Selma Erdal

Tüm Yazıları


Hal ve Gidişat

  • 03 Eylül 2019 Salı


Darbe girişiminin ardından son yıllarda birileri demokrasi davulları çalsa da ülkede genel durum pek iç açıcı değil. Görünüşe göre "sözde" FETÖ'den kurtulduk ama ZAM KİTLESEL KATLİAM ÖRGÜTÜ'nden kurtulamadık, zamlar kadın cinayetleri gibi dur durak bilmiyor, zamların sağnak yağışı hiç dinmiyor.Zamlar yetmezmiş gibi genç işsizliği giderek artıyor ve üniversitelerin açılması yaklaşıyor; ama gençlik umutsuz, geleceğine güvenemiyor. Çünkü okusa diplomalı işsiz, okumasa niteliksiz işsiz olacak.
Yıl sonu yaklaşıyor; memur, emekli geçinememe endişesiyle yapıl-ma-ya-cak zamları düşünüyor. Geçen yılın yarısında yapılanlar; Güneş çıkınca eriyen karlar gibi, elinden kayıp gitti. Gelecek zamlara bakılırsa;emeklinin de, emekçinin de yaşamını sürdürme olanağı hiç yok.
Esnaf, zanaatkar; kaygılı, beklediği verimi alamıyor, üretim düşüyor. Üretim düştükçe; işyerleri, işçilerinin sayısını azaltıyor. İşsizler ordusu çığ gibi büyüyor, umutlar tükeniyor, ülke batıyor, sorunlara çözüm bulması gerekenler yalnızca Suriyeli mültecilere yardım elini uzatıyor.
Dolayısıyla ülke genelinde yaşayanlarımız ki onlar nüfusumuzu oluşturan ulusumuz, halkımız; gelecek kaygısıyla, giderek mutsuzlaşıyor. Bir başka deyişle insan kaynaklarımız; mutsuz oldukları gibi, bir de umutsuz, gençlerimiz gibi onlar da geleceklerinden endişeliler. Bu umutsuzluk da, daha büyük mutsuzlukların doğmasına temel oluşturuyor ki bu durumda usumuza düşen, dilimize gelen bir sorudur; “nüfusta nitelik mi önemlidir, yoksa nicelik mi ?” karşılaştırması…
Ne yazık ki bugüne değin; ülkemizde nüfusun nitelikli bir çoğunluk olmasındansa, nicelikli yapısı üzerinde durulmuş. Cumhuriyetin ilk yıllarından;günümüzün AKEGEMENLERİ'ne değin nüfusun sayısal çokluğu, güçlülük olarak algılanmıştır.Kuşkusuz gelecekten umutlu olmak; toplumlara mutluluk verir. Ama ülkemiz koşullarında mutlu olabilmek için kişilerin de bilinçsiz olması gerekir. Yoksa bilinç düzeyi gelişmiş, “benden sonrası tufan” diyemeyen sorumluluk sahibi bireyler, yarından endişe duyarak... Ve de “Bu genç kuşağa ne verebiliriz?” düşüncesiyle mutsuz ve karamsar benlikleriyle; ne kadar verimli olabilirler ?...Özellikle doğal kaynakların (toprak, su, hava, madenler gibi) ve parasal kaynakların yanlış kullanımı sonucu giderek yoksullaşan ve kaynakları yabancılara satılan ülkemiz; bu gençlere neler bırakabilecektir ?...Açgözlülükle hoyratça kullanılan kaynaklarımız tükenince;bizden sonraki nesiller bir şey üretmeden,üretemeden yaşamlarını nasıl sürdürebileceklerdir?...
Yaşamsal olanakları giderek yok edilen, tüketilen bir ülkede, siz demokrasi davulları çalsanız, dünya barış günü v.b. günleri kutlasanız ne olur ki?... Eğer yaşayabilceğiniz güçlü ve güvenli bir ülkeniz, barış içinde, geleceğine güvenle bakan bir ulusunuz yoksa... Bir de devlet hazinesinde kalmıyorsa tek kuruşunuz ve buna karşın fıtratınızda düşmanlarınızca üzerinize sıkılacak bolca kurşununuz varsa... Barış kavramı belleklerden, bilinçlerden silineceği gibi, sözlüklerden de silinir gider. Üstelik yok ki bir Gazi Mustafa Kemal daha göğsünü etsin ulusuna siper. Velhasıl hal ve gidişat hiç iyi değil. Dünlerde "açlıktan kim ölmüş ki?" ya da "Aç mezarı yok ki" diye sözlerin söylendiği bu ülkede; bu gidişle mezarcılar açlıktan ölenleri de gömer.Selma Erdal; Didim, 2 Eylül 2019