Av Faruk Haksal

Tüm Yazıları


Gurup İçinde Olma İhtiyacının Yaratacağı Riskler

  • 31 Mart 2018 Cumartesi


İnsan toplumsal bir varlık.
Tek başına yaşamayı seçen, yalnızlığı seven bir insanın dahi eninde sonunda demir atıp, halatını bağlayacağı bir limana ihtiyacı var…
İnsanların konuşmaya, paylaşmaya, birbirlerinin soluğunu enselerinde hissetmeye gereksinimleri var.
Ama böylece “gurup”laşan insanların da içlerinde geliştirerek dışa vurdukları kendilerine özgü farklı psikolojik refleksleri ve boyun eğmeleri var…
Örneğin bir topluluk, kendisini oluşturan bireylerin tek başlarına almayı göze alabilecekleri risklerden çok daha fazlasını sırtlayabilir. Bu olguya psikologlar “risk kayması” diyorlar.
Grup üyeleri, grup tarafından değerli bulunmayı isterler.
Ayrıca bir grubun üyesi olmak, bireysel sorumluluğun yükünü azaltır.
Pek çok araştırmanın sonucu göstermiştir ki, gurup üyeleri, gurup kararlarının doğruluğuna kendi kararlarından daha fazla emindirler…
Bu inanç, gurubun üyelerine sağladığı dayanışma hissinden kaynaklanmaktadır.
Grup kararları çoğunluk tarafından alındığı için, üyelerin yanlış yaptıklarını düşünme [ve sorgulama] ihtimalleri kendiliğinden azalmış olmaktadır.
Üyeler, gurubun kendilerine ilettiği güven duygusu yoluyla ulaştıkları iyimserlik atmosferi içinde bir “zarar görmezlik” yanılsaması geliştirebilirler…
Bu psikoloji, grup içindeki bireyleri, grupta mevcut olan uygunsuz olguları göz ardı etmeye, bir amaç uğruna her şeyin meşru olabileceği [Makyavelizm] düşüncesine saplanmaya, kötü olarak kabul ettikleri düşman gruplara karşı basmakalıp görüşler geliştirmeye, grubun aldığı kararlara aykırı düşüncelerini gruptaki öteki bireylerden saklamaya ve gruba uyum göstermek için kişisel tereddütlerini saklamaya ve sorgulama yeteneğini rafa kaldırmaya yöneltir…
Ve böylece de ortaya büyük riskler taşıyan “görüş birliği yanılsaması” çıkar…
Bu nitelikteki bir yanılsamanın girdabına yakalanan grup üyeleri, son olarak da, grubun görüşleri ile uyuşmayan gerçekleri gruptan gizleyerek diğer üyeleri “korumaya” çalışırlar.
Tabii burada sözü edilen “koruma”nın ne anlama geldiği ve neye hizmet ettiği düşündürücü bir gelişmedir.
Sözünü ettiğimiz bu toplumsal olgular demokrasinin yeteri ölçüde gelişmediği ya da yurttaşların eğitim seviyelerinin yeterli bir düzeye henüz ulaşmadığı toplumlarda bazı önemli aksaklıkların ortaya çıkmasına neden oluşturmaktadır.
Örneğin lider pozisyonundaki bir kişi, bir danışma kurulu ya da yönetim kurulu veya bakanlar kurulu oluştururken, kendisinden daha akıllı, daha kültürlü ve daha üstün kişileri tercih etmemeyi seçebilir. Çünkü bu tür toplumlarda liderler, öz/saygılarını [ve karizmalarını] korumak için etraflarına düşük kapasiteli “yandaş”lar biriktirme eğilimindedirler…
İkinci aksaklık, topluluk bireylerinin lidere yaranma ve onu memnun etme arzusundan kaynaklanır. Bu olgu, olağanüstü riskler taşıyan gelişmelerin kaynağını oluşturur. Çünkü üyeler lidere tabi yalaka kişilerden oluşunca, liderin tutumu daha da aşırılaşır ve gün geçtikçe üyeler de bu aşırılaşan tutuma itirazsız intibak ederler… Sözünü ettiğimiz bu gelişme, karşılıklı tetiklemelerle hızını artırdıkça artırır. Bu tam bir zincirleme kısır döngü olgusudur.
Etrafındaki yandaş birikintisini toplumun kendisi olarak kabullenen lider, zaman geçtikçe yapıp/ettiklerinin halk üzerindeki etkisini ölçemez duruma gelir ve giderek "tek adam"laşır…
Tak-adamlar bir günde oluşmaz…
Durup dururken oluşmaz.
Lider ile yandaşlar arasında zaman içinde meydana gelen ve süreklik arz eden reaksiyonlar zincirinin sonucunda ve sözünü ettiğimiz zemin ve koşullarda adım adım ortaya çıkar.
Türkiye toplumu 2019’un musalla taşına doğru ağır ağır yol alırken gündeme taşımaya çalıştığımız bu düşünceler soğukkanlılıkla ve artan bir bilinç ortamında ciddiyetle sorgulanmalıdır.
Eğer bu sorgulama işlevi, birleşme olgusunu üretemiyorsa, makûs talihimizi kendi ellerimizle yaratacağımız gerçeğini anlamalıyız.

@farukhaksal42
www.haksal.av.tr
farukhaksal@gmail.com