gittiler. Eğitimlerini tamamlayıp geri döndüklerinde hepsi de uzmanlık alanlarında gelişim ve değişim ateşlerini yaktılar. Uzun yıllar ülkelerine yararlı hizmetler ürettiler. İşte, ülkesini ve halkını sevmek budur. Halkın itiraz etmeyeceği kararlar kendi lehlerine olan kararlardır.