Selma Erdal

Tüm Yazıları


Hacivat'la Karagöz'den 12 Eylül Atışması

  • 11 Eylül 2018 Salı


Yaşadığımız günler...Dünden, günümüze gelenler...Ülkenin, ulusun hızla değişen çehresi ve karakteri; kuşku yoktur ki 12 Eylül 1980 askeri hareketinin eseri...Bugünleri iyi anlamak için; 12 Eylül 2018 gününde de Hacivat'la Karagöz'ü bir kez daha dinlemeli... Düşürmeli suretlerini hayal perdesine...Acaba kimler kan katdı; bu halkın pilavına, zerdesine?...O günlerden, bu günlere; yaşananları, olan bitenlerii iyice düşünmeli!...
Hacivat: A benim Karagözüm nasılsın ?…

Karagöz : Senin de çocuğun asılsın…

H : Karagözüm ne diyorsun böyle ?… Hiç yakışır mı bu sözler sana ?…

K : Her 12 Eylül’de ağlıyor binlerce ana… Bir de diyorsun ki yakışır mı bu sözler ?… Bilmez misin ki her 12 Eylül’de ciğerim sızlar…

H : Ne olmuş Eylül’ün 12’siyse ?…

K : Hacıcavcav yine beni anlamazdan gelirsin, ben ağlarken sen gülersin !…

H : Neden ağlarsın be Karagözüm ?… Nedir bu sesindeki hüzün ?…

K : Ah be Hacivat; ne tez unuttun… Halbuki o günlerde sen de bizlerle saf tuttun… Demek ki sen bizleri uyuttun, şimdi umursamıyorsun 12 Eylül’ü…

H : Aman Karagözüm; o günler geride kaldı, insanlık çoooook başka yerlere yol aldı…

K : Amerikan emperyalizmine direnin diyen sen; oldun Amerikan uşağı.. Elinde çelik kaşağı; derimi yüzenlerden yanasın… Umurunda bile değil; benim içim oluk, oluk kanasın…

H : Ah be Karagözüm; kaldı mı artık endişe, korku Amerikan egemenliğinden ?… Aç gözünü de bak; bugün Mao’nun Pekini’nde, Lenin’in Moskovası’nda bile Cola içiliyor… Daracık blue-jean’li Rus kızları, erkekler için özel seçiliyor.. Komünist düzenin üretken kadını, üretilen değere dönüştü… Senin Trabzon uşakları; “ Nataşa” aşkıyla yatağa düştü… Bütün bunlar niye mi ?…

K : Hah işte; dur bakalım orada… Başlama yine “Yeni Dünya Düzeni”, küreselleşme masalına… Bilmekteyim ben de, olsam da bu kadar cahil; 12 Eylül 1980 bu başlangıç için ilk delil… Ondan sonra atıldı “küreselleşme” diye bir kavram ortaya, bir zamanlar Amerikan egemenliğine direnen senin Altmışsekizliler ; teker, teker takıldı bu oltaya…

H : Aman Karagözüm neler demektesin ?… Biz aydınların hakkını yemektesin ?…

K : Ben hak yemem Hacivat !… Yediğim kuru soğan, esvabım bir kat… Değilim de senin gibi avukat; küreselleşme yalanı için…

H : Aman Karagözüm; dur ben sana anlatayım küreselleşmeyi…

K : Bırak Hacivat Çelebi; temiz kalanlara elleşmeyi…

H : Aman Karagözüm neler demektesin ?… Yeni Dünya Düzeni’ni yanlış bellemektesin…

K : Sen de en verimli tarlaları bellemektesin; ırgata da kalmakta çorak toprak…

H : Dinle Karagözüm anlatayım sana doğrusunu; kurutma muhabbet kuyusunu… Sen yanlış bilmektesin…

K : Ah be Hacivat; beni hep cahil bulmaktasın… Sen bir dem sus , biraz da ben anlatayım şu küreselleşmenin anlamını; ortaya dökeyim senin yalanını… Sorarsan şu küreselleşmenin anlamını; say ki gezegenimiz Dünya, tek bir ülke… Söylenense koca bir yalan ezilen halka… Tastamamdır; sınırların kalkması demek… Böylece kolayca sömürülsün emek… Kuşkusuz sınırlar kalktı; ama kimlere ?… Yüzlerce yıldır, utanmadan Dünyamız’ı kemirenlere…

H : Dinle beni bir yol Karagözüm; asmada bırakmadın üzüm…

K : O benim işim değil; varı, yoğu sömürmek sizin işiniz… Ben gibilere gelince; değil ülkenin sınırlarını aşmak, evimizin duvarlarından dışarıya taşamıyoruz… Ramazan gelmeden, zamları geldi… Dengesi bozulan yoksul halk; ağlamaktansa, saf, saf güldü…

H : Aman be Karagözüm; küreselleşme mi neden oldu bu zamlara ?… Bilmiyor musun bu yaz ülkeye geldi “küresel ısınma” ?…

K : Önceleri de “bu kış ülkeye komünizm gelecek” diye halkı uyuttunuz, şimdi de her sorun için “küresel ısınma”yı suçlu buldunuz… Bizleri de iyice ahmak bildiniz…

H : Söyleme böyle Karagözüm; bu kadar da saldırma, her duyduğuna aldırma…1980’lerden bu yana; çağ atlamaktadır Türkiye…

K : 21. yüzyıldan, 6.yüzyıla mı ?… İki ileri bir geri, mehter takımı gibi… O bile hiç değilse bir adım öne yürür, sizin atladığınız çağda; her şey çürür…

H : Aman Karagözüm; sen ne demektesin ?… Yoksa Ramazan aylarında oruç mu yemektesin ?…

K : Bulursam bir dilim kuru ekmekle, bir baş soğan, hele bir de içecek bir yudum su… Bakarım çevreme; var mı başkalarında açlık korkusu ?… Diz de çökmem kimsenin sofrasına; Türküsü’nü çığırmam onun, çünkü binmem ki arabasına…

H : Ah be Karagözüm; sen iyice aymaz olmuşsun, kimseleri saymaz olmuşsun.. El, etek öpmekle dudak aşınmaz, tırnak olmayınca sırt kaşınmaz…

K : Sen değil miydin bize; “zincirlerinizden başka kaybedecek neyiniz var ?” diyen ?… Zincirlerimi yitirmedim henüz ama; yitirdim gençlerimi, umutlarımı, onların yaşayamadığı güzel yarınları…Üstelik hiç de doymuyor bebelerimin karınları…

H : Aç gözünü be Karagözüm, dilimde tükendi sözüm; Marksizm değil, artık Makiavelizm genel ilke…Dillerine doladı bu sözleri, kırsal kökenli kaldırım sürtükleri bile; “başarıya giden her yol mübah”… Sense arıyorsun bende bir günah… Senin anlayacağın şimdilerde her şey satılık… Neredeeee yarın yanağından gayrısını halkıyla paylaşacak alık ?…

K : Aman Hacivat Çelebi; sen komünistliği iyi bilirdin, şimdi neler demektesin ?… Yoksa sen de mi oldun liboş ?…

H : Ne söylersen söyle be Karagözüm; böyle gönlüm daha bir hoş…

K : Aman Hacivat Çelebi sen iyicesine olmuşsun sarhoş…Demek ki sen de oldun liboş; liboşlarla birliktesin ?… Ayağı yalın, donu yamalı Anadolu halkına liberal libas biçmektesin ?…

H : Ah be Karagözüm; oldum olası kalın kafalısın, halkın için tasalısın… Ama boşuna yanmaktasın, onların keyfi gıcır, karnı tok, sırtı pek… Buldular mı o gün yemek; “bir günlük beylik, beyliktir” diyerek aldırmazlar… Senin gibi yeni düzene saldırmazlar…

K : Desene Hacıcavcav; halkımız taptaze av, küresel canavarlara … Ağızlara bir parmak bal; “işte özgürlük, demokrasi, liberalizm budur” ne istersen al…

H : Unut artık seni üzeni.. .. Anlamaya çalış bu yeni düzeni…

K : Ne düzeni ?… Demek bunun içindi; 12 Eylül dümeni ?…

H : İşine gelirse Karagözüm; bundan sonra dümen, ah şey, düzen böyle… Varsa sende akıl, sen de bize takıl… Nedir bu böyle; hep itil, kakıl… Asılana ağlamaktansa; kasılana bağlanırım… Methiyeler düzerek çökerim sofrasına; temenna çekerek imamına, softasına doyururum karnımı, göbeklenir yağlanırım…

K : Aman Hacıcavcav destur; sen benden uzak dur… Sömürgenlerin artıklarıyla yağlanmaktansa; her 12 Eylül’de, ülkemin başına gelenlere kor ateşlerde yanar, dağlanırım… Bunca söze karşın; işte burada metreyle, arşın… Herkesin usu başında; gelmeden yol ayrımına iyice ölç-biç, düşün taşın… Bugün 12 Eylül dedik; öfkemizi taşlarda bilemedik, belki haddimizi de bilemedik, belki sürç-i lisan ettik, af ola, bizimkiler de tükürdüğünü yalayanların sözleri gibi gaf ola… Gülelim acınacak halimize; bakalım sonuçta ne geçecek elimize ?...