İlter Gözkaya Holzhey

Tüm Yazıları


Güven sorunu

  • 20 Temmuz 2018 Cuma


İlter Gözkaya-Holzhey Berlin, 8 Haziran 2018
eMail: iltergh@t-online.de

Sığınmacıların Avrupa’ya akını yaşlı kıtaya güven sorununu getirdi. Suriye savaşından kaçmak zorunda olanlara 2015 yılında Federal Almanya Başbakanı Dr. Angela Merkel kapıları açınca, yalnız Almanya’ya değil Avrupa Birliğini de zor durumda bıraktı. Göçe hazır olmayan kıtaya kontrolsüz gelen insanlar emniyet sorununu da birlikte getirdi.
Sığınmacılar üç sebeple Avrupa’ya gelmek istiyor. Savaştan kaçanlar, ekonomik zorunluktan ve yaşamını daha iyi bir seviyeye çıkarmak isteyenler.
Yugoslavya savaşından sonra iki milyon, iki Almanya’nın birleşmesiyle onaltı milyon, sovyetler Birliğinde yaşayan Alman kökenli beş milyon insana kucak açmıştı.
Fakat Suriye ve Kuzey-Afrika’dan gelen mültecilerin çoğunun müslüman olması iç güvenliği sarstı. Çünkü aile değil, yalnız genç erkek gelince kültürel ve sosyal sorunlar sağcı partilerin hortlamasına sebep oldu.
Yıllarca Türk işçilerine konuk muamelesi yapan, göç ülkesi olmayı reddeden tutucu parti CDU/CSU göç yasası yapılmasına karşı çıkarak gerçeklere gözlerini kapadı.
Yabancı ve İslâm düşmanı parti AfD her fırsatta nefret saçıp yangına körükle gidiyor. Bu nedenle iyi Alman Demokrat Partileri nesnel tartışma yapamıyor.
Siyah beyaza karşı savaşırken, diğer renkler yok sayılıyor. Böylece çözüme ulaşılmıyor, Avrupa ülkelerinde doğup, büyüyen, hatta uyum sağladığı kabul edilen ülkenin dilini çok iyi öğrenip, yüksek tahsil yapan ve uzun süredir kıtada yaşayan gençlerin Avrupa’ya karşı savaşmak için Irak ve Suriye’ye gitmeleri halka şok etkisi yaptı. Uyumda yapılan dışlama, ayrımcılık, gizli ırkçılık düşmanı içerde beslemişti.
Profesör Dr. Bassam Tibi 1961 yılında Suriye’den yüksek tahsil yapmak için Almanya’ya geldi. 28 yaşında Göttingen Georg-August Üniversitesi’nde profesör oldu.
Beş kıtada çeşitli üniversitelerde konuk öğretim görevlisi olarak çalıştı. Ankara Bilkent Üniversitesi’nde de ders verdi.
Otuza yakın kitabı onaltı dile çevrildi. Müslüman ve İslâmbilim insanı olduğu için müslümanları da eleştirmekten korkmuyor. Elbette çok sayıda karşıt görüşlerle uğraşmak zorunda kalıyor.
Alman meslektaşları da zaman zaman kulaklarını kapatıyor. Her şeyi bildiğini sananların eleştirisine karşı argümanlar üretiyor.
İslâm dini coğrafyaya göre çeşitli kültürlerin etkisinde kalmıştır. Bu nedenle Almanya kendisi öncü İslâm anlayışına dayalı okullarda ders vermeyi ihmâl etmiştir. Derhal ele alınması, bilhassa ilk olarak Türk toplumunu önyargılardan koruyacaktır.
Bu kitabında tarif ettiği din bilgisi öğrenimi Türkiye’de lâik sistemde Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının kurduğu reformu anlatıyor. Lâik Cumhuriyetin deneyimine baş vurmak Avrupa’yı da siyasal İslâm’ın etkisinden kurtaracaktır.
İslâm diniyle, politik amaçlı İslâm’ın farkı iyi anlaşılması gerekiyor. Siyasal İslâm faaliyetlerine karşı ciddi şekilde mücadele etmekle ancak güven sağlanacaktır.
Din görevlilerin Avrupa ülkelerinde tahsil görmesi, yetiştirilmesi hem kültürel, sosyal açıdan hem de müslümanların ödediği verginin geri dönüşü bakımından önemlidir.
Çoğunluğu teşkil eden, medya ve basında hiç gündeme düşmeyen lâik sistem taraftarları dinlerine sahip çıkıp, seslerini çıkarmalıdır, Bu nedenle dernek ve sivil kuruluşlara görev ve sorumluluk düşüyor.
Avrupa’da işsiz ve fakir olanların çoğu müslüman göçmen gençleri. Bu nedenle dini bayramlarda toplanan yardım kıtada değerlendirmeli, özel yuva ve ana sınıfı desteklenmeli, müslüman kökenli öğrencilerin eğitim ve öğretmen olmaları teşvik edilmelidir.
Basın ve medyada dile dikkat edilip, sığınmacılarla, yıllar önce gelen göçmenler birbirine karıştırılıp bir başlığa sokulmamalıdır. Çoktan zamanı geçen göç yasası yapılmalı.
Demokrasi ilkelerine bağlı müslümanlar korkmadan tartışmaya karışmalı. Zira onlara sığınmacı ve güven sorununu gündeme getirince İslâm düşmanı denmez.
Suriye ve Kuzey Afrika’dan gelenlerle ayrı bir yahudi düşmanlığı geldiği açıkça konuşulup, önlem alınmalıdır.
Kıtanın etrafına duvar örmek, savaştan kaçmak zorunda olanların Ege ve Akdeniz’de boğulmasına seyirci kalmak çözüm değildir.
Sığınmacıların geldiği ülkelerde ilk önlem alınmalı, mezhep savaşlarına kışkırtarak, taraf tutarak savaşa sebep olunmamalıdır. Batı, Dünya politikasında şimdiye kadar yaptığı siyasal çalışmalarını gözden geçirip acilen sorgulamalıdır.

Hoşça ve güvende kalın!